Dostluk zahmetli iş

Bazı insanlar vardır; kalbimize yük olmazlar. Yanlarında kendimizi koruma ihtiyacı hissetmeyiz. Sözlerimizi tartarak konuşmamız gerekmez. Çünkü onların yanında biraz da evimizde, kendi dünyamızda hissederiz. Rol yapmayız, olduğumuz gibi kalmanın rahatlığını yaşarız. İşte mümin bir arkadaşın “cana yakın” oluşu böyledir.
Bugünün dünyası, mesafeyi öğretiyor bize. Fazla yaklaşmamayı, uzak kalmayı, fazla açılmamayı, kendimizi saklayarak yaşamayı… Oysa gönüllerimiz, birbirimize yaklaştıkça ve bir başka kalpte kendine yer buldukça ferahlar. Bazen bir selamla içimizin ısınması, bir tebessümle yükümüzün hafifleyivermesi bundandır. Güvenebileceğimiz, derdimizi paylaşabileceğimiz bir dosta hepimizin tabii bir ihtiyacı olduğu muhakkak. Fakat ne hikmetse derin bağlar kurmaktan çok, gerektiğinde kolayca çıkabileceğimiz yüzeysel ilişkiler inşa ediyoruz. Çoğu zaman, yeni bir insanla karşılaştığımızda yakınlık kurmaya çekiniyor; meseleye temkinli olmamız gereken, riskli bir eylem gibi bakabiliyoruz.
Herkesin güvenilir görünmeye çalıştığı bir meydanda, kimse kimseye tam olarak güvenmiyor. Etrafımızda kalabalıklar her geçen gün artsa da içimizdeki yalnızlığın her geçen gün büyümesi, biraz bundan. Birbirimize yaklaşmaktan ziyade, mesafeyi muhafaza etmeyi tercih ediyoruz; çünkü mesafe, bize güvenli geliyor. Halis dostluklarla hayatı daha güvenli algılamamız gerekirken, ilişkileri yönetmekten çekiniyor, endişe taşıyoruz. Modern zamanlarda birçok insanın yalnızlığının sebebi, “risksiz yalnızlık” olabilir mi?
Modern dünya, durmadan bireyi öne çıkarıyor. Kendi başına ayakta duran, kimseye ihtiyaç duymayan insanı alkışlıyor. Oysa hayat, tek kişilik bir yolculuk değil. İnsan; yükünü paylaşacak bir dost, bir arkadaş, en azından omuz omuza durabileceği bir yoldaş arıyor. Sevincini çoğaltacak, acısını hafifletecek bir ses duymak istiyor. Fakat burada durup yeniden düşünmek gerekiyor: Dostluk nedir gerçekten? Aynı masada oturmak mı? Birlikte çay içmek mi? Aynı ofiste mesai yapmak mı? Eğer dostluk, yalnızca bunlardan ibaret olsaydı; bu dünyada hiç kimse kendini yalnız hissetmezdi. Demek ki hakiki dostluk, daha derin bir yerde başlıyor. Aynı göğe birlikte bakabilmekte… Aynı yarayı birlikte sarabilmekte, aynı acının sızısını hissedebilmekte… Zulüm karşısında, aynı vicdanla ayağa kalkabilmekte… Belki de dostluğun en güzel tarafı, gönül birliğiyle aynı hakikate yönelebilmektir. Çünkü insanın hayat yolculuğunda öyle yollar vardır ki kendi içinden geçer. İşte o yollar, herkesle yürünmez. İnsan; kalbinin içinden geçen bir yolu, rastgele biriyle paylaşamaz. “Dost” dediğimiz kişi; aynı menzile inandığımız, aynı istikamette yorulduğumuz, aynı yükü omuzlamaya razı olduğumuz sadık bir refiktir.
Hakiki dost, yalnızca yükümüzü hafifletmez; o yükü nasıl taşımamız gerektiğini de öğreten kişidir. Bazen bir cümleyle yapar bunu, bazen bir bakışla. Bazen de hiçbir şey söylemeden... Çünkü bazı dostluklar, kelimelerden çok sükûtla anlaşılır. İnsan, yanında hakiki bir dost varsa içindeki dağınıklığın yavaş yavaş toparlandığını hisseder. Savrulan niyetleri, yeniden yerini bulmaya başlar. Yan yana yürümek kolaydır aslında. Asıl mesele, kalben aynı istikamette kalabilmektir. Çünkü insan, birlikte yürüdüğü kişiye zamanla benzemeye başlar. Sesine, bakışına, hatta sükûtuna…
Peki, kalbimize misafir ettiğimiz insan, kötü bir arkadaşsa ne olacak? Tasavvuf literatüründe, yanlış arkadaşlıkların insanı yolundan saptırdığına dair pek çok kıssa anlatılır. Bu durumda, “Yol nedir, yanlış arkadaşlık nasıl olur?” diye sormak icap eder. Öyle arkadaşlar vardır ki hakikati, çoğu zaman kendi menfaatleri doğrultusunda eğip bükerler. Sen ona güvenirsin. Ondan geleni sorgulamadan, şartsız kabul edersin. Sonra bir de bakmışsın ki kaybolmuşsun. Üstelik yolu nerede, nasıl kaybettiğini de fark etmezsin bile. Kendi yönünü bulamamış, istikametini kaybetmiş bir arkadaşın; bizi, iki cihanda da hüsrana sürükleyebileceğini aklımızdan çıkarmamamız gerekir.
İnsan, ömrü boyunca pek çok yoldan geçer. Ama bazı yollar vardır ki yalnız yürünmez, yürünmemelidir de. Burada mesele, yalnız kalmaktan korkmak değil elbette. Asıl mesele, insanın içindeki o yoldaşlık boşluğunu kimin doldurduğudur. Çünkü kötü arkadaşlıklar, yalnız insanı değil; zamanla toplumları da çürütür. Menfaat etrafında toplanmış ruhsuz kalabalıklar, gönül bağı olmayan birliktelikler… Belki de çağın en büyük yalnızlığı tam burada başlıyor.
Bu yüzden arkadaş seçmek, yalnızca bir beraberlik meselesi değildir; aynı zamanda bir istikamet seçimidir. İnsan, biraz da dostunun yürüdüğü yola benzer. Bu sebeple dostluk, geleceğimize dair verdiğimiz en mühim kararlardan biridir. Eskilerin, “Refik, yoldan önce gelir,” sözü, boşuna söylenmemiştir. Çünkü “yol” dediğimiz şey, yalnızca aşılacak bir mesafe değildir; insanın insanla sınandığı bir sahadır biraz da. Yanındaki kişi bazen pusulan olur, bazen aynan. Ama hakiki dost, bir ayna gibidir; seni olduğundan fazla göstermez, senden bir şey de eksiltmez.
İnsan, hayat yolculuğunda belki tek başına yürüyebilir; fakat tek başına derinleşmesi zordur. İnsan, kimi zaman kendisini, yine kendinden koruyacak bir dosta ihtiyaç duyar. Nefis sahibi bir beşer olarak bu ihtiyaçtan bütünüyle kaçabilmek mümkün değildir. Çünkü dışarıdan gelen tehlikelere karşı, çoğu zaman hazırlıklıyızdır. Fakat insanın kendi içinden yükselen karanlığı fark etmesi, her zaman kolay olmaz.
Öte yandan, “Dostluk inşa edeceğim, güvenli bağlar kuracağım,” diyerek acele etmekle de müfit (yararlı) bir netice alınmaz. Çünkü dostluk; emek ister, zaman ister ve hepsinden önemlisi, çokça diğerkâmlık ister. Sözün burasında Efendimiz’in (s.a.v.), “Mümin cana yakındır. Yakınlık kurmayan (insanlarla) ve kendisiyle yakınlık kurulamayan kimsede hayır yoktur,” hadisişerifini hatırlatmak isterim. “Yakınlık kuramayan insanın içinde bir tür kuraklık vardır,” desek yanlış olmaz. Bir muhabbet kuraklığı… Ne kendisi bir gönle şifa olabilir ne de başka bir gönül, onun yalnızlığına çare olabilir.
Hakiki dostluk, biraz da kalp incitmemeyi öğrenmekle başlar. Sonra hasbihâl ettiğimiz gönüllerin yükünü artırmadan onların yanında durabilmekle devam eder. Müminin kalbi, sert bir taş gibi değil; gölgesinde soluklanılacak bir ağaç gibi olmalıdır. Yorulanın dinleneceği, incinenin sükûnet bulacağı güvenli bir yer gibi… Hakiki dost, yalnızca sevincimizi paylaşmakla kalmaz, düştüğümüzde elimizden tutan, sendelediğimizde bizi doğrultan kişidir aynı zamanda. Ne önümüze geçer ne de geride kalıp bizi yalnız bırakır; tam yanımızda yürür. Öyle ki omzu, omzumuza değe değe eskir. Aynı safın, aynı yürüyüşün, aynı istikamete inanmanın izi düşer kumaşa.
Hasılıkelam, hayatın en büyük zenginliklerinden biri, hakiki bir dosta sahip olmaktır. Hayat yolculuğumuzda her daim yanımızda durabilecek; kalplerimizin birlik, ruhlarımızın ahenk

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.