Batı üstün mü?

Savaş Ş.  Barkçin
Savaş Ş. BarkçinCins Dergi Yazarı
07:00, 20/06/2026, Cumartesi • GZT Haber Merkezi
Batı üstün mü?
Görsel.

İki asırdır yaşadığımız gerçek şu: Batı; ekonomiden siyasete, bilimden sanata kadar bütün alanlarda hâkim. Eğitimden sanata, siyasi rejimlerden ekonomik terimlere kadar Batı’nın ürettiği, pazarladığı, empoze ettiği kavramlar ve kurumlar geçerli. Bizde Batı’nın üstünlüğü algısı Tanzimat sürecine kadar gider. O reformları, Batı’nın maddi başarılarının gerisinde kalmamak için yapmıştık. Ama bu iddia hızla, Batı’nın sadece maddi alanda değil manevi alanda da üstün olduğunu kabul edip ona her alanda benzeme gayretine evrildi. Bu uğurda kendi müziğini yasaklamak gibi cinnet derecesine varan işler yapıldı.

Bugün Batı, dünyadaki yaygın algıya göre her hayat sahasında ilktir, birincidir, eşsizdir.

Bugün Batı, dünyadaki yaygın algıya göre her hayat sahasında ilktir, birincidir, eşsizdir. Onun her işi doğal, makul, bilimsel ve evrenseldir. Sadece hâkim değil, üstündür. Batı, bütün dünyayı bu yönde ikna ettiği için Doğu’nun parası, itibarı, enerjisi, meşrulaştırması ona akıyor. Üstünlüğünü neredeyse dünyanın tamamına böylesine kabul ettirmiş bir medeniyet daha önce gelmedi. Batı’ya ve ona gönülden iman edenlere göre Batı, insanlığın ta başından beri ulaşması gereken yere, nirvanaya, şangrilaya ulaşmayı başarmış tek medeniyet!

Peki, bu hâkimiyet ve üstünlük imajının ne kadarı olgu ne kadarı algı? İşte burası tartışmalı. Kimine göre bu imaj tamamıyla algıdır, gerçek değildir. Kimine göre ise bu tamamıyla olgudur, gerçeği yansıtmaktadır. Bir de bu imajın bir kısmının olgusal, bir kısmının algısal olduğunu düşünenler var. Aslına bakarsanız Batı’nın üstünlüğü fikrinin önemli bir kısmı doğal olmaktan ziyade imal edilmiştir. Daha önceki medeniyetlerde imaj imalatı pek görülmezdi. Onlar etkilerini dünyanın başka yerlerine doğal şekilde yayıyorlardı. Diğerleri onlara özeniyor ve taklit ediyorlardı. Ne Makedon İmparatorluğu ne Sasaniler ne Romalılar ne de Osmanlılar kontrol ettikleri devasa coğrafyalarda insanların beyinlerini yıkamaya kadar giden böyle bir mekanizma kurdular. Sınırlarının ötesine geçen bir zihin işgaline soyunmadılar. Batı ise empoze ettiği siyasi ve ekonomik düzenle; eğitim, medya ve propaganda araçlarıyla bu algının büyük kısmını üretiyor, yayıyor.

Batı dışındakiler, Batı’nın onlara verdiği isimlerle kendilerini tanımlıyorlar.

Bugün Batılı devletler kadar Batılı toplumlar da genel anlamda kendilerinin üstün olduğuna inanıyorlar. Nasıl inanmasınlar ki, refah, insan hakları, çevre, şehircilik, sağlık bakımından çok daha iyi seviyedeler. Ama her konuda öyleler mi? Elbette hayır. Onlar bu algıya hem Doğu ile yaptıkları mukayeselerden hem de zihinlerini şekillendiren hâkim güç odaklarının eğitim ve medya kanallarının etkisi yüzünden sahipler. Bir Batılı dünyanın başka yerlerindeki savaş, açlık, katliam görüntülerini izlediğinde, Batı-dışı bir yere turistik ziyarete gittiğinde doğal olarak kendi alıştığı hayat ile Doğulu hayat arasında bir mukayese yapıyor. Çoğu maddi şartlara bakarak kendilerinin üstün olduğu fikrine varıyor. Bunu yaparken Batı-dışı dünyanın bizzat Batı tarafından bu “geriliğe” mahkûm edildiğini pek düşünmüyorlar. Doğuluların savaşlarının, açlıklarının, katliamlarının kendi devletleri ve şirketleri tarafından tasarlanıp kotarıldığını pek bilmiyorlar. Doğu’nun aşağı işlerine odaklanmak, onlara kendi tarihlerindeki vahşet örneklerini de unutturuyor. İki dünya savaşı, atom bombası gibi görülmemiş felaketlerin müsebbibinin yine Batı olduğu akıllarına gelmiyor.

Batı’nın üstünlüğü algısı neredeyse bir sadık itikat hâline gelmiş durumda. Batı’nın üstünlüğü akidesi neredeyse “mistik” ve “teleolojik” boyuta evriliyor. Mesela, yakın zamanda yapılan bir araştırmaya göre İngilizlerin yüzde 35’i, İngiliz sömürgeciliğinin sömürdükleri milletler için iyi olduğunu düşünüyor. Üstünlük algısı sıklıkla kibre dönüyor. İngilizler genellikle kibirlerini çıkarlarının arkasına gizleyebiliyorlar. Fransızlar ise bunu çoğu kere beceremiyorlar. Devlet başkanları arada bir kendilerini kaybedip kibir gösterilerine sebebiyet verebiliyorlar.

Garp maddi medeniyette, Şark ise manevi medeniyette öndeydi.

Batı’yı üstün sayanlarda birkaç kritik yaklaşım yanlışı var. Birincisi Batı’nın göreceli üstünlüğünü mutlak sayıyorlar. İkincisi onun maddi başarılarını manevi başarısı olarak anlıyorlar. Üçüncüsü Batı’nın kısmi başarılarını genel, yerel özelliklerini ise evrensel addediyorlar. Evrensel müzik, evrensel bilim, tıp, sanat Batı ile eşdeğer sayılıyor. Bu algı bozukluğu Batı tarafından desteklenen propagandanın netice vermiş olduğunu gösteriyor. Hatta Batı’da olup Batı’yı eleştirenleri bile ciddiye almıyoruz. Bu mağlubiyet hissinden doğan teslimiyet, Batı’nın üstünlüğüne dair ileri sürdüğümüz argümanlardan daha büyük...

Aslında Batı’nın üstünlüğü algısı bir totolojiye dönüşmüş durumda: Batı’nın maddi alandaki başarıları soyut başarılarına; soyut başarıları da somut alandaki başarılarına endeksleniyor. Bu totoloji gerek Batı’da yaşayanları gerekse Batı dışında yaşayanları bir kapana kısıyor. Batı’daki insani bir sorundan bahsettiğinizde hemen maddi bir başarı, maddi bir sorun gösterdiğinizde ise hemen insani bir başarı örneği ile cevap veriliyor. Batı’nın üstünlüğü argümanı acaba onun maddi veya somut üstünlüğüne mi, manevi veya soyut üstünlüğüne mi dayanıyor? Yani ekonomi, üretim, paylaşım, teknoloji gibi somut göstergeler açısından mı? Yoksa insancıllık, sosyallik, yardımlaşma, saygı gibi soyut göstergeler açısından mı? İnsanî veya soyut değerlerdeki üstünlük iddiası çoğunlukla maddi göstergelere dayanıyor. Halbuki dünya tarihinin her devrinde birçok medeniyet böyle başarılara sahip oldu. Hatta aynı çağda yaşamış birden fazla medeniyet için bile bu söz konusudur. Mesela, Roma’nın parlak devirlerinde onun kadar Sasaniler ve Çin de maddi anlamda üstün konumdaydı. Teknolojiler, araç-gereçler, yapı teknikleri, bürokratik yapılanma hep böyleydi. İkinci Dünya Savaşı’ndan 1980’lere gelene kadar ABD ve Avrupa kadar Sovyetler de küresel anlamda birçok maddi göstergelerde üstün bir devletti. O halde mutlak üstünlük iddiası sadece Batı için değil hiç kimse için geçerli değildir.

Öte yandan Batı’nın üstünlüğü iddiasında başka bir çelişki var. Çünkü yaygın görüşe göre Batı, her insanda, her toplumda olan temel cevheri harekete geçirmiştir: Akıl. Düşünce, bilim, teknoloji, üretim, refahın artması gibi modernlik tarafından kutsanan alanlar hep aklın serbest kalmasıyla neşv ü nemâ bulmuştur. Sekülerlik, kuşkuculuk, eleştiri, hak ve özgürlükler, halk yönetimi gibi uygulamalar da bundan neşet etmiştir. Batı dogmaya değil de akla dayanarak her şeyin en iyisini, en gelişmişini, en mükemmelini düşünmüş, tasarlamış, üretmiştir. Bu iddia, şunu ima ediyor: Batı dışı toplumlar da kafalarını kullanırlarsa aynı seviyeye ulaşabilirler. Ama gelin görün ki sadece Batı kafasını kullanmayı becermiştir. Başka bir deyişle Batı’nın başardığı gibi başkaları başaramaz. Çünkü diğer toplumlarda akıl ve insan hâlâ dinin, batıl düşüncelerin ve esasında “geriliğin” elinde esir durumdadır. Onlar varoluşsal bir aşağılığa hapsolmuşlardır. Maddi başarılarda Batı’ya erişseler, hatta geçseler bile onun manevi özelliklerini asla edinemezler. 1990’a kadar Sovyetler ve şu sıralarda Çin, maddi güçlerini artırmalarına rağmen asla Batı’nın “insani” başarısına ulaşamadılar. Demek ki Batı ulaşılamazdır.

Aslında Batı, bu iki çelişik mesajı işin başından beri veriyor. Hem “Biz biriciğiz, bize benzeyemezsiniz.” havasında, hem de “Ha gayret, siz de bizim yaptıklarımızı yaparsanız bize yetişebilirsiniz.” diyerek başkalarına örneklik taslıyor. Oysa üstünlüğünü kurarken başvurduğu sömürgecilik ve kölecilik gibi insanlık dışı yöntemlere yaslanmadan elde ettiği maddi başarıya ulaşmak mümkün mü?

Başka bir şey daha var. “Batı” yekpare bir olgu değil. Ama kendini öyle takdim ediyor ve biz de öyle kabul ediyoruz. O kendi dışındaki insanlığı da yekpare olarak tanımlıyor, biz yine bunu kabul ediyoruz. Batı dışındakiler, Batı’nın onlara verdiği isimlerle kendilerini tanımlıyorlar. Ortadoğu gibi coğrafî kavramlar, ırk isimlendirmeleri, hatta dinlerinin isimleri gibi… Batı, en başta sömürdüğü ve sömürmeyi hedeflediği bölgelere “Şark” (Orient) dedi. Biz de Osmanlı’dan beri bunu cân ü gönülden kabul ettik. Gururla “Biz Şarklılar…” diye başlayan cümleler kurduk. Kendimizin, toplumumuzun, medeniyetimizin, hatta dinimizin bile ismini telaffuz etmedik, yerine “Şark” dedik geçtik. “Şark böyle inanır.”, “Şarklıların anlayışı şöyledir.” türünden cümleler kurduk. Kendi dinimize Şark inanışı, müziğimize “Şark Musikisi”, medeniyetimize “Şark Medeniyeti” dedik. Bunu yaparken Batılılar zahmet etmesin diye kendi kendimizi aşağılamayı ihmal etmedik. Ezikliğimizi türlü saçma mukayeselerle örtmeye çalıştık. Garp, maddi medeniyette; Şark ise manevi medeniyette öndeydi. Garp, akla; Şark, kalbe hitap ediyordu. Garp, göz; Şark, kulak medeniyetiydi.

Batı’nın mutlak üstünlüğüne inanmak genelde Doğulu toplumları ve özelde bizi iki şekilde aşağıya çekiyor. Birincisi: “Ne yapsak Batı’ya yetişemeyiz, bari tümden teslim olalım.” diyerek gönüllü marabalığa başlamak. Bizim 1908 ve özellikle 1923 sonrası psikolojimiz buydu. İkincisi: Kendi maddi ve insani potansiyelimizi küçümsemek, göz ardı etmek, hatta Batı’ya ucuz zihin ve kol gücü olarak hediye etmek. Nitekim kendi insanlarına kendi ülkelerinde yolsuzluktan ve beceriksizlikten dolayı refah sunmayan Doğulu devletler, onları Batı’ya işçi (aslında modern köle) olarak gönderdiler. Bu büyük kitlenin memleketlerine gönderdikleri para dışında bir faydaları yok. Memleketlerine ne eğitim ne bilim ne teknoloji getiriyorlar. Bazı ülkeler ise Batı’ya öğrenci gönderiyorlar. Çin ve Japonya gibi onlara somut hedefler vererek gönderenler bu işten çok kârlı çıktılar. Bizim Osmanlı’dan beri gönderdiklerimiz ise çoğunlukla Batı’da kaldı, oranın değirmenine su taşıdılar.

Kısacası, Batı bazı alanlarda maddi başarılar gösterse de mutlak üstün değildir. Üstün olduğu şeylerde haklı yanlar varsa da hâlâ yürüttüğü sömürgeciliğin ve köleciliğin ona sağladığı sermayeyi unutmamak gerekir. Asıl başarısı yalanı gerçek gibi, sömürüyü de ihsan gibi gösterebilmesinde.


Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026