Aileyi kadının sırtına bırakarak kurtulamazsınız

Kanto filminin yönetmeni Ensar Altay, “Aile, bütün bu şartların getirdiği olumsuzluklar bu geleneksel algıya dayalı olarak kadının sırtına bırakılıp gidiliyor. Oysa ki şu anda öyle olmaması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü artık şartlar değişti. Durum değişti ve kadının sırtına bırakarak kurtulamazsınız. Bu yaşam şartlarının da sorumluluğu” dedi.
GİRİŞ: Meleklerin Koruyucusu, Kodokushi gibi belgesellerden tanıdığımız yönetmen Ensar Altay’la son filmi Kanto üzerine söyleşi yaptık. Yakın zamanda dijital platformlar aracılığıyla da izleyebileceğiniz Kanto filmi dışında Altay’ın yeni film hazırlığında olduğunu öğrendik. Nazar temalı filmi ise önümüzdeki süreçte sizlerle olacak.
Bu bir aile filmi ama ailenin üzerinden geleceğe bakma filmi. Şöyle ki ben 2020 yılında Japonya'da bir belgesel yapmıştım. Yalnız ölümleri anlatıyor. Japonya'da yaşanan ve artık sosyal bir problem haline gelen yalnız ölümleri anlatıyor. Karşılaştığım yalnız ölümler, beni biraz fazla etkiledi. İnsanların yalnız yaşamak zorunda olması ve yalnız başını ölüyor olmaları ve bundan kimsenin haberinin olmaması. Bu daha çok çözülmüş ailelerde söz konusu oluyor. Karşılaştığım yalnız ölümler, gördüğüm cesetler vesaire hani hem dünyayla ilgili hem kendi toplumumla ilgili hem kendimle ilgili bana bazı sorular sormayı gerektirdi. Dünya nereye gidiyor? Aile modern yaşamın neresinde? Şehir yaşamı değil daha doğrusu modern yaşam. Aile, şehir yaşamının neresinde? Böyle hepimiz daha özgür, daha mutlu, daha zengin olabilmenin yollarını arıyoruz. Fakat bu bunu ararken bazı şeyler gidiyor, kayboluyor. On bin yıllık birlikte yaşama tecrübesine dayalı insanların bir arada dayanışma kültürüne dayalı yaşama tecrübesiyle ilgili bir bazı kara delikler oluşuyor diye düşündüm. Bu kara deliklerden birisi yalnız ölümdür. Japonya’nın 25-30 yıl dünyanın ilerisinde olduğunu düşünüyorum. Birlikte yaşama tecrübesi ve modern zaman becerisi itibariyle. Fakat böyle bir sorun var. Biz de oraya doğru hızla gidiyoruz. Bu gidişle ilgili birtakım samimi sorular sormak niyetiyle yola çıktım. Tabii ki bildiğim en iyi yer olan kendi toplumumun üzerinden. Hatta çok da aşina olduğumuz bir gelin kaynana ilişkisi üzerinden aileye dair, bugünün ailesine ve yarının ailesine dair. İşte toplumsal farklılıklar doğuyla batı arasında sıkışmış olan bir ve bunun oluşturduğu birlikte yaşayamama ya da yaşamak zorunda olmanın oluşturduğu çatışmalar üzerinden bir film yapma ihtiyacı buradan doğdu diyebilirim.
Reklam

SOSYAL POLİTİKALARLA ÇÖZÜLECEK BİR SORUN DEĞİL
İlk soru da aslında biraz cevap var. Yaşlıların artık yalnız ölüyor. Günden güne artık önümüze daha çok çıkmaya başlayacak olan sorunlardan birisi. Çünkü yalnız yaşamak zorundayız, buna dikkat çekmek istedim. Bu neden oluyor aslında? Başlangıç noktası orasıydı. Bu neden oluyor olmaması için ne yapmak gerekiyora dair. Doğru sorular sorma üzerine, biraz önce söylediğim gibi başlamış bir hikaye. Artık zaten sadece Japonya'da değil, Avrupa'da da ciddi bir sorun. Böyle sosyal politikalarla falan çözülebilecek bir soruna da benzemiyor. Çünkü birini sevmeyi sosyal politikalarla sağlayamazsınız. Birisinin kendi içinde bulunması gereken çözümler var. O yüzden herhangi bir yöntem ya da bir çözüm önerisi sunmamanın daha doğru olduğunu düşündüm. Ama doğru soruyu sorarak. Herkesin kendi içinde kendi cevabını bulmasına alan açmak. Filmin temel amacı buydu. Hani yaşlılar daha görünür kılıyor meseleyi. Ama temelinle dikkat çektiğim konu sosyal izolasyon. Zorunlu yanlışlık.
Teşekkür ederim. Güzel soru. Hikayeyle doğrudan bağlantısı yok kantonun. Fakat entelektüel bir açıdan da ciddi bir bağlantısı var. Bir boyutuyla Türk toplumuna bakıyoruz. İşte modern ve gelenek arasındaki o uyuşmazlık üzerinden çatışmalar doğuyor. Kanto da kadınlar üzerine, kadınlar üzerinden anlatıyor meseleyi. Kanto sanatı Türk kadınının ilk defa sahne performansı sergileyebildiği ilk defa göründüğü olduğu sanat. Fakat kanto çıktığında işte batıcı aydınlar tarafından çok oryantal bulunuyor. Varoş bulunuyor. Halk tarafından çok fazla rahat bulunuyor. Batılı bulunuyor. Doğuyla batı arasında, modernle gelenek arasında sıkışıp kalıyor. Ama kadınları var ediyor. Sosyal alanda, özellikle sanatta kadınları var ediyor. Bir süre sonra da unutuluyor. Tıpkı bizim anlattığımız karakterler gibi. Sıkışmışlık, kadınların varlığına dair sorular sormak. Anlattığımız mesele de biraz bununla ilgili olduğu için kanto ismini tercih ettik. Kanto'nun hikayede çatışmacı bir unsur olmasını bizim filmimizin anlattığı meseleyi alegorik olarak direk karşılıyor. O yüzden filmin ismi kaldı.
İLYAS KAREKTERİ KEYİFLİYDİ
Her şey o kayıptan sonra görünür oluyor. Hani böyle kayıplara dikkat çektiğimiz için değil. Ama ben şuna inanıyorum bir insan sadece var olarak bile bir başka insanın zarar vermek zorunda değil. Sadece var olarak bile bir başka insanın hayatını alt üst edebilir. Bu böyle o varlığın oluşturduğu oradan kaynaklı bir mesele gibi düşünüyorum. O uyuşmazlık olduğu zaman bir başka insanın hayatı alt üst oluyor. Nitekim Saliha'nın durumudu o. Sırf var olduğu için aile alt üst. İşte varlığında tahammül edemediğiniz insanlar bir gün gerçekten yok olursa başımıza ne gelir? Tahammül edemeyebiliriz. Fakat yok olduğunda nasıl daha sert yüzleşmeler bizi bekliyor olacaktır. Filmde zaten Saliha kaybolduktan sonra o oluşan çatışmanın yok olmasıyla birlikte bir boşluk oluşuyor. O boşlukta insanlar artık kendileriyle yüzleşmek zorunda kalıyorlar. İlyas kendiyle yüzleşiyor. Sude hem ailesiyle kendiyle yüzleşiyor. Toplumla yüzleşiyor. Çocuklar babaannenin yokluğuyla yüzleşmek zorunda. Herkes kendiyle yüzleşiyor. Çünkü çatışma varken bu yüzleşme gerçekleşmiyor. Fakat bu kayıp söz konusu olduğunda dediğim gibi daha acı bir yüzleşme bizi bekliyor. Hani buradan şöyle bir mesaj vermek gibi bir meselem yok. İşte varlığına tahammül edemediğin insanın yok olması seni korkunç bir yere, daha korkunç bir yere götürür. Belki de doğru yerdir. Onu da bilmiyorum. Belki de o olması gereken yerdir. O yüzleşmenin tamamlanabilmesi, yüzleşmenin gerçekleşebilmesi için.
Reklam

“BAŞKALARININ BAKIŞIYLA TAMAMLANIRSINIZ”
Siz kendinizle yüzleşmediğiniz zaman başkalarının sizi görmesiyle var olursunuz. Şey Sartır'ın Kartezyen varlık teorisinde olduğu gibi. Siz varsınızdır fakat tamam değilsiniz. Siz bir başkalarının bakışlarıyla tamamlanırsınız. Varlığınız tamamlanır diyor ya. Şimdi İlyas kendi başına varlığı konusunda, çok fazla bir fikri yok. Fakat başkalarının onu nasıl gördüğünü de çok bilmez. Dolayısıyla o rolü uygun hareket ediyor. O rolü nitekim zaten artık psikolojik olarak tamamen çok farklı çok bir noktada. Hatırlarsın polise iç konuşma gibi bir tirat yapıyor. İyi bir baba değilim. İyi bir koca değilim. İyi bir komşu değilim. İyi bir vatandaşla değilim. Başka ne? Başka ne yani neyse ben hiçbir şeyim. Umrumda da değilsiniz gibi. Çöktüğü son noktayı gösteriyor burası.
İlk başta öyle çok özel bir tercih değildi. Fakat İlyas'ın karakteri şekillendikçe özel bir tercih haline geldi. Biraz önce bahsettiğim içeride bir sevgi boşluğu var. Sevgi boşluğunu aile tamamlayamayan, anne sevgisini bir türlü tamamlayamayan adam sevgiyi hayvanlarda arıyor. Sürekli hayvanlara sevgi gösteriyor. Onlardan sevgi de görüyor. Fakat o bilinç altındaki o özgürleşme arzusu da sürekli var. İnsanın doğası gereği var. Şu oluyor. İlk özgürleşme adımı olarak biz filmin çok sonralarında öğreniyoruz. Annesinin kedilerinden kurtulmakla veriyor. Annesinin kedileri de İlyas'ın özgürleşme çabasının bir tezahürü. İlk yansıması. Zaten oysa ki annenin de hayatla kurduğu tek bağ. Çocuğuyla, hakkıyla ilgilenememenin duygusunu veriyor, yaşıyor. Vicdan azabını yaşıyor. Ve en son zaten varlığıyla ailesini mahvettiğini düşündüğü için yok oluyor. Kendi oğlu gözünün önünde tokat yiyor. Son nokta. Oğluyla da bir bağ kalmadığını artık zorunlu olarak kaybolması gerektiğini yani artık zorunlu izolasyona maruz kalıyor. İlyas'ın ruhunun ruhundaki boşlukları yansıması diyebilirim. Hayvanlarla kurduğu sıcak ilişki.

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.