İlker Çatak imzalı Sarı Zarflar filmi bu sıralar vizyonda. Berlin’de Altın Ayı alan film, politik atmosferin kişisel hayatlar üzerindeki etkisine yoğunlaşırken bunu sanatla bağları üzerinde de ele alıyor. Türkiye’ye 16 yıl sonra, 76. Uluslararası Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı getiren Sarı Zarflar vizyonda. Başrollerini Özgü Namal ve Tansu Biçer’in paylaştığı yapım bize içeriden bazı sorular sorarak yolculuğuna başlıyor. Öncelikle idealist bir tiyatro hocası olan Aziz’in (Tansu Biçer), dünyayı sanat kurtaracak iddiasıyla karşı karşıyayız. Belki de tüm filmi idealizm ve yaşamsal gerçeklerimiz üzerinden ele alabiliriz. Kızları Ezgi’nin siz tiyatro yapıyorsunuz diye dünyayı kurtardığınımızı sanıyorsunuz adlı alaycı sorusuna evet cevabını veren Aziz, filmin sanat metinlerinin gücüne dair de ön kabülü gibi. Sanatla hayat kurtulur mu sorusu, belki yüzyıllarca tartışılan bir gerçek. Ama nihayetinde sanat size bir kapı açar ve oradan başka bir dünyaya sızarsınız. Bu da sanat hakkındaki ön kabüllerimizden biri. Film adıyla anıldığı gibi Türkiye’de 2016 yıllarında yaygın olan akademisyenlerin toplumsal meselelerde aldığı rolden dolayı görevlerinden edilmelerine ana mesele olarak yaklaşıyor. Ama bunu yaparken yönetmen İlker Çatak’ın merkezinde bir aile var. Aslında film daha çok, politik tavırlar karşısında çözümlenen ve biraz da drama dönüşen aile ilişkilerine yoğunlaşıyor.
YENİ HAYAT VE KRİZLERİ
Yönetmenin bir röportajında da dediği gibi bir evlilik üzerine film yapma fikriyle çıktıkları yol, film boyunca politik bir atmosfer sunuyor. Devlet tiyatorsunda oyunu kaldırlan Derya (Özgü Namal) ve üniversitede öğrencileri protestolara katılması için yönlendirdiği iddia edilen Aziz’in üniversiteden atılmasıyla hayat kapalı bir hapishane atmosferine dönüyor. Bildikleri ve ömürlerini adadıkları alandan artık İstanbul’da Aziz’in yaşlı annesinin yanında sığıntı gibi yaşayamaya dönüşen yaşam ondan sonra hikayenin çözülme noktalarını da beraberinde getiriyor. Aziz taksicilik yapmak zorunda kalıyor, bu sırada üniversitedeki olaydan dolayı yargılanıyor. Bu yagılamda günümüzün kronik sorunu ssoyal medya paylaşımları da delil oluyor. Kızları Ezgi, ergenlik sıkıntıları içinde ve aileyle bağı giderek gerginleşiyor. Derya ise uzun bir direnişin ardından yolunu bir TV kanalında dizide oyunculuk yapmakta arıyor. Gerekçesi ise ekonomik sıkıntıları aşmak. Meselenin klitlendiği yer, sizin idealleriniz uğruna aldığınız bir tavrın bizim gibi ülkelerde çok da normal karşılanmadığını bunun bir hayatın baştan sona alt üst olmasına kadar varabilecek bir boyutu olduğu yönündeki tezi. 
BİZİ GERÇEKTE VAR EDENLER NELER
Burada elbette içinde yaşadığımız iktidarın oluşturduğu bir ülke gerçeği eleştirisi mevcut ama bu aynı zamanda evrensel bir sorun da. Siz idealleriniz uğruna bir yönetim biçimiyle ters düştüğünüzde, savrulabilir, hayatı yeni baştan yaratmak zorunda kalabilirsiniz. Bu açıdan da konunun evrensel bir boyutu var. Türkiye gerçeğinden bakarsak da, her dönemin mağdurları olduğu gerçeğini unutmamamız gerekiyor. Film temelde idealizmin hayatlarımızın yasalarına nasıl yön verdiğin de bir sorgulaması gibi. Düşünsel gerçekliğimiz dışında bir dünyayı var kılamadığımız zaman hayatın açtığı savaşlarda da açık yara gibi kaldığımız bir gerçek. İdeolojiler, sanat belki dünyayı kurtarmayacak ama buna inan herkes bir gün yaşamsal bedelini ödeyecek. Bizim gibi politik atmosferin sert ilerlediği ülkerde de yaşamınızın yön değiştirmesi, yoldan çıkması ve krizlere açık hale gelmesi de olağan kabul edilen bir yazgı. Belki de biraz bunun üzerine düşünmek gerekiyor.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.