Emperyalizmin çok cepheli savaşı

Bu satırları okuduğunuzda Ankara, ‘NATO zirvesi’ ile meşgul veya neticelerini değerlendiriyor olacak. Sözde ateşkese ve garantörlerin sözde garantörlüğüne rağmen Gazze soykırım ve işgali de devam edecek.
Bunca zaman geçmesine rağmen ne Filistin dramı, ne Yahudi meselesi, ne Doğu Türkistan soykırımı, ne Keşmir zulmü, ne Sudan, Somali, Mali iç savaşı, ne İran’ın Yemen’de maşaları eliyle yürüttüğü zulmü çözüme kavuşturulamadı.
Hz Osman (r.a.) zamanından bu yana İslam yurdu olan Kıbrıs’ta 1974’te yarım bıraktığımız hürriyet meşalesinin ateşi yükselmek şöyle dursun, siyonist ve emperyalist yapılarca hem mânen, hem de madden kuşatılmaya, kan kaybetmeye devam ediyor.
Türkiye’nin içindeki düşmanına benzeyenler gibi Kıbrıs’ta da bu düşmanlaşmışlar büyük bir dert olarak karşımızda duruyor.
İran-ABD tahterevallisi ise göz boyamaya, piyasaların dengelerini bozmaya ve gariban insanların varlıklarının hortumlanmasına sebep olmayı sürdürüyor.
Filistin’in toprak, kan ve gözyaşı ile doymayan terörist çetenin Batı Şeria, Gazze, Lübnan, Suriye, Yemen, Kıbrıs ve diğer emelleri ise hız kesmeden devam ediyor.
Fransa ve Almanya arasındaki askeri uçak ve benzeri teçhizat üretimi konusundaki uzlaşmazlığı ayyuka çıkarken aynı grubun Türkiye ile kavgaları hız kesmiyor.
Çin otomotiv devi BYD, açıkça Türkiye’yi dolandırmaya kalktı. Ankara bu hususta hangi adımları atacak, teminatı nakte çevirmekle mi yetinecek, başka müeyyideler uygulayabilecek mi merak edilen hususlardan biri.
“Yeşil enerji” masalıyla pazarlanan elektrikli otomobillerin ölüm makinaları olduğu gerçeğiyle toplum ne zaman yüzleşecek bilmiyoruz ama bildiğimiz şey elektrikli araçlar ile hibrit araçların bütün dünyaya ve insanlığa maliyeti her geçen gün artıyor. Daha şimdiden Türkiye’de 300’den fazla kişinin ölümüne sebebiyet verdiler. Çevre ve insan bedenine verdiği hasarlar gün yüzüne çıktığında her zaman olduğu gibi çok geç kalınmış olunacak.
Altın, gümüş, döviz, petrol, kripto, borsa, enflasyon, faiz vs. derken global ölçekli soygun tam gaz devam ediyor. Hükümetler ise kalıcı çözümler yerine vergi artırmak, insanların hürriyetlerini kısıtlamakla meseleyi çözeceklerini zannediyor veya bile bile tersine hareket ediyorlar.
Bunca savaş yetmezmiş gibi insanlık havasıyla, suyuyla, gıdasıyla ve hatta tuzuyla bile imtihan ediliyor.
20’nci asrın başlarındaki savaş ve emperyalizmin sebebiyet verdiği kıtlıklar sebebiyle ortaya çıkan yetersiz beslenme gerekçe gösterilerek tuza iyot eklenmesi, tuzu akışkan kılmak için siyanür ilavesi inadı yüzünden pek çok insan sağlığından oluyor.
Tuz hayatiyetin en temel unsurlarının başında yer alan bir gıda. Oksijensiz bir hayat ne kadar mümkünse tuzsuz bir hayat da o kadar mümkün. Havanın kirletilmesi nasıl bir netice ortaya çıkarıyorsa tuzun tabi haline gerekmediği halde müdahale de öyle. O ‘gerekme’ kısmı ise başlı başına bir oyun sahası.
Sadece topaklanmayı engellemek adına tuza siyanür eklenip sonra da bunun “zararsızlığını” ispat adına çalışma yapmak, olsa olsa zalim insanın zulümlerinin biridir.
İyot ise insan bedeni için olmazsa olmaz mikro elementlerden biri. Azı da zarar çoğu da... Normal beslenen bir insan için işlem görmemiş tabiî tuz, yumurta, balık, yeşillikler, süt ve süt mâmülleri insanın günlük iyot ihtiyacını karşılamaya çoktan yetiyor.
Fazlalığı haşimotoya sebebiyet veren iyodun tuzlara eklenmeye devam edilmesine insan akıl erdiremiyor. Hadi siz akıl edemediniz diyelim. Bunu akledip akademik çalışma yapanlar olmuş ve onların tespitlerine göre tuza iyot ekleme ısrarı yüzünden insanlar haşimoto yapılıyor. Sadece haşimoto değil başkaca rahatsızlıklar da…
Tarım ve Sağlık Bakanlıkları, makamları ve otoritelerinin görevi; toplumun sağlığını korumak ise işte ortada iyot fazlalığı salgını var o zaman bu makamlar derhal buna karşı tedbir almalıdırlar. Bunca söz bir zandan ibaret değil, çok sevdikleri ve uğruna yapamayacakları bir şey olmayan bilimsel çalışmaların bir neticesi.
Bu durumda şayet amaçları insanı korumaksa buyursunlar onları bekleyen bir iyot meselesi var ve çözsünler.
Siyanür ve tuzun rafine edilerek temel ve eser mineral/element/cevherlerinin çöp edilmesi bahsi var, onu da çözsünler.
Yok dertleri insanı korumak değil, emperyalist emellere ve Batı tıbbına yem etmek ise şüphesiz diyecek sözümüz kalmaz.
Bizim görevimiz ikaz etmek, onlarınki araştırıp çözüme kavuşturarak insanımızı korumak.
Bu sebeple son cümlede aklımıza Kur'an-ı Kerim'de A'râf Suresi'nin 89. ayetinde yer alan, Hz. Şuayb (a.s.)'ın kavmine karşı ettiği dua geldi. Onu buraya yazmaya gerek yok. Bilen zaten biliyor, meraklısı da açıp okur.
Vesselam!
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.