Adam sözünü tutuyor!

Soykırımın henüz başında, netanyahu işgalci halkına bir söz verdi. İsrail adına belirlediği ‘3 hedefe’ öyle ya da böyle ulaşacağı sözüydü bu. Hedefleri ise netti: “Rehinelerimizi geri alacağız, Hamas’ı ortadan kaldıracağız ve Gazze'nin israil için bir daha asla tehdit oluşturmamasını sağlayacağız.” İşgalciler ve netanyahu üç yıldır devam eden soykırım boyunca bu hedeflerden bir adım bile geri atmadı. Ateşkesler imzalandı, anlaşmalar bozuldu, kurullar toplandı, zirveler yapıldı, vaatler verildi ama bugün görüyoruz ki tüm bunlar yaşanırken bile netanyahu ve işgalciler bu 3 hedeften hiç şaşmadı.
Netanyahu bu 3 hedefi yerine getirme sözünü soykırım boyunca yüzlerce konuşmasında tekrarladı. Soykırıma katılan ülkeler, bu 3 hedefine yürürken israili her adımda izledi. Önüne çıkan her engeli kaldırmak için bizzat mücadele ettiler. Ama Müslüman ülkeler hiçbir zaman bu engellerden biri olmadı. Çünkü Müslüman dünya ya bir siyonistin sözünü tutacağına inanmadığından ya da israilin bu hedeflere bir şekilde ulaşacağına inandığı için israile karşı harekete geçmedi. Bu hareketsizlik de ‘3 hedefe’ yürürken her adımda adımlarını yeniden hesaplayan israilin işini kolaylaştırdı.
Birinci hedef: Esirleri kurtarma
7 Ekim operasyonuna müdahale ederken kendi işgalci halkına karşı bile katliam yapan israil, aynı gün Gazze’ye başlattığı saldırının da bir soykırım olacağını açık şekilde belli etmişti. Soykırımın 40. gününde şehit sayısı 20 bine dayanmıştı. Bu, 29 aydır devam eden soykırımdaki resmi şehit sayısının neredeyse dörtte biri.
İşgalciler en baştan beri katliamlarını meşrulaştırmak için medya yalanlarını kullanıyordu ama buna bile ihtiyacı yoktu. Dünya israile ‘yardım edenler’ ve ‘oturup izleyenler’ olarak ikiye bölünmüştü. Soykırımcıları rahatsız eden tek şey, iç kamuoyundaki baskıydı. Hamas operasyon sırasında 251 işgalciyi esir almıştı ve bunların aileleri ile onların başlattığı hareket netanyahu için sorun oluyordu.
Siyonistler elbette bu sorunu da avantaja çevirdi. Üstündeki baskıyı azaltmak için netanyahu, Gazze üzerindeki baskıyı artırdı. Soykırımın ilk 50 günü çok kanlı geçti ve 24 Kasım 2023’te Hamas ve israil arasında ilk ateşkes imzalandı. Katar öncülüğündeki ateşkes, temelde esir ve rehine takasına dayanıyordu.

‘Sonuna kadar savaşmaktan geri dönmeyeceğiz’
‘3 hedef’ sözü, netanyahu tarafından ilk olarak bu ateşkes sırasında söylendi. Ateşkesi 4. gününde bozan netanyahu, bir açıklama yayınlayarak "Savaşın başından itibaren üç hedef belirledim: Hamas'ı ortadan kaldırmak, tüm rehinelerimizi geri almak ve Gazze'nin bir daha asla israil için tehdit oluşturmamasını sağlamak. Bu üç hedef hâlâ geçerliliğini koruyor” dedi.
Aynı açıklamada şunu da söyledi: “Son günlerde şu soruyu duyuyorum: Rehinelerin iâdesinin bu aşamasını tamamladıktan sonra israil tekrar savaşa dönecek mi? Cevabım kesinlikle evet. Sonuna kadar savaşmaktan geri dönmeyeceğiz.”
Netanyahu bu sözünü tuttu ve ateşkesi bozarak katliama yeniden başladı. Fakat halkın baskısı nedeniyle iki gün sonra yeni bir ateşkes yapıldı. Ve bir gün sonra da o anlaşma israil tarafından bozuldu. Toplamda 100’den fazla esir, Hamas tarafından serbest bırakıldı ama israil anlaşmanın kendine düşen tarafın hiçbir maddesine uymadı. Elbette bu ilk değildi ve son da olmadı.
Olmayan onurları kırıldı
İşgalcilerin ilk ateşkes ve rehine takasından sonra 1 yıl boyunca başka takas tekliflerini kabul etmemesinin ve soykırıma daha kanlı şekilde dönmesinin bir nedeni de Hamas’ın esirleri teslim ederken yaptığı güç gösterisiydi. Ütülü üniformalar, yeni araçlar ve israil yapımı silahlarla poz verip güç gösterisi yapan Kassam Tugayları, israili karıştırdı. 20 bin kişiyi şehit edip 40 gün boyunca Gazze’nin tamamını bombalayan israil, kendi hesabıyla bir arpa boyu bile yol gitmemişti. Olmayan onurları kırılan işgalciler, bu manzaradan sonra soykırımda başka bir aşamaya geçti.

‘Alabildiğini al, hiçbir şey verme’
Netanyahu ve israil, soykırımın bir an önce tamamlanmasından başka seçenek görmüyordu. İlk anlaşmadan sonra bir yıl boyunca başka ‘ateşkes’ girişimleri de oldu. Ama hepsi de netanyahu tarafından reddedildi.
Siyonistler 30 bin Gazzeliyi daha şehit ettikten sonra, Ocak 2025’te ikinci ateşkes yapıldı. Bu sefer ABD’nin başında Trump vardı. Mısır ve Katar da ateşkeste aracı oldu. İlk defa bu ateşkeste 3 aşamalı bir plandan bahsedildi. Buna göre Hamas elindeki esirleri teslim edecek, israil Gazze’ye yardım girişine izin verecek ve sonra da kalıcı ateşkesle Gazze’den tamamen çekilecekti.
Ama bu anlaşma da öncekinden farklı olmadı. İşgalciler alabildikleri kadar rehineyi aldıktan sonra anlaşmanın hiçbir maddesine uymadı. Saldırılar hiç durmadı. Gazze’ye yardım tırları girmedi ve kalıcı ateşkesin adı bile geçmedi. 2 ay sonra 2025 Ramazan ayında israil ateşkesi tek taraflı olarak bitirdiğinde soykırım da yeni bir aşamaya geçmişti.

2025 yılı, soykırımda ‘açlık silahının’ kullanıldığı yıl oldu. İşgalciler Gazze’ye o kadar sıkı bir kuşatma uyguladı ki, BM, Ağustos 2025’te Gazze’deki kıtlığın resmen “felaket seviyesi olarak bilinen 5. seviyeye” çıktığını duyurdu. Gazzeliler açlıktan ölüyordu. Bu arada israilli esirler de açlık çekiyordu. Ama Hamas tarafından yayınlanan birkaç ‘aç esir’ videosu bile işgalcileri yolundan çevirmedi.
İkinci hedef: Hamas’ın yok edilmesi
2025 sonuna doğru gelirken, tarihin şahit olduğu en kanlı soykırımı 2 yıldır devam ettiren siyonistler, belirlediği 3 hedefe ulaşmaktan çok uzaktı. Rehineleri kurtarma hedefi yarım kalmıştı. İlk iki sözde ateşkes sayesinde israil 251 esirinden 200 kadarını geri almayı başarmış ve karşılığında hiçbir şey vermemişti. Ama Hamas’ın elinde hâlâ 20’si canlı 50 kadar terörist vardı. Hamas’ı yok etmek ise kullanılan yöntemlerle mümkün görünmüyordu.
İşgalcilere göre Gazze’nin tamamı zaten Hamas’tı. Saldırılarını da ona göre yaptılar. Hamas üyesi olduğundan şüphelendikleri isimleri soykırımın başında yapay zekâ destekli saldırılarla şehit ettiler. ‘Babam nerede’ gibi isimleri olan bu yapay zekâ uygulamaları, ‘şüpheli kişi’ evine girip ailesiyle buluştuğunda saldırı düzenliyordu. Bu yapay zekâya ‘sivil’ kavramı yüklenmediği için ‘yan hasar’ dedikleri sivil kayıplar hesaba katılmıyordu. Ama sızan raporlara göre tek bir ‘şüpheli kişi’ için 200’den fazla sivilin katledildiği olaylar vardı.
Bu katliam fırtınası 2 yıl boyunca Gazze’nin üstünde dolaşırken işgalcilerin karadan ilerleyişi yine de sınırlı kaldı. Hamas ve direniş örgütlerinin mücadelesi israilin işgalini yavaşlatıyordu. Bu direnişin siyonistler için bir diğer kötü tarafı ise Hamas’ın meşruiyetini artırmasıydı. Bir yerlerde yahudiler öldürülüyor ama 100 yıldır ilk defa dünya ‘öldürenleri’ tutuyordu. Hasbara çökmüştü.

Her gidenin yerine yenisi geldi
Hamas, soykırım sırasında 30 kadar üst düzey yöneticisinin şehid olduğunu açıkladı. Bunlar arasında Hamas’ı Hamas yapan isimler de vardı.
İsmail Haniye, şehit edilen en yetkili isimdi. Hamas Siyasi Büro şefi olan Haniye, İran’da bulunduğu sırada israil tarafından Tahran’daki oteline düzenlenen bir saldırıda şehid edildi. Dönemin ABD Başkanı Biden’ın önerdiği ateşkes görüşmeleri devam ediyordu ve israil masadaki muhatabını bu şekilde saf dışı bıraktı. Ama Hamas zayıflamadı. Haniye’nin yerine Yahya Sinwar geldi. Birkaç ay sonra Refah’ta girdiği sıcak bir çatışmada o da şehid oldu. Ama onun da halefi hazırdı.
İşgalciler Hamas’ın üst yönetim kadrosunu hedef alsa da yönetimi çökertmeyi başaramadı. Her giden liderin yerine yenisi geldi. Askeri kanadın ne kadar zayıfladığı da belirsizdi. Direnişin başından beri ön safta olan isimler bu süreçte şehid edildi. Muhammed Deif, Mervan İsa gibi Kassam Tugayları’nın efsaneye dönüşmüş komutanlarının son direnişleri Gazze soykırımı oldu. Saldırıların en kanlı zamanlarında bile yayınladığı videolarla Gazzelilerin bir nebze güven hissetmesini sağlayan Kassam Tugayları sözcüsü Ebu Ubeyde, Ağustos 2025’te şehit edildi. Ama onların yerine de hemen başka isimler geldi. İşgalciler şehid olan direnişçi sayısını 10 binlerle ifade ediyordu ama direnişin biteceğine dair bir emare yoktu. Çünkü her gidenin yerine yenisi geliyordu. Dolayısıyla “Hamas’ı yok etme” hedefine ulaşmanın yolu üçüncü hedefe bağlıydı.

Üçüncü hedef: Gazze’yi tehdit olmaktan çıkarmak
Soykırımın başından bu yana israilli işgalcilerin en büyük hedefi Gazze’yi dümdüz etmekti. Sloganları ‘Gazze’yi otoparka çevir’di. Bu sadece netanyahunun hedefi değildi. İşgal topraklarındaki siyonistlerin tamamı bu hayali kuruyordu. İlk bombardımanlardan itibaren de bu hedefe doğru yüründü. Gazze tam bir moloz yığınına dönüşene kadar yıkımlar hiç hız kesmedi.
27 Ekim 2023’te Gazze’ye kara operasyonu başladığında yıkımların boyutu da değişti. İşgalciler halka bir bölgeyi boşaltması için süre veriyor, o süre dolmadan bölgeyi ağır şekilde vuruyor, insanlar o bölgeden kaçtıktan sonra da patlayıcı düzenekleriyle bölgede çok büyük kontrollü yıkımlar gerçekleştiriyordu. Amaç kimsenin geri dönmemesi, dönenlerin de geride bir şey bulamamasıydı.
Fakat bu plan siyonistlerin istediği gibi işlemedi. Gazzeliler, orada bir moloz yığını bulacaklarını bile bile her sürgünden sonra geri döndü. Ve yıkılmış evlerinin molozlarında kurdukları çadırlarda yaşamaya devam etti. 2025 yılının Eylül ayına gelindiğinde 220 bin konut binası yerle bir edilmişti. Gazze’nin % 93’ü yıkılmıştı. Bunun içinde 22 hastanenin tamamı, camiler, kiliseler, ve yardım kuruluşlarının binaları da vardı.

Gazze’yi dümdüz etmek paha biçilmezdi
İşgalcilerin büyük yıkımı binalarla sınırlı kalmadı. Gazze’de Gazzelilere ait hiçbir iz kalmaması için kültürel bir yıkım da izlendi. Önce Batı’da sevilen ve dostu olan insanlar hedef alındı. Şairler, akademisyenler, soykırımı dünyaya duyuran fenomenler doğrudan bombalandı. Gazzelilerin eski mezar yerleri yok edildi. Bütün altyapı yıkıldı. Soykırımın sesi olan 250’den fazla gazeteci şehit edildi. Böylece bu büyük yıkımı belgeleyecek insanların da sesi kesildi.
İşgalcilerin ‘3 hedef’ içinde en sevdikleri hedef bu yıkım hedefiydi. Çünkü içinde hırsızlık vardı. Rehineleri geri almak önemliydi, Hamas’ı yok etmek gerekliydi ama Gazze’yi dümdüz etmek paha biçilmezdi. Bunu ilk itiraf eden Trump’ın yahudi damadı Kushner oldu. 2024 yılı başında, netanyahu 3 hedefin ilki için Hamas’la esir pazarlığı yaparken, Kushner bir röportaj verdi. Gazze sahil şeridinin "çok değerli" olduğunu ve soykırımdan sonra orada sahil mülkleri yapmak istediklerini söyledi. Kushner ‘soykırım’ demedi tabii ki. ‘Savaş’ ifadesini kullandı ve aynı konuşmasında o savaşın önemini “böyle fırsatlar nesiller boyu ancak bir kez gelir” diyerek açıkladı.
Aynı günlerde, Kanada ve ABD’deki bazı sinagoglarda Gazze topraklarının yahudiler tarafından paylaşıldığı ortaya çıktı. Gazze için bazı konut projeleri planlanmış ve müstakbel işgalcilere bu projelere ‘topraktan girme’ fırsatları tanıtılmıştı. Bundan bir yıl sonra Şubat 2025’te Kushner’in emlakçı kayınpederi Trump yeni bir planla ortaya çıktı. Hamas ve israil arasında ikinci ateşkesin devam ettiği günlerdi. Trump, Gazze’yi “Orta Doğu’nun Rivierasına” dönüştüreceğini açıkladı. Hatta yapay zekâ ile bir video bile hazırlamıştı. Videoda Trump ve netanyahu, Gazze’nin modern yapılarla donatılmış sahilinde denizin keyfini çıkarıyordu.
Ama gerçek hayatta işler öyle yürümedi. Netanyahu sürekli olarak ‘3 hedef’i tekrarlamaya devam etse de soykırım çok uzamıştı ve artık istediklerini sadece soykırım yaparak alamayacakları da ortadaydı. Rehinelerin tamamı bir türlü alınamıyordu. Bu yüzden Gazze dümdüz edilemiyordu ve bunun nedeni de Hamas’ın tam mânâsıyla yok edilememesiydi. O videodan sonra netanyahu ‘3 hedef’e sadık kalarak plan değiştirdi.
Üç aşamalı barış planı
Trump ve netanyahu, 2025’in Eylül sonunda ABD’de bir araya geldi. Ve o görüşmeden, biraz da sürpriz bir şekilde bir ‘Gazze barış anlaşması’ çıktı. Tam ve resmi adı “Gazze Çatışmasını Sona Erdirmeye Yönelik Kapsamlı Plan” olan anlaşma, israil tarafından kaleme alınmıştı. Bir yıl önce Biden yönetimi tarafından hazırlanan anlaşma metni, israil lehine değiştirilerek netanyahu tarafından Trump’a verildi. Trump da bu metni, basın toplantısında ‘barış anlaşması’ olarak sundu.
21 maddelik anlaşma, 3 aşamadan oluşuyordu. Ve her bir aşama, israilin ‘3 hedef’ini sırayla yerine getiriyordu. Birinci aşamanın ilk maddesi, Hamas’ın elindeki tüm esirlerin serbest bırakılmasıydı. İkinci aşamada Hamas, silah bırakacak ve üçüncü aşamada da Gazze ‘yerle bir’ edilecekti. Elbette anlaşmada bu ‘yerle bir etme’ ifadesi kullanılmadı. Onun yerine ‘Gazze’nin yeniden yapılandırılması’ denildi. Ayrıca sadece Hamas’ın yok olması istenmiyor, tüm Filistin’in silah bırakması anlaşmada şart koşuluyordu.


Hamas’ı masaya bağla
Bu anlaşmayı bizzat netanyahunun kaleme aldığı belliydi çünkü Aralık 2023’te Wall Street Journal'da yayınlanan yazısında, “Tüm Filistin’in radikallerden arındırılması” barışın önündeki üç şarttan biri olarak sayıyordu. Bunun için erken olduğunu düşünen ABD yönetimi, anlaşmanın Filistin ile ilgili kısmını yumuşattı. Anlaşma metninde başka maddelerin de yumuşatıldığı iddia edildi. Çünkü bu seferki planda uluslararası toplum da suça ortak edilecekti ve şimdiden kimseyi ürkütmeye gerek yoktu.
29 Eylül 2025’te ABD’de ilan edilen anlaşma, Trump’ın baskısı ve vaatleri sonucu 8 Ekim’de Hamas tarafından kabul edildi. İsrail ise kendi yazdığı anlaşmayı 2 gün geç onayladı. Ve bu 2 gün boyunca Gazze’yi çok ağır bir bombardımana tuttu.
Bu haliyle bu anlaşmanın da önceki 2 ateşkes anlaşmasından farklı olmayacağı ortadaydı. İsrail ateşkesi bozacak, Hamas da karşılık olarak savaşa dönecekti. Bu yüzden Hamas’ı masaya bağlamak gerekiyordu.
Şarm el Şeyh Masası
Trump bu masayı 13 Ekim’de Mısır’ın Şarm el Şeyh kentinde kurdu. ‘Gazze Barış Zirvesi’ adını verdiği toplantıda amaç, 3 gün önce israil ve Hamas arasında başlayan ateşkesin yürütülmesini kontrol edecek uluslararası bir mekanizma kurmaktı. Toplantıya 30 ülke katıldı ama kurulan masaya sadece 4 ülke oturdu. ABD adına Trump, Mısır adına Sisi, Türkiye adına Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Katar adına Emir Şeyh Tamim. Dört ülke, ABD’nin hazırladığı ortak bir metni törenle imzaladı. Masada netanyahu ve Hamas yoktu. İddialara göre netanyahu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın vetosu nedeniyle toplantıya gelemedi. Hamas’ın böyle bir masaya oturması zaten imkânsızdı. Ama ne israilin ne de Hamas’ın masada olmasına gerek de yoktu.
Mısır’daki toplantıya gelmeden önce sabah israile uğrayan ve yahudi meclisinde coşkulu bir konuşma yapan Trump, masada israili temsil ediyordu. Katar, Mısır ve Türkiye ise defakto olarak Hamas’ın temsilcisi gibiydi. İmzalanan metnin tamamı umut, güvenlik, barış, refah gibi kelimelerle doluydu. Hatta içinde ‘garantörlük’ ifadesi yer almıyordu. Yine de bu toplantı, bu dört ülkenin fiili olarak barış anlaşmasının garantörleri yaptı. Daha doğrusu ABD, israilin yapacaklarının arkasında duracağını garanti ederken, Hamas’ın sorumluluğunu Türkiye, Mısır ve Katar’a yükledi.
3 hedef için 3 aşama
İsrail 3 yıla yaklaşan soykırımda yapamadığı pek çok şeyi bu anlaşma sayesinde yaptı. 3 aşamadan oluşan anlaşmanın her aşaması israilin 3 hedefini yerine getirmek için itina ile düzenlenmişti.
Anlaşmanın 10 Ekim’de yürürlüğe giren birinci aşamasının ilk maddesi, Hamas’ın elindeki tüm esirlerin serbest bırakılmasını şart koşuyordu. Bu, Hamas’ın üstüne düşen kısımdı. Refah sınırını açmak, saldırıları durdurmak, günde 600 yardım tırının geçişine izin vermek, yaralıları tahliye etmek gibi maddeler ise doğrudan israilin sorumluluğundaydı.
Ama israil anlaşmadaki hiçbir maddeye uymadı. Sözde anlaşma devam ederken;
- 700’den fazla Gazzeliyi daha şehid etti.
- Anlaşmayı 1300’den fazla kez ihlâl ederek saldırılar düzenledi.
- Günde 600 yardım tırı Gazze’ye hiç girmedi.
- Ve israil çekilmesi gereken sınırlara hiç çekilmedi.
Anlaşmanın birinci aşamasında yerine getirilen tek madde, Hamas’ın elinde kalan esirlerin tamamını serbest bırakması oldu. Sözde garantör ülkeler bu açıdan üzerlerine düşeni yaptı. Anlaşmanın hiçbir maddesine uymayan israile ise hiçbir şey olmadı. Birkaç cılız ‘kınama’ metni dışında anlaşmanın paçavraya dönüştürülmesine ses çıkarmayan Türkiye, Mısır ve Katar, masada Hamasla aynı masaya bağlanmıştı. ABD ve israil, oyunu o kadar iyi kurmuştu ki uluslararası kamuoyunda artık anlaşmaya uymayan israille birlikte bu sözde anlaşmanın garantörleri de saldırılardan sorumlu tutulmaya başlandı.
Hamas, Ocak ayı sonunda tüm esirleri teslim ettiğinde, netanyahu 3 hedefinin ilkini yerine getirmişti. Artık israilde rehine yolu gözleyen aile kalmamıştı ve Gazze’ye ne olacağı kimsenin umurunda değildi. Şubat başında, ABD anlaşmanın ikinci aşamasına geçildiğini duyurdu. Süreci yöneten Trump’ın yahudi ekibi bir açıklama yaparak “ilk aşama tamamlandı. İkinci aşamaya geçildi. Bu aşamada önce Hamas’ın silah bırakması gerekiyor” diyerek netanyahunun ikinci hedefi için çalışmaya başladı.
Garantör ülkeler dahil kimse, ‘daha birinci aşamanın diğer maddeleri yerine getirilmedi’ diyemedi. Kimse bu saçmalığa itiraz edemedi çünkü herkes Trump’ın kurduğu ‘Barış Kurulu’ isimli yeni çadır tiyatrosuna odaklanmıştı.

Gazze mezatı: ‘Barış Kurulu’
Mısır’daki toplantıyla israil ve garantör ülkeleri, Hamas sorununu çözmeleri için başbaşa bırakan Trump, daha eğlenceli bir konuya geçti. netanyahunun üçüncü hedefi yani Gazze’nin dümdüz edilmesi projesine.
Ateşkes anlaşmasında ‘yeniden yapılandırma’ denilen bu madde, Trump’ın ilgisini en çok çeken bölümdü. Çünkü para burada dönüyordu. 22 Ocak’ta Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu sırasında bir masa kuran Trump, “Gazze’nin ihyası” için ekip topladı. Amaç, tıpkı barış anlaşmasındaki gibi soykırımın suçunu uluslararası topluma pay etmekti. 60’tan fazla ülke bu kurula davet edildi. Sonradan anlaşıldığı kadarıyla davetiyede “masada olmazsanız menüde olursunuz” yazıyordu.
Almanya, İngiltere, Çin, Kanada, Fransa, Japonya, Portekiz gibi ülkeler o masaya oturmaktansa menüde olmayı tercih etti. Aralarında Türkiye, Ermenistan, Bulgaristan, Moğolistan, Arjantin’in de olduğu 25 ülke ise seve seve bu masaya oturdular.
Masanın asıl görevi, Hamas yok edildikten sonra Gazze’nin nasıl paylaşılacağına karar vermek. Kurul 25 üyeli olsa da 3 kişi tarafından yönetiliyor.
- Emlakçı Trump,
- onun emlakçı damadı Kushner ve
- emlakçı ortağı Steve Witkoff.
Üç kişiden ikisinin yahudi olduğu bu ekip, şimdi Gazze’yi ihya etmek için kolları sıvadı. Önlerinde ise sadece küçük bir engel kaldı.

Eğer Mısır’da kurulan masanın tarafları Hamas’ı yok etmeyi başarırsa, Gazze tüm tüccarlar için müthiş bir iş fırsatı olacak. 100 milyar doları bulması planlanan yatırımlardan ‘masada olan’ herkes payını alacak. Gazze’ye yüz yıl sonra ilk defa barış gelecek. Modern şehirler, finans merkezleri, dev AVM’ler kurulacak. Gazze 100 yıldır ilk defa açlığın ve yoksulluğun olmadığı, çatışmaların dindiği, insanların yüzünün güldüğü bir yere dönüşecek.
Ama bu yüzü gülen insanlar elbette bugünkü Gazzeliler olmayacak. Çünkü Gazze demek Hamas demek ve Hamas yok edildiğinde, ‘Gazzeli’ sorunu da kökten çözülmüş olacak.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.