Teknofeodalizm mi israilin uçbeyleri mi?

“Kapitalizm bitti ve yerine teknofeodalizm geldi.” Toprak ağalarının yerini bulut lordları; karın tokluğuna çalışan köylülerin yerini de bedavaya çalışan içerik üreticileri aldı. Bu iddia, iflas eden ya da ettirilen Yunanistan’ın eski maliye bakanı Yanis Varoufakis’e ait. Ona göre dünyaya artık üretim araçlarının sahipleri değil, veriye sahip olan teknoloji devleri hükmediyor. Varoufakis’e göre “kapitalizm öldü” derken bir metafor değil, yeni bir çağ tespiti yapıyor:
Artık dünyayı fabrikalar, işçiler ve sermayedarlar değil; bulutun efendileri yönetiyor. Ona göre klasik kapitalizmin kâr mantığının yerini “bulut rantı” aldı. Üretim araçları yerinden edildi, yerine algoritmalar, veri merkezleri ve görünmez sunucu çiftlikleri geçti. Varoufakis bu yeni sınıfa “cloudalist” bulut ağaları diyor. Bu ağaların hüküm sürdüğü toprak da fizîkî değil; Instagram’ın “keşfet”ini, Google’ın arama neticelerini, Amazon’un raflarını belirleyen dijital topraklar. Bizler ise bu topraklarda tarlayı süren yeni serfleriz.
Her gönderimiz, her aramamız, her kaydırışımızla ücretsiz emek üretiyor. Ürettiğimiz şeye sahip olamıyor, dayatılan bir “politikaya aykırı bulundu” bildiriminde tüm emeğimizden, hafızamızdan, topluluğumuzdan olabiliyoruz. Kapitalist patronların yerine teknofeodal beyler geçti ama peki onlara kim hükmediyor?

Klasik feodalizmde toprak oraya hükmeden kişinin elindeydi ve mülksüz köylüler yani serfler karın tokluğuna bu toprak ağalarına çalışıyorlardı. Kölelikten tek farkları serflerin alınıp satılmamasıydı. Teknofeodalizmde ise toprağın karşılığı dijital platform ve bu platformlar teknofeodallerin elinde. Feodalizmde serf denen köylüler çalışıyordu, bütün işleri onlar yapıyordu; platformlarda da içerik üreticileri var. Trajik bir şekilde tıpkı serflerde olduğu gibi üretim yaptığımız platformlardaki mallarımız yine bize ait değil. Mesela büyük bir markanın sorgusuz sualsiz Instagram sayfası bir anda kapanabiliyor. Veya milyonlarca kişiye ulaşan bir gazetenin internet adresi Google tarafından görünmez hâle getirilebiliyor. Tüm emekler bir anda çöpe gidiyor. Alınan haraçlar ve kesilen para cezaları da cabası.
Reklam
Ortaçağ feodalizmi - teknofeodalizm karşılaştırması
Ortaçağ feodalizmiyle teknofeodalizm, çağlar değişse de mantık olarak birbirine ürkütücü biçimde benziyor. Dün toprağın kontrolü kimdeyse iktidar ondaydı, bugün bulut altyapısı, algoritmalar ve veri merkezleri kimin elindeyse efendilik de onlarda.
Ortaçağda toprak, üretimin ana aracıydı; bugün bu rolü bulut teknolojileri üstleniyor. O günün toprak sahipleri yani feodal beyleri varsa, bugünün “bulut lordları” Amazon, Apple, Meta, Google, Microsoft, Oracle gibi dev platformlardır.
Serfler yani köylüler toprağı terk edemez, ürettiklerinin bir kısmını efendiye verirdi. Şimdi aynı mantığın dijital versiyonu karşımızda: İçerik üreticileri, küçük işletmeler, bağımsız kullanıcılar… Hepsi platform denen toprağa bağlı “bulut serfleri.”
Ortaçağın haraç sistemi bugün komisyona dönüşmüş durumda: Platforma göre gelirinin %15–30’unu veriyorsun. Üstüne, içerik üretme hakkının gerçek sahibi yine platform. Reklamdan pay veriyorsun, görünürlük için pay veriyorsun. Haraç ödemezsen algoritmik sürgün geliyor. Üstelik bu düzende “haftanın belli günleri” değil, her gün efendi için çalışıyorsun.
Reklam

Feodal sistemde köylünün mülkiyeti yoktu; toprak sadece kullanım hakkıyla verilirdi. Teknofeodalizmde de durum aynı: Kullanıcı veriye, hesaba, ürettiği içeriğe gerçekten sahip değil. Hepsi kiralık bir yaşam alanı gibi; bir tıkla elinden alınabilir.
Ortaçağ serfinin tek “özgürlüğü” alınıp satılmamasıydı. Dijital serfte o bile yok. Hesabın kapandığı an, kimliğin, emeğin, arşivin, topluluğun, hafızan hepsi buharlaşıyor. Sadece 2024’te Instagram 1,8 milyon hesabı hiçbir gerekçe göstermeden sildi.
Köylünün toprağı terk etmesi imkânsızdı; dijital platformları terk etmek ise teoride mümkün. Ama geride bırakılan sosyal sermaye, veri birikimi, izleyici ağı… Fiilen bir çıkış kapısı bırakmıyor.
- Ortaçağ efendisi serfi kırbaçlayabilir, sürgüne gönderebilir, zindana atabilirdi. Bugünün efendileri ise daha sessiz, daha steril, ama çok daha etkili cezalar kullanıyor: Görünmez kılmak, para kazanma özelliğini kapatmak, hesabı tümden silmek.
- 2024’te YouTube 9,5 milyon videoyu kaldırdı.
- Facebook 2024–2025 döneminde 340.000 hesabı “topluluk kuralları” gerekçesiyle sonsuza kadar banladı.
- Oracle’ın devraldığı TikTok’ta Filistin içeriklerine %94 oranında görünmezlik uygulandı.
- Amazon 2024’te 1,2 milyon satıcı hesabını hiçbir açıklama yapmadan askıya aldı.
- Patreon ise “nefret söylemi” bahanesiyle 400’den fazla hesabı yasakladı; çoğu israil karşıtı içerik üretiyordu.

Yüzde 30’cular
Özellikle gazeteler uzun süredir Google’ın çalışanı konumundaydı. Her haber Google algoritmasına göre yapılıyor; Search Engine Optimization (SEO) denilen kurallar her editörün önünde anayasa gibi asılı duruyordu.
Yayıncılık, haber sitelerinden sosyal medyaya kaydığında bu sefer de buralarda derebeylik kuralları acımasızca işlemeye başladı. Üreticilerin gelirleri düştükçe düşerken dijital derebeylerin haraçları gitgide artmaya başladı.
Reklam
Mesela Amazon gibi alıcı ile satıcıyı birleştiren aracı uygulamalar sadece komisyonlarını alıyor ve çoğunlukla üretenden çok daha fazla kazanıyor. Amazon’da yüzde 8-15 kategori komisyonu, depolama ücretleri ve reklam zorunluluğu gibi birçok gider kalemi var. Apple App Store ve Google Play’de kazancın yüzde 30’u anında şirketin kasasına gidiyor. YouTube daha acımasız, hemen yüzde 45’i alıyor. Diyelim ki Instagram’da reklam vermek isterseniz Meta’ya reklam ücreti ödemeniz yetmez, Apple “bu reklam benim cihazlarımda görünecek” deyip yüzde 30 Apple vergisini toplam tutarın üstüne yapıştırır. “Ama bu haraç” diyebilirsiniz; sadece içinizden.
Apple’a kim ne diyebilir? Apple mı kullanmayacaksınız? Instagram mı kullanmayacaksınız? Semtinizde zincir bir restoranın yanına küçük bir büfe açıp döner satabilirsiniz ama Google gibi bir platformun verisi ile rekabet edemezsiniz.
Kim bu teknofeodaller?
Dünyayı yöneten teknofeodallerin birçoğunu biliyorsunuz.
• Facebook, Instagram ve WhatsApp’in ana şirketi Meta’nın sahibi Mark Zuckerberg,
• ChatGPT’yi bünyesinde barındıran OpenAI’in ve aynı zamanda Airbnb, Reddit, Pinterest ve daha nicelerinin sahibi Sam Altman,
• Google’ın, YouTube’ın, Android’in ve daha nicesinin sahipleri Larry Page ve Sergey Brin,
• Dell’in kurucusu ve CEO’su, şirketin ana hissedarı Michael Dell,
• Microsoft’un en uzun süreli CEO’su Steve Ballmer. Kısaca ve şüphesiz hepsi yahudi.
• Apple’ın sahibi Steve Wozniak’ın Alman ve Leh kökenleri, gizli yahudi olduğu tartışmalarını beraberinde getiriyor.
• Eski Twitter, yeni X’in sahibi Musk’ın “Elon” isminin İbranice’de “meşe ağacı” mânâsına geldiği ve Güney Afrika’da bir yahudi okuluna gittiği bilinen bir şey.
• Bu isimlerin gücünü ve bu gücün kime hizmet ettiğini yaptığımız tariften anlamışsınızdır. Ancak bunların en tehlikelisini sona bıraktık.
• Larry Ellison ve oğlu David Ellison. Bu ikili teknoloji ve medyanın gücünü sessizce ele geçiriyor ve dünyayı yönlendirme potansiyeline sahip en tehlikeli isimler olarak son zamanlarda ön plana çıkıyorlar.
Larry Ellison ismini duymamış olabilirsiniz çünkü kendisi ön planda olmayı pek sevmiyor. O da yahudi kökenli bir ailenin çocuğu. Hayatı fırsatlarla doluydu. Diğer süper zenginler gibi o da okulu bıraktı ve yazılıma atıldı. Oracle’ın yani dünyanın en büyük bulut depolama yazılımının sahibi.

Geçen Eylül’de OpenAI ile Oracle 300 milyar dolarlık bulut bilişim anlaşması imzaladı. Bulut alanında tarihin en büyük anlaşması.
ABD’nin baskısıyla dünyanın en büyük sosyal medya şirketlerinden birisi olan Çinli TikTok da Oracle’a devredildi.
Öte yandan Larry Ellison’ın oğlu da son zamanlarda bir hayli gündemde. Çünkü kendi şirketi Skydance’ın Paramount ile birleşmesi gerçekleşti. Artık David Ellison, Paramount’un sahibi.
Paramount’u almak demek CBS News, Paramount Plus, Nickelodeon, Showtime ve daha birçok haber ve eğlence kanalının da sahibi olmak demek. Oğul Ellison burada durmadı. Ekim 2025’te Warner Bros, Discovery’ye 56 milyar dolarlık teklif verdi. Kabul edilirse ABD televizyon haberlerinin yüzde 42’si Ellison ailesinde olacak.
Ellisonlar milyarlarca dolarlık servetlerine servet kattılar ve tahminlere göre dünyanın en zengin insanları oldular ama asıl endişelenmemiz gereken şey bu değil tabii ki…
Ellison ailesi sadece teknoloji ve medya değil aynı zamanda siyasetin de tam göbeğinde. Larry Ellison yıllardır israil yanlısı duruşuyla biliniyor. israil ordusunun en büyük bağışçısı konumunda.
TikTok’u alır almaz platformdaki Filistin yanlısı içeriklerin tamamını yok etti. David Ellison da Paramount Plus’tan tüm Gazze belgesellerini “lisans sorunu” gerekçesiyle kaldırdı. Bir aile, hem TikTok’la gençlerin veri akışını, hem Paramount Plus’la eğlencesini, hem de CBS sayesinde ana akım haberlerini kontrol ediyor.
Reklam
Mesele bununla da kalmıyor, buzdağının asıl kısmı geride. Oracle, bulut hizmeti veren şirketlerin en büyüğü. Şimdi düşünün israil politikalarını açıkça maddi manevi destekleyen bir aile; Fortune 500’deki Nvidia, LinkedIn, ChatGPT, Facebook, Bank of America, BBVA, National Australia Bank, AT&T, Zoom, Uber, Toyota, Nissan, Mazda, Coca-Cola, eBay, Walmart, McDonald’s, FedEx, Netflix, Airbnb gibi çoğu dev şirketin çalıştığı sunuculara ve verilerine sahip. Ayrıca milyonlarca insanın izlediği medya kanallarını da kontrol edebiliyor.
TikTok’u da satın aldı.
Peki, neden?
İşte bunun cevabını da geçenlerde yaptığı bir konuşmada Gazze kasabı netanyahu veriyor ve şöyle konuşuyor:
“En önemli şey sosyal medya. Şu anda yaptığım en önemli satın alma TikTok. 1 numara, 1 numara. Peki, diğer en önemli olan değer nedir; X. Biliyorsun bu yüzden Elon ile konuşmalıyız. O bir düşman değil. O bir arkadaş. Onunla konuşmalıyız. Şimdi bu iki şeyi alabilirsek çok şey almış oluruz ve başka şeylere devam edebilirim. Ama şu an mücadele vermek zorundayız. yahudi halkına yön vermek, yahudi olmayan arkadaşlara yön vermek ya da yahudi arkadaşlarımız olabileceklere…”
israil iki yılı aşkın süredir Gazze’de görülmemiş boyutta bir katliam sürdürüyor. Filistin’le ilgili içeriklerin çoğu sosyal medya platformu TikTok üzerinden yayılıyordu. Ve israil hem gücünü hem de parasını kullanarak bunu susturdu. Diğer ABD menşeli yahudi şirketleri zaten israilin hizmetindeydi. Ara sıra X platformunda çatlak sesler çıkıyordu, şimdi anladığımız üzere netanyahu oraya da el atacak.
Serfler çalışıyor, teknofeodaller kazanıyor, para israilin dostlarına akıyor
Dünyada israili sorgusuz sualsiz destekleyen ülke hangisi diye sorsak? “ABD” diyenler yanıldı. Çünkü cevap Yunanistan. Hani son birkaç yıldır Türklerin kapısında kuyruk olduğu, öve öve bitiremediği Yunanistan.
Haberimizin konusu olan Teknofeodalizm: Kapitalizmi Ne Öldürdü? kitabını yazan Yanis Varoufakis’in ülkesi Yunanistan. Uluslararası Ceza Mahkemesi, soykırım suçlusu olarak netanyahuyu ararken niye Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, Gazze’de yaşananlara “soykırım” demeyeceğim diye bas bas bağırdı?
İflas eden ülke israilin borazanı oldu
Yunanistan 2010 yılında iflas etti. Yunan hükümetlerinin savurganlığı ve ülkenin 2001 yılında Avrupa ortak para birimine katılmasının ardından kredi verenlerin şaşırtıcı gevşekliği, ülkeyi 2008’den itibaren başlayan küresel bir durgunluğun ardından artık ödeyemeyeceği kadar büyük borçlarla baş başa bırakmıştı.
Avrupa Birliği, Avrupa Merkez Bankası ve Uluslararası Para Fonu’ndan oluşan troyka, ipini koparmış bir Yunanistan istemediği için Mayıs 2010’da 110 milyar euroluk bir kurtarma paketini devreye aldı. Ancak bu, Yunanistan’ın kurtarılmasından ziyade borç veren büyük bankaların kurtarılması planıydı.
Reklam
Yunanistan hâlâ inanılmaz miktarda borçluydu, ancak şimdi asıl alacaklı konumunu alan troyka, sert kemer sıkma önlemleriyle Yunanistan’ın ekonomik gerilemesini hızlandırdı ve borçlarının geri ödenmesini daha da zorlaştırdı. Bunu, tam olarak kurtarma paketi sayılmayan daha fazla kurtarma paketi izledi. Tıpkı uzun bir dönem Türkiye ile IMF arasında yaşananlar gibi.
Yeşilçam’da Fatma Girik’in başrolünde olduğu “Toprak Ana” diye bir film vardı izleyenler hatırlayacaktır. Orada ağa, cahil köylüye borç verdiğinde senetleri öyle bir hazırlardı ki o yılki mahsulün tamamı borcun faizine ancak yeterdi, köylünün ana borcu hiç eksilmezdi; işte öyle bir şey.
Bu gidişattan bıkan Yunan halkı kemer sıkma politikalarını eleştiren sol parti lideri Alexis Tsipras’ı kurtarıcı olarak gördü ve 2015 seçimlerinde partisi Syriza’yı iktidara taşıdı. Tsipras da kabinedeki en zor görev olan maliye bakanlığını aynı partiden olmasalar da ittifak kurduğu Yanis Varoufakis’e verdi.
Meşhur bir akademisyen olan Varoufakis, ülkenin borçlarını önemli ölçüde azaltıp kemer sıkma politikalarını gevşeterek Yunanistan’ı düzenli bir iflasa sürüklemeyi umuyordu. Ancak bunda başarısız olursa Yunanistan’ı Avrupa Birliği’nden çıkarma kartını gösterip ağır şartlarda verilen borçların yeniden yapılandırılmasını sağlamayı hedefliyordu.
Yunanistan’ın geleceğini ipotek altına alan krizden kurtulmak Varoufakis’in sandığı kadar kolay olmayacaktı. Çünkü küresel güçlerin Yunanistan için biçtiği rol bir önceki yüzyılın başında olduğu gibi piyon rolüydü. Çünkü Tsipras, kazanmak için değil kaybetmesi için iktidara getirilmişti.
Sabırsız ve kışkırtılan halk sokaklara döküldü. Başta Atina olmak üzere ülkenin dört bir yanına eylemler yayıldı. Tsipras, bankalardan para çekme işlemlerini günlük 60 euro ile sınırladı. Yetmezmiş gibi ülkede tatil ilan etti. Hiçbir şey çalışmaz hâle geldi. Vatandaş hesabındaki parayı çekemez oldu.

Temmuz 2015’te yapılan referandumda Yunan seçmenlerin yüzde 61’i troykanın son “kurtarma paketini” reddetti. Buna rağmen Tsipras yine de boyun eğmeyi seçti ve paketi kabul etti. Varoufakis bunun üzerine sadece altı ay sürdürdüğü görevinden istifa etti.
Varoufakis’in ayrılışından sonra para akışı hızlandı. 2015-2018 arası 200 milyar euro daha aktı. Peki, bu kadar para neden “kolayca” verildi sorusunun cevabı bugün net bir şekilde ortada: israil için Yunanistan’ın stratejik konumu, Akdeniz gazı, Kıbrıs sorunu nedeniyle Türkiye’ye karşı tampon olması onu vazgeçilmez kılıyor.
Reklam
Yunanistan, Gazze katliamına sessiz kalmak bir yana netanyahuya açık çek veriyor. İki ülke arasında savunma anlaşmaları, EastMed projesiyle ortak enerji boru hatları anlaşması sürdürülüyor. Miçotakis, Mart 2025’te netanyahuyu ziyaret etti; Uluslararası Ceza Mahkemesinin netanyahuya tutuklama emrine rağmen “stratejik ortaklık”ı savundu.
Yunanistan, AB içinde israili “yumuşatan” rol oynuyor. Çünkü asıl efendi israil, dijital derebeyleri ve onlara çalışan milyarlarca serfleri sayesinde dünyadaki pek çok ülke ve liderler gibi Yunanistan’ı ve Miçotakis’i de elindeki borç senetleriyle abluka altında tutuyor ve savaş halinde karşısında kim varsa ona doğrultulmuş bir silah olarak kullanıyor.
Yunanistan bunların içinde çarpıcı bir örnek olarak öne çıkıyor ancak daha pek çok ülke ve lider, sanatçı, akademisyen, patron aynı durumda. Normal vatandaşın sesini duyurabileceği bir mecra da olmadığından İsrail katliamlarına devam ediyor, dünya da susuyor ya da susturuluyor.
Sivil cihazlar silaha dönüştü
“Geçtiğimiz günlerde Selçuk Bayraktar, ‘Akıllı telefonlar, saatler, sosyal medya… Sivil görünen her teknoloji artık bir silaha dönüştü. Teknofeodalizm çağındayız; kullandığımız cihazlar dahi aleyhimize kullanılabiliyor, bedelini biz ödüyoruz. Çözüm; yerli ve milli teknolojiler geliştirmek, bağımsızlığı sağlamak ve bu alanda nitelikli insan gücü yetiştirmek’ açıklamasını yaptı.
Yerli ve millî lafını duyunca tüyleri diken diken olan birileri için bu sözler anlamsız gelse de çok doğru bir gelecek öngörüsü.
‘Dijital taşınabilirlik yasası’
“Ama bu nasıl olacak” sorusunun basit bir cevabı yok. Mesela “Numara Taşıma” benzeri “Dijital Taşınabilirlik Yasası” çıkarılabilir; bu sayede başka bir platforma geçen bir kullanıcının eski hesabına girenler yeni hesaba yönlendirilir.
Hiç kimsenin hesabının keyfi kapatılmaması ya da engellenmesi için büyük cezalar içeren yasalar konulabilir. Devletler kendi veri merkezlerini kurabilir. Kooperatif benzeri veri merkezleri yapılandırılabilir. Açık algoritma zorunluluğu, kullanıcılara temettü dağıtılması şartı getirilebilir. Bunlar efendinin işine gelmeyecektir ama biz yine söylemiş olalım. En başta millî bir çözüm üretilmesi elzemdir.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.