Trump döneminde ABD ekonomisinde devlet etkisi artıyor

ABD’de Trump iktidarı sonrası kurumsal sektöre artan müdahale, devletin ekonomik kararlar üzerindeki ağırlığının giderek arttığı yeni bir kapitalizm anlayışına geçişin sinyallerini veriyor. Teknolojide Çin ile rekabette geri kalmak istemeyen ABD yönetimi, Çin Komünist Partisi’ni taklit etmekle suçlanırken, kamuoyunda yeni bir kapitalist model ile daha müdahaleci bir döneme girildiğine yönelik görüşler var.
Trump’ın ikinci dönemi itibarıyla kurumsal sektöre artan müdahalesi, devlet etkisinin giderek belirginleştiği yeni bir kapitalist modele doğru bir yönelim olarak değerlendiriliyor. Buna göre Trump yönetimi yapay zekâ, enerji ve teknoloji alanlarında özel sektöre daha müdahaleci politikalar izliyor.
ABD’de geçmişte yerli otomotiv endüstrisi 2008 mali krizinin ardından çöküş tehlikesiyle karşı karşıya kaldığında, hükümet hem General Motors hem de Chrysler'ı kurtarmak karşılığında geçici olarak hisse satın almıştı. Bununla beraber aynı dönemde en büyük bankaları kurtarırken, bu şirketlerden hisse satın almak tercih edilmemişti. Biden yönetimi ise stratejik öneme sahip yeşil enerji sektörünü vergi indirimleriyle desteklese de Trump’ın izlediği yolu takip etmemişti.
ABD hükümeti stratejik alanlarda artık hisse sahibi
2022’de Biden yönetimi tarafından kabul edilen CHIPS ve Bilim Yasası’nın uygulanma biçimi büyük ölçüde klasik sanayi politikası araçlarına, yani hibe programları, vergi indirimleri ve fonlamalara dayanıyordu; ancak Trump yönetimi bu teşvik modelini kökten değiştirerek, hibeleri sermaye ortaklığına dayalı anlaşmalara dönüştürdü.
Reklam
Trump yönetimi, daha önce Tesla'ya kredi vererek veya Celindra gibi başarısız projelere fon sağlayarak uyguladığı ekonomik politikayı değiştirerek, ilk olarak Japon Nippon Steel’in satın alımına onay vermek koşuluyla US Steel’de altın hisse satın aldı.

Trump yönetimi ayrıca Nvidia ve AMD ile yaptığı anlaşmalar çerçevesinde, bu şirketlere Çin kaynaklı satış gelirlerinin yüzde 15’i oranında bir bedel karşılığında ihracat lisansı tanıdı. Savunma Bakanlığı ise MP Materials adlı nadir toprak madenciliği şirketinin yüzde 15’lik hissesini alarak en büyük ortak konumuna yükseldi.
Ağustos ayında atılan bir diğer adımda ise hükümetin Intel’de yüzde 10 pay satın alması, 2008 finans krizinden bu yana özel sektöre yapılan en kapsamlı devlet müdahalelerinden biri olarak kayda geçti. Hisseler pasif, oy hakkı olmayan bir mülkiyet olarak yapılandırılmış olsa da, bu hareket ABD’nin uzun süredir devam eden serbest piyasa kapitalist geleneğinden önemli bir sapmayı işaret ediyor.
Washington, geleneksel egemen varlık fonlarından farklı olarak bütçe fazlalarına değil, doğal kaynak rezervlerine dayalı bir fon kurmaya da hazırlanıyor. Bu fonun, Ukrayna, Grönland ve benzeri bölgelerdeki kritik hammadde imtiyazlarını da içeren varlıkları bünyesinde barındırması bekleniyor. Buna ek olarak, Trump’ın bizzat yönlendirmeyi planladığını açıkladığı ekonomik müttefiklerden ABD’ye yaklaşık 1,5 trilyon dolarlık yabancı yatırım taahhüdü de bulunuyor.
Reklam
Son olarak Trump, Çin merkezli sosyal medya platformu TikTok’un ülkedeki faaliyetlerinin Amerikalı yatırımcılara devredilmesine olanak tanıyan kararnameyi onayladı.
Osmangazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tahsin Yamak’a göre Trump yönetiminin son Intel hamlesi, klasik anlamda bir kamulaştırma değil; devletin sermaye düzeyinde stratejik ortaklık yoluyla konumlanması ile dikkat çekiyor. Süreci daha önce şirkete sağlanmış hibelerin ve fonların, oy hakkı olmayan hisselere dönüştürülmesi olarak açıklayan Yamak, ABD yönetiminin piyasa mekanizmaları içinde kalarak ancak oy hakkı tanımadan, Intel üzerinde finansal ve stratejik bir kontrol mekanizması oluşturduğunu, böylece devletin yatırımcı bir aktör olarak yeniden piyasa sahnesine çıktığını belirtiyor.
Ulusal güvenlik ön planda

ABD’nin bu tür sanayi politikalarına yönelişi yeni değil. Ancak günümüzde farklı olan, bu politikaların yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda ulusal güvenlik meselesi olarak kodlanmasıdır. ABD’nin piyasa mekanizmalarına güveni azalmış, korumacı eğilimlere ve devlet güdümlü sanayi politikalarına yönelimi güçlenmiştir.
Yarı iletkenler, yapay zekâ ve kuantum teknolojileri artık yalnızca ekonomik büyüme değil, ulusal güvenlik ve stratejik üstünlük meselesi olarak görülmektedir. Dolayısıyla Intel adımı, piyasa işleyişine aykırı bir farklılaşma değil, Çin’in yükselişi karşısında hegemonik kapasiteyi konsolide etme çabasıdır.
Washington bununla birlikte, Chip 4 ittifakı aracılığıyla Tayvan, Güney Kore ve Japonya ile tedarik zincirlerini güvence altına alırken; friend-shoring stratejisiyle de kritik üretim ağlarını dost ülkelerde yoğunlaştırmayı hedeflemektedir.
Piyasanın görünmez eli değil, Trump’ın eli
ABD tarihinde serbest piyasa geleneğine oldukça zıt karakterdeki bu gelişmeler, Çin ve Rusya örneklerinde olduğu gibi, devletin stratejik sektörlerde yeniden belirleyici bir aktör haline geldiği bir devlet güdümlü kapitalizm olarak nitelendiriliyor. Bu model, devletin özel işletmelere doğrudan sahip olmadığı, ancak bu işletmelerde yer aldığı klasik serbest piyasa kapitalizminin bir karışımı olarak da açıklanıyor.
Reklam

Kırıkkale Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Merve Suna Özel Özcan’a göre Trump’ın ilk olarak 2017’de iktidara gelişi, ABD’nin uzun yıllardır benimsediği ekonomik paradigma açısından yapısal bir kırılma noktası oluşturdu. Özellikle 2. Trump döneminde bu durumun belirginleştiğini, ABD’de devletin ekonomideki konumunun yeniden tanımlandığı, klasik liberal kapitalizmin temel ilkelerinin yerini, devletin yönlendirici, yatırımcı ve stratejik aktör olarak öne çıktığı yeni bir modele bırakmaya başladığını ifade eden Özcan’a göre bu süreç, yalnızca ekonomik bir yaklaşım değişikliğini değil, aynı zamanda ideolojik bir kırılmayı da yansıtıyor.
“Trump döneminde Adam Smith’in ‘görünmez eli’nin yerini, giderek daha fazla devletin ‘görünür eli’ aldı. Artık piyasa, kendi iç dinamikleriyle değil; devletin stratejik çıkarları, güvenlik öncelikleri ve jeopolitik hedefleri doğrultusunda yönlendiriliyor. Bu yönüyle Trump dönemi, ABD’nin liberal kapitalist sistemden Amerikan tipi devlet kapitalizmine geçiş sürecini başlatırken; ekonominin doğal işleyişine duyulan güvenin yerini, devlet güdümlü ekonomik yönetişim anlayışı aldı.” şeklinde konuşan Özcan, Çin’in devlet kapitalizmine dayalı ekonomik modeline karşı ABD’nin benzer araçları devreye sokması, “Amerikan tipi devlet kapitalizmi” ya da daha doğru bir ifadeyle “Trump versiyonu devlet kapitalizmi” şeklinde değerlendiriliyor.
Modelin 2 büyük riski var

Trump’ın ekonomi politikası, ABD tarihinde Roosevelt’ın New Deal döneminden ya da 2008 krizi’ndeki TARP müdahalelerinden farklı olsa da benzer biçimde devletin piyasaya doğrudan müdahalesini içeriyor. Ancak Trump bu süreci, klasik kurtarma operasyonlarından ziyade devletin stratejik ortaklık kurduğu, kazançtan pay aldığı yeni bir model haline dönüştürdü.
Trump döneminde artık piyasa görünmez biçimde işlemiyor; devletin görünür stratejik eli tarafından yönlendiriliyor. Adam Smith’in bireysel çıkarların toplumsal refah üreteceği fikri, yerini devletin ulusal çıkarı ve güç merkezli ekonomi anlayışına bıraktı. Bu adımlar, serbest piyasanın temel ilkeleriyle çelişen, devletin doğrudan mülkiyet ortaklığı kurduğu yeni bir dönemi simgeliyor.
Ancak bu modelin iki büyük riski var: Devletin yanlış kazananları seçmesi ve kaynak israfı, yandaş kapitalizmin güçlenmesi, yani siyasi olarak yakın şirketlerin avantaj elde etmesi.
Sektörler dönüşüyor
ABD ekonomisinde son aylarda yaşanan gelişmelerin bir çarpıcı özelliği de devlet müdahalelerinin birkaç stratejik sektörde yoğunlaşması oldu. Trump’ın göreve gelir gelmez yayımladığı başkanlık kararnameleriyle, özellikle nadir toprak elementleri, enerji ve yarı iletkenler gibi stratejik sektörlerde devletin yalnızca düzenleyici değil, aynı zamanda yatırımcı ve hissedar konumuna geçtiği bir modelin temellerini attığını söyleyen Özcan, bu yaklaşımın devletin ekonomik yönlendirici rolünü öne çıkaran bir paradigma değişimine işaret ettiğini de belirtiyor.

“Trump yönetimi, Çin, Meksika ve Avrupa Birliği’ne karşı uyguladığı yüksek gümrük tarifeleriyle yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik mesajlar da verdi. Böylece küresel ticarette serbest rekabet yerine korumacı, ulusal güvenlik temelli bir ekonomik anlayış güç kazandı. Yapay zekâ, biyoteknoloji ve yeşil enerji gibi stratejik alanlardaki rekabet, ABD’yi yeniden sanayileşmeye ve devleti piyasanın görünmez elinin yerine stratejik bir aktör konumuna taşımaya yöneltti” şeklinde konuşan Özcan’a göre Trump dönemi ABD’si, serbest piyasa kapitalizminin sınırlarını aşarak, devlet eliyle yönlendirilen yeni bir ekonomik düzeni benimsiyor.
Reklam
ABD hükümetinin düzenlemeleri ile devletin stratejik sektörlerde yatırımcı kimliğiyle öne çıkmaya başladığını belirten İstanbul Gelişim Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Deniz Şişman ise Apple, Tesla ve Ford gibi devlerin üretimi ABD’ye kaydırmaları karşılığında milyarlarca dolarlık vergi teşviklerinden yararlandığını hatırlatarak bu durumun özel sektörü yerli üretime yönlendirme politikasının bir parçası olarak değerlendirildiğini belirtiyor.
Trump, ekonomik egemenliğini güçlendirme stratejisini ön plana çıkarıyor

Trump’ın müdahaleleri, klasik neoliberal anlayışın ötesine geçerek, devleti hem düzenleyici hem yatırımcı bir aktör konumuna getiriyor. Bu yeni model, Çin’in uzun süredir uyguladığı “devlet kapitalizmi” yaklaşımına benzer bir Amerikan versiyonunun şekillendiğini düşündürüyor.
Uluslararası yorumcular arasında bu sürecin, Fareed Zakaria’nın tanımıyla “postneoliberal Amerikan kapitalizmi”ne geçiş olarak nitelendirildiği dikkat çekiyor. Çin’in “devlet kapitalizmi”nden küresel hegemonyaya yöneldiği bir dönemde, Trump liderliğindeki ABD, “piyasa kapitalizmini” korurken devletin ekonomik egemenliğini güçlendirme stratejisini ön plana çıkarıyor.
Bu dönüşüm, yalnızca Washington’un değil, küresel ekonomik düzenin de yeni bir denge arayışına girdiğinin habercisi.
*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.