Türkiye’de su stresi ekonomik riskleri artırıyor

Gizem Tümbay Koçak
09:00, 18/06/2026, Perşembe
CategoryZ Raporu
Z Raporu
Türkiye’de su stresi ekonomik riskleri artırıyor
Küresel ekonomide “SU” riski büyüyor

İklim değişikliği ve artan su talebi, su kaynakları üzerindeki baskıyı küresel ölçekte derinleştirirken su güvenliği ekonomik sistemlerin en kritik başlıklarından biri haline geliyor. Türkiye, kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı bakımından “yüksek su stresi” yaşayan ülkeler arasında yer alırken özellikle Konya, Marmara ve Ege havzalarındaki risk daha da büyüyor. Kuraklık, yeraltı su seviyelerindeki düşüş ve düzensiz yağış rejimleri, tarım, sanayi, enerji ve tedarik zincirleri üzerinde ciddi kırılganlıklar yaratıyor. Uzmanlara göre önümüzdeki dönemde su krizleri yalnızca çevresel değil, ekonomik büyüme, üretim sürekliliği ve gıda güvenliği açısından da belirleyici olacak.

Su, artık yalnızca bir doğal kaynak değil, jeopolitik güç unsuru ve küresel üretim sisteminin de belirleyici bir parçası. Öyle ki, dünya yüzey sularının yaklaşık yüzde 60’ının birden fazla ülke tarafından paylaşılması ve dünya nüfusunun yaklaşık yarısının sınır aşan su havzalarında yaşaması, suyun stratejik önemini daha da artırıyor.

İklim değişikliği, nüfus artışı ve artan su talebi, su kaynakları üzerindeki baskıyı derinleştirirken birçok ülke iklim değişikliğini artık ulusal güvenlik sorunu olarak tanımlıyor. Bu kapsamda su kaynakları da güvenlik politikalarının önemli başlıklarından biri olarak ele alınıyor.

Küreselleşmeyle birlikte artan karşılıklı bağımlılık ise su krizlerinin etkisini yerel ölçekte bırakmıyor, ekonomik, ticari ve sosyal etkileri küresel ölçekte hissedilebilir hale getiriyor. Özellikle fiziksel su kıtlığı yaşayan ve gıda güvenliğini büyük ölçüde ithalat yoluyla sağlayan ülkeler açısından bu durum ciddi riskler oluşturuyor.

Küreselleşmeyle birlikte artan karşılıklı bağımlılık ise su krizlerinin etkisini yerel ölçekte bırakmıyor; ekonomik, ticari ve sosyal etkileri küresel ölçekte hissedilebilir hale getiriyor.
Küreselleşmeyle birlikte artan karşılıklı bağımlılık ise su krizlerinin etkisini yerel ölçekte bırakmıyor; ekonomik, ticari ve sosyal etkileri küresel ölçekte hissedilebilir hale getiriyor.

Değişen yağış rejimi su güvenliğini tehdit ediyor

Yağış rejimlerini değiştirerek su kaynakları üzerinde doğrudan etkili olan sebeplerin başında ise iklim değişikliği geliyor. Son yıllarda bazı bölgelerde toplam yağış miktarı azalırken, bazı bölgelerde artış görülüyor. Ancak asıl değişim yalnızca yağış miktarında değil, yağışın zamanı, süresi ve mekansal dağılımında yaşanıyor. Kısa süreli ve şiddetli yağışların artması taşkın ve sel riskini yükseltirken, kar yağışlarının azalması ve artan sıcaklıklar buzulların daha hızlı erimesine yol açıyor.

Bunun yanında bölgesel kuraklıkların daha sık ve daha şiddetli yaşanması, buharlaşmayı artırarak havza bazlı su bütçesi dengesini bozuyor. Bu dengesizlik yalnızca yüzey sularını değil, yeraltı suları, göller ve sulak alanlar üzerinde de baskı oluşturuyor. Bu tablo da tarımsal üretimden enerjiye, içme suyu arzından ekosistem sağlığına kadar geniş bir alanda yeni ve artan riskleri beraberinde getiriyor.

Sektörlere Göre Su Kullanımı, (%, 2010 2024)
Sektörlere Göre Su Kullanımı, (%, 2010 2024)

“Su, tüm ekonomik sistemin temel taşı”

Su Politikaları Derneği Başkanı Dursun Yıldız, suyun yalnızca çevresel bir kaynak değil, tüm ekonomik sistemin temel taşı olduğuna dikkat çekiyor. Yıldız’a göre su, bir sektör olmanın ötesinde tarımdan sanayiye, enerjiden şehirleşmeye kadar tüm ekonomik alanları birbirine bağlayan stratejik bir “konnektör” niteliği taşıyor. Bu nedenle su yönetiminin yalnızca belirli kullanım alanları üzerinden değil, doğal su döngüsünü kapsayan bütüncül bir sistem yaklaşımıyla ele alınması gerektiğini vurguluyor. Yıldız, su güvenliğinin artık yalnızca su kaynaklarının korunmasıyla sınırlı bir konu olmadığını, enerji, gıda ve çevre güvenliğiyle birlikte bütünleşik bir sistem içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Günümüzde bu dört alan arasındaki karşılıklı bağımlılığın giderek arttığına dikkat çeken Yıldız’a göre, su güvenliğinde yaşanacak bir bozulma yalnızca çevresel değil, ekonomik güvenlik açısından da ciddi riskler yaratıyor. Öyle ki finans literatüründe de artık su riski, finansal risk olarak değerlendiriliyor.

Yıldız: Su, bir sektör olmanın ötesinde tarımdan sanayiye, enerjiden şehirleşmeye kadar tüm ekonomik alanları birbirine bağlayan stratejik bir “konnektör” niteliği taşıyor.
Yıldız: Su, bir sektör olmanın ötesinde tarımdan sanayiye, enerjiden şehirleşmeye kadar tüm ekonomik alanları birbirine bağlayan stratejik bir “konnektör” niteliği taşıyor.

Eski altyapılar riskleri büyüten önemli unsurlar arasında

Prof. Dr. Mehmet Çakmakcı’ya göre, önümüzdeki 10 yılın en önemli riskleri arasında ise artan kuraklık, su kıtlığı, yeraltı su rezervlerinin azalması, aşırı hava olayları, tarımsal üretimde düşüş, gıda fiyatlarında artış ve su kaynaklı sosyal gerilimler yer alıyor. Ayrıca Çakmakcı, su yönetimindeki yetersizliklerin ve eski altyapıların da riskleri büyüten önemli unsurlar arasında sayılabileceğinden bahsediyor.

Benzer bir görüş de Yıldız’dan geliyor. Yıldız’a göre de özellikle iklim değişikliği, artan nüfus, kirlilik ve hızlı kentleşme nedeniyle önümüzdeki 10 yılda su yönetimi üzerindeki baskının daha da artması bekleniyor. Artan baskılar nedeniyle gelecekte su yönetiminin ekonomik büyüme, ekolojik denge ve sosyal kalkınma hedefleri arasında denge kurmasının da zorlaşması bekleniyor. Bu süreçte bazı alanlarda ödünleşmeler yaşanabileceği, özellikle çevresel akışın korunması konusunda risklerin artabileceği belirtiliyor. Birçok havzada sektörel su tahsisleri arasında rekabetin yoğunlaşması, tarım, sanayi ve içme suyu ihtiyaçları arasında yeni gerilim alanlarının oluşabileceği ifade ediliyor. Aynı zamanda yeraltı su seviyelerindeki düşüş, su kalitesindeki bozulma ve su bütçesi açıklarının da geleceğin en önemli su güvenliği riskleri arasında olması bekleniyor.

Sanayide su verimliliği dönüşümü hız kazanıyor

Sanayide suyu daha verimli kullanmaya yönelik yatırımlar son yıllarda artmış olsa da bu süreç henüz başlangıç seviyesinde sayılabilir. Birçok işletmede suyun yeniden kullanımı, üretim süreçlerinin daha verimli hale getirilmesi ve su tüketimini takip eden dijital sistemler gibi uygulamalar yavaş da olsa yaygınlaşıyor. Ancak genel olarak bakıldığında, bu alandaki çalışmaların olması gereken düzeye henüz ulaşmadığı ve daha hızlı şekilde yaygınlaştırılması gerektiği söylenebilir.

Prof. Dr. - Mehmet Çakmakcı
Prof. Dr. - Mehmet Çakmakcı

Konya’dan Marmara’ya su baskısı artıyor

İklim krizinin etkileriyle birlikte Türkiye’de turizm dengelerinin de değişmesi bekleniyor. Artan sıcaklıklar ve kuraklık riski nedeniyle önümüzdeki yıllarda Akdeniz kıyılarında yaz aylarının insan sağlığını zorlayacak seviyelere ulaşabileceği, bu durumun ise yaz turizmini daha serin bölgelere, özellikle Karadeniz kıyılarına kaydırabileceği değerlendiriliyor. Bu dönüşümü hızlandıran başlıklardan biri de giderek derinleşen su stresi olarak öne çıkıyor.

Su stresi; kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı, yenilenebilir su kaynaklarının kullanım oranı ve ekolojik ihtiyaçlar dikkate alınarak ölçülüyor. Uluslararası kriterlere göre kişi başına düşen yıllık su miktarının 1000–1700 metreküp arasında olması “su stresi” olarak tanımlanırken, Türkiye’de bu rakam yaklaşık 1300 metreküp seviyesinde bulunuyor. Bu tablo, Türkiye’nin su kaynakları üzerindeki baskısının giderek arttığını ortaya koyuyor.

Dünyada neler oluyor?

• Dünyada deniz suyunu arıtma teknolojilerini en yoğun kullanan ülkelerin başında İsrail geliyor. Su kaynaklarının sınırlı olması nedeniyle ülke, içme suyunun büyük bölümünü deniz suyunun arıtılmasından karşılıyor. Özellikle damla sulama teknolojileri, atık suyun yeniden kullanımı ve ileri arıtma sistemleri konusunda da dünyanın en gelişmiş modellerinden biri olarak gösteriliyor.

• Suudi Arabistan ise dünyanın en büyük deniz suyu arıtma kapasitesine sahip ülkeleri arasında yer alıyor. Ülkede içme suyu ihtiyacının önemli kısmı arıtılmış deniz suyundan sağlanırken, yüksek enerji tüketimi nedeniyle son yıllarda yenilenebilir enerji destekli arıtma yatırımları öne çıkıyor.

• Birleşik Arap Emirlikleri de su arz güvenliği için yoğun biçimde deniz suyu arıtma tesislerine yatırım yapıyor. Özellikle Dubai ve Abu Dabi’de akıllı su yönetimi, geri dönüşüm sistemleri ve düşük enerji tüketimli arıtma teknolojileri geliştiriliyor.

• Singapur ise su yönetiminde dünyanın en başarılı örneklerinden biri kabul ediliyor. Ülke, yağmur suyu toplama, atık su geri kazanımı ve deniz suyu arıtımını birlikte kullanarak “döngüsel su ekonomisi” modeli uyguluyor. “NEWater” adı verilen ileri arıtılmış geri dönüşüm suyu sistemi, sanayi ve içme suyu arzında kritik rol oynuyor.

• Hollanda, daha çok taşkın yönetimi ve su mühendisliğiyle öne çıkıyor. Deniz seviyesinin altında bulunan geniş yerleşim alanları nedeniyle ülke, barajlar, setler ve akıllı su kontrol sistemleriyle dünyaya örnek gösteriliyor.

Ülkelerdeki Su Stresi Dağılımı
Ülkelerdeki Su Stresi Dağılımı

Dünya Kaynakları Enstitüsü’nün (World Resources Institute) Aqueduct verilerine göre Türkiye, “yüksek su stresi” yaşayan ülkeler arasında yer alıyor. Bu durum, mevcut su kaynaklarının önemli bir kısmının yıl içinde tüketildiğini ve talebin arzı ciddi şekilde zorladığını gösteriyor. Özellikle Konya Kapalı Havzası, Gediz, Büyük Menderes, Küçük Menderes, Marmara, Seyhan-Ceyhan ve Fırat-Dicle’nin bazı bölümleri su kıtlığı riskine yaklaşan bölgeler arasında gösteriliyor.

Bu tablo, tarım, sanayi ve şehirleşme arasında su kullanım dengesinin tam anlamıyla sürdürülebilir olmadığını da ortaya koyuyor. Çakmakcı’ya göre, Türkiye’de suyun en büyük payı tarıma ayrılıyor ve bu durum verimsiz sulama yöntemleriyle birleştiğinde kaynaklar üzerindeki baskı artıyor. Çakmakcı, “Tarım sektörü en yüksek risk altındaki alan olurken, enerji sektörü özellikle hidroelektrik üretim nedeniyle kuraklığa duyarlı bir yapıdadır. Tekstil ve gıda sanayileri ise suya bağımlı üretim süreçleri nedeniyle dolaylı ama önemli risk taşıyor. Genel olarak Dünya Kaynakları Enstitüsü verileri, Türkiye’de suyun artık bol bir kaynak değil, stratejik ve dikkatle yönetilmesi gereken bir unsur olduğunu gösteriyor” diyor.

İklim krizinin etkileriyle birlikte Türkiye’de turizm dengelerinin de değişmesi bekleniyor.
İklim krizinin etkileriyle birlikte Türkiye’de turizm dengelerinin de değişmesi bekleniyor.

Öte yandan TÜİK’in yayımladığı “2024 Su ve Atıksu İstatistikleri”, Türkiye’de su yönetiminin kritik önemini bir kez daha ortaya koyuyor. 2024 yılında toplam su çekimi 20,3 milyar m³’e ulaşırken, kullanılan suyun 17,2 milyar m³’ü atıksu olarak geri döndü. Çekilen suyun yüzde 54,6’sı denizden, yüzde 23,6’sı yeraltı sularından ve yüzde 21,8’i yüzey sularından sağlandı. Tatlı su kullanımında belediyeler yüzde 81 ile en büyük paya sahip olurken, sanayi ve madencilik de önemli kullanıcı grupları arasında yer aldı.

Su yönetiminde havza bazlı dönüşüm şart

Tarım, sanayi ve şehirleşme arasındaki su kullanım dengesinin sürdürülebilir hale gelmesi için ise suyun havza ölçeğinde bütünleşik ve uyarlanabilir bir anlayışla yönetilmesi bekleniyor. Bu süreçte çevresel su akışının korunması da kritik önem taşıyor. Yıldız’a göre atık suların yeniden kullanılması, şehir şebekelerindeki kayıp ve kaçakların azaltılması, yağmur suyu hasadı ve gri su uygulamaları gibi yöntemler su verimliliğinin artırılmasında önemli rol oynayacak.

Türkiye’nin Nehir Havzaları ve Su Potansiyeli
Türkiye’nin Nehir Havzaları ve Su Potansiyeli

Çakmakcı’ya göre de önümüzdeki 20 yıl için en kritik uyarı oldukça net: sanayi üretiminin sürdürülebilirliğinin doğrudan su verimliliğine bağlı olması. Çakmakcı, su kaynaklarının azalması ve iklim değişikliğinin etkileri artıkça, suyu etkin kullanamayan üretim tesislerinin rekabet gücünün zayıflayabileceğinden hatta bazı bölgelerde üretim sürekliliğinin riske girebileceğinden bahsediyor. Bu nedenle sanayide suyun yeniden kullanımı, kayıp-kaçakların azaltılması ve suyu merkeze alan üretim planlaması artık bir tercih değil, zorunluluk haline geliyor.

Su krizinin tedarik zincirleri üzerindeki etkisi

Bir de sürecin tedarik zinciri tarafı var. Su seviyelerindeki düşüş, tedarik yollarındaki nehir taşımacılığını azaltırken, kanallardan geçişi de kısıtlıyor. Bu durumun tedarik zincirinin kopması sonucunu meydana getirebileceğinden bahseden Yıldız, “Yeni jeoekonomik gerçeklik şirketlerin su riskini daha detaylı hesaplamasına, suyu güvenli bölgelere taşınmasına ve tedarik zincirlerinin yeniden şekillenmesi sonucunu doğuruyor. Buna örnek olarak son dönemde su ve enerji ihtiyacı çok fazla olan büyük veri merkezlerinin su ve enerji maliyetlerini azaltacak diğer ülkelerdeki uygun bölgelere doğru kayması verilebilir. Bu nedenle yaşanacak su krizleri artık sadece çevresel krizler değil, küresel ekonomik düzeni şekillendiren ve tedarik zincirini etkileyen krizler olma özelliği taşıyor” diyor.

Ulusal Su Planı yayımlandıTarım ve Orman Bakanlığı’nın 2026-2035 dönemini kapsayan ‘Ulusal Su Planı’ geçtiğimiz günlerde yayımlandı. Ulusal Su Planı, iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini dikkate alarak suyun temiz, yeşil ve döngüsel ekonomi temelinde verimli kullanımını sağlamak, su kaynakları üzerindeki olumsuz etkileri azaltmak, su kalitesini iyileştirmek, su ve atık su altyapısını güçlendirmek için bütüncül ve sürdürülebilir çözümler sunan 8 hedef, 31 strateji ve 141 eylemden oluşuyor.

2026-2035 yılları arasında gerçekleştirilmesi planlanan hedefler;

• Kurumsal ve yasal yapının güçlendirilmesi,

• Su kaynaklarının kalite ve miktar olarak korunması, iyileştirilmesi ve geliştirilmesi,

• Değişen iklim şartlarına uyum ve su kaynaklarının verimli kullanılması,

• Hidrometeorolojik afetler,

• Bütünleşik su yönetiminde dijital dönüşüm,

• Suya ilişkin yatırımların önceliklendirilmesi ve finansman mekanizmalarının geliştirilmesi,

• Su, enerji, gıda ve ekosistem esaslı ‘Bağlantısallık Yaklaşımı’nın geliştirilmesi,

• Eğitim, farkındalık ve iş birliğinin artırılması başlıklarını içeriyor.

Bu yazının başlığı, yazardan bağımsız olarak editoryal şekilde hazırlanmıştır.

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026