İçimizdeki israillileri bulabilir miyiz?

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebiyle geçtiğimiz ay Netanyahu dâhil 37 israilli terörist hakkında çıkarılan tutuklama emri, bu teröristlerin emri altında soykırıma katılan ‘Türk pasaportluları’ da tekrar gündeme getirdi. Sayıları hakkında çok çeşitli söylentiler olan ama var oldukları konusunda şüphe bulunmayan bu ‘Türkiye-israil çifte vatandaşı’ teröristlerin bulunması ve yargılanması ise o kadar kolay görünmüyor.
Dünya genelinde ‘çifte vatandaşlık’ kavramına iki farklı bakış var. 193 BM üyesi ülkenin büyük çoğunluğu, vatandaşlarının başka bir ülkenin de vatandaşı olmasında sorun görmüyor. Başka ülkelerin vatandaşlarına da eğer uygun görürse vatandaşlık verebiliyor. Türkiye’nin de aralarında bulunduğu bu ülkelerde çifte vatandaşlık serbest.
40 ülke ise tam aksi görüşte. Bu ülkeler, kanunlarında açıkça çifte vatandaşlığı yasaklıyor. Eğer bir vatandaşı başka bir ülkeden de vatandaşlık almak isterse onu seçim yapmak zorunda bırakıyor. Aynı şekilde başka bir ülke vatandaşı kendisine vatandaşlık başvurusu yaptığında da önceki vatandaşlığından çıkmasını şart koşuyor. Haber vermeden başka ülke vatandaşlığına geçenleri ise vatandaşlıktan atıyor. Tabii eğer tespit edilebilirse.
Çünkü vatandaşlık işlemlerini üçüncü ülkelere bildirmeyi zorunlu kılan uluslararası bir kanun yok. Hiçbir ülke, vatandaşlığa kabul ettiği kişiler hakkında herhangi bir yere ya da ülkeye bildirim yapmak zorunda değil. Mesela bir Türk vatandaşı eğer israil vatandaşlığı da almak isterse, bu süreci Türkiye’de hiçbir kuruma bilgi vermeden yürütebilir. Ve israilin de Türkiye’ye bu durumu bildirme zorunluluğu yok. Dolayısıyla kendi vatandaşının başka bir ülkeden de vatandaşlık aldığını öğrenmesi hiçbir ülke için kolay değil.
Reklam
Dünyanın yarıdan fazlası
40 ülke yasaklarken 153 ülkenin çifte vatandaşlığı serbest bırakması, dünya genelinde çifte vatandaşlığın büyük oranda serbest olduğu izlenimi veriyor ama nüfus yapısına bakıldığında durum öyle değil. Aslında dünya nüfusunun yarısı, çifte vatandaşlığın yasaklandığı ülkelerde yaşıyor.
Çin ve Hindistan bu ülkelerin başını çekiyor. Zaten çifte vatandaşlığı yasaklayan 40 ülkenin yarısı Asya’da bulunuyor: Azerbaycan, Butan, Brunei Sultanlığı, Çin, Hindistan, Endonezya, İran, Japonya, Kazakistan, Kuveyt, Laos, Malezya, Myanmar, Nepal, Kuzey Kore, Umman, Katar, Suudi Arabistan, Singapur, Özbekistan.

Avrupa da bu konuda yakın zamana kadar sıkı politikalar izledi. Almanya çifte vatandaşlığı henüz geçtiğimiz yıl serbest bıraktı. Danimarka 2015’te. İspanya ve Portekiz, kendi aralarındaki yasağı 3 yıl önce kaldırdı. Avusturya, Andorra, Estonya, Monako ve San Marino çifte vatandaşlık yasağını hâlen uygulayan 5 Avrupa ülkesi. Avusturya bu konudaki en katı kurallara sahip. Almanya ve Danimarka gibi onun bu tutumunun nedeni de temelde göçmenler ve özelde Türk göçmenler.
Amerika kıtasında Küba ve Surinam’da yasak uygulanırken, Afrika’da Botsvana, Kamerun, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Ekvator Ginesi, Eritre, Etiyopya, Esvatini, Gine, Libya, Moritanya, Senegal, Tanzanya ve Kongo bu listeye dâhildir.
Reklam
Tutuklama kararı mîlat olur mu?
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, geçtiğimiz ay işgal hükümetinin başı netanyahu hakkında bir tutuklama talebi düzenledi. Nöbetçi mahkeme de bu talebi yerinde görerek netanyahunun da aralarında bulunduğu 37 işgalci sözde hükümet yetkilisi hakkında tutuklamaya yönelik yakalama emri çıkardı.
Tutuklama emrinin en dikkat çeken kısımlarından biri, suçlamanın ‘soykırım’ olmasıydı. Bir diğeri ise Küresel Sumud Filosunun soruşturmaya dâhil edilmesi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamada, israil devletinin bugüne kadar Gazze'de sistematik bir şekilde gerçekleştirdiği soykırım ve insanlığa karşı suçlar neticesinde, aralarında kadınların ve çocukların da bulunduğu binlerce insanın hayatını kaybettiği hatırlatıldı.
Şimdi mahkemenin, savcılığın, diplomasinin, bürokrasinin, güvenlik birimlerinin ve kolluk kuvvetlerinin önünde zor bir görev bulunuyor: Gazze’de soykırım yürüten işgal ordusunun başı netanyahu ve 37 adamını yakalayıp yargı önüne çıkarmak.
Görevin bu kadar zor olması, davanın şimdiden tozlu raflarda yerini alacağı gibi bir umutsuzluğa neden olabilir. Ama davada Küresel Sumud Filosu üyelerinin de ifade vermesi, dosyanın genişletilmesinin önünü açıyor.
İşgal ordusundaki Türkler
Gazze soykırımının başından bu yana israil işgal ordusuna katılan Türk vatandaşı teröristler sık sık gündeme geldi. Sayılarının yüzlerle ifade edildiği de söylendi, 4 bini bulduğu da. Hatta soykırım sırasında direniş tarafından öldürülen Türk pasaportlu teröristlerin sayısını veren haberler bile yapıldı.
Reklam
Bu iki yıllık süreçte, Türkiye-israil çifte pasaportluların yakalanması için geniş bir kamuoyu desteği oluştu.
İstanbul Savcılığı’nın talebiyle çıkarılan tutuklama kararında soykırım ordusuna katılan Türk vatandaşlarından bahsedilmese de soykırım ordusu yöneticileri için çıkarılan karar, bu yönde bugüne kadar atılan en müşahhas adım oldu.
Küresel Sumud Filosu’ndaki Türklerin ifadelerinin soruşturmada önemli bir yeri olduğu savcılık açıklamasından anlaşılıyor. Filodaki aktivistlerden Bekir Develi ve Dilek Tekocak’ın ifadeleri de ‘kendini Türk olarak tanıtan, Türkçe konuşan, Türk isimli kişilerin’ soykırım ordusunda olduğuna şahitlik ediyor. Bekir Develi, katıldığı bir yayında Gazze yolundaki teknelerine baskın yapan terörist grup içinde bir ‘Türk’ün de olduğunu açıkladı: “Bizim Türkçe konuştuğumuzu gemideki askerlerden biri anlayınca hemen yüzüne maskeyi çekti. İsmi Eray’dı. Ve ben o yüzü hatırlıyorum.”
Filodaki bir başka aktivist Dilek Tekocak da "Bizi sorgulayan israil polisi çok güzel Türkçe konuşuyordu. Sorduğumda ‘Ben Türkiye vatandaşıyım. Babam Yozgatlı, annem buralı’ diye cevap verdi” demişti.
Yine de soykırım ordusunda görev almış ve Türkiye’ye dönmüş israil vatandaşlarının yargılanmasının önünde bir engel bulunmuyor. Bunları tespit etmek için ise dünyada farklı yöntemler kullanılıyor.

Devlet için yok hükmünde
Çifte vatandaşlığı yasaklayan ülkeler, bunu kanunlarında açıkça belirtiyor. Fakat çifte vatandaşlığın serbest olduğu ülkelerde bu durum kanunlarda yer almıyor. Çünkü serbest bırakmak olarak tanımladığımız şey aslında devletin diğer ülke vatandaşlığını yok sayması. Vatandaşı tarafından kendisine bildirilmediği sürece, devlet vatandaşının aldığı diğer vatandaşlıkları tanımıyor. Bildirildiğinde ise çifte vatandaşların durumunu düzenleyen kanunlara tâbi tutuyor.
Eğer bir şüphe durumu varsa, bir devlet vatandaşının diğer vatandaşlıklarını bulmak için farklı yollar izleyebiliyor. Genelde çifte vatandaşlığın yasak olduğu ülkelerde yaşanan örneklerde diplomatik ve bürokratik yollar birlikte gidiyor. Bir devlet, vatandaşının pasaport aldığını düşündüğü ülkeyle doğrudan irtibat kurarak vatandaşlık durumunu sorabilir. Fakat aralarında özel bir anlaşma yoksa hiçbir ülke bu bilgiyi vermek zorunda değil.
Reklam
Bir ülke, birden fazla yabancı vatandaşlık aldığından şüphelendiği vatandaşı için diplomatik ilişkide olduğu tüm ülkelerde sorgulama talep edebilir. Bu sorgu genelde suç soruşturmalarında yürütülüyor. Bu durumda da İnterpol gibi kurumlar devreye sokuluyor ve üye ülkelerde güvenlik sorgusu yapılması sağlanıyor.
Zorla tanıtmanız gerekiyor
Devletin, vatandaşının başka bir ülkenin de vatandaşı olup olmadığını öğrenmesi zor ama başka bir ülke vatandaşlığınızın bulunduğunu devlete bildirmek de kolay bir işlem değil. Bu işlem Nüfus Müdürlüklerinde yapılıyor. Ve yabancı pasaportunuzu beyan edip ‘ben başka bir ülkenin de vatandaşıyım’ demeniz devlet için yeterli olmuyor. Bir takım rutin evraklarla birlikte, diğer ülke vatandaşlığınızı ne zaman kazandığınızı gösteren bir belge de gerekiyor. Büyükelçilik veya konsolosluklardan verilen bu belgenin alınması ve geçmesi gereken apostil süreci ise başvuran açısından işleri uzun ve zahmetli bir hâle getiriyor. Mecbur kalınmadıkça da bu işlem çifte vatandaşlar tarafından yapılmıyor.

Pasaport taşıması şart değil
Soykırım ordusuna katılmak için israil vatandaşlığı tek şart değil. Bir kişinin nasıl israil vatandaşı olacağı ve israil pasaportu alabileceği, israilin 1950 tarihli ‘geri dönüş yasası’nda açıkça belirtiliyor. Bu şartları karşılamayanlar vatandaş olamıyor. Dolayısıyla israil ordusuna da kabul edilmiyor. Vatandaş olmanın birinci şartı ise yahudi olmak. İsrail, aileden yahudi olduğunu kanıtlayanlara otomatik olarak vatandaşlık veriyor. Eğer kişi bu şartı karşılıyor ama İsrail vatandaşlığına girmek istemiyorsa yine de israil ordusuna kabul ediliyor. Ve 18 aya kadar normal bir israil vatandaşı gibi tam donanımlı olarak soykırım ordusunda askerlik yapabiliyor.
Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 29’uncu maddesi, bu durumda olanların vatandaşlıktan çıkarılacağını belirtiyor. Kanunda “İzin almaksızın yabancı bir devlet hizmetinde gönüllü olarak askerlik yapanların Türk vatandaşlığı Cumhurbaşkanı kararı ile kaybettirilebilir” deniliyor.
Bu nedenle bu tür kişiler üçüncü ülke pasaportları kullanıyor. Yani Portekiz gibi Avrupa ülkelerinden ya da ABD’den bir vatandaşlık alınarak israile bu üçüncü ülke üzerinden gidiliyor. Bu yöntem, israil pasaportu olanlar tarafından da işgal topraklarına giriş çıkışlarını gizlemek için kullanılıyor.
Japonların 4 büyük korkusu
Çifte vatandaşlığı yasaklama gerekçeleri ülkeden ülkeye değişiklik gösterse de genellikle ‘millî çıkarların çatışmasını engellemek’ ve ‘millî sadâkat’ başlıklarında düzenleniyor. Yani iki ülke arasında bir çatışma çıktığında, o ülkelerin vatandaşlığına sahip olan bir kişinin ‘hangi vatana sahip çıkacağı konusunda’ kafasının karışması istenmiyor. Yani sadâkatte şüpheye yer vermiyor.
Reklam
Japonlara göre çifte vatandaşlığın temelde 4 büyük sakıncası var:
Bir kişinin iki ülkeye birden vergi ödemesi veya iki ülkede birden oy kullanma hakkına sahip olması “devlete sadâkat” ilkesini zedeleyebilir.
Başka bir ülkede hukûkî sorun yaşayan bir çifte vatandaşın, pasaportunu taşıdığı iki ülkeden birden koruma talep etmesi ülkeler arasında çatışmaya yol açabilir.
Çift pasaportlu bir kişinin hangi ülkeye sadâkatle askerlik yapacağı belirlenemez.
Çifte vatandaşlığa sahip kişilerin devlet yönetiminde görev alması, ülkede yönetiminin yabancı etkisine açık hâle gelmesine neden olabilir.


İçimizdeki israillileri yargılayabilir miyiz?
Soykırıma katıldıktan sonra aramıza karışan ya da Türk pasaportu bulunduğu halde siyonist ordusunda görev alan teröristleri bulması diplomatik, bürokratik ve hukuki açıdan zor olsa da teknik olarak mümkün. Bu sadece bir niyet ve talep meselesi.
Belki bu arayış hiç başlamayabilir, başlasa bile sonuçsuz kalabilir. Belki soruşturmalar sonucu soykırıma katılan bütün Türk pasaportlular yakalanıp mahkemeye de çıkarılabilir. Belki mahkemeye çıkanların hepsi de yaşanan soykırımı bir tatbikat sandıklarını ve sadece komutanlarının emirlerine uyduklarını söyleyip ana kuzuları olarak evlerine gönderilebilir. Önemli olan umutsuzluğa kapılmamak ve bu sorunun Türkiye için ne kadar büyük olduğunu ve potansiyel olarak nasıl tehlikeler taşıdığını tartışmaya devam etmek. Bütün Siyonist teröristler yakalanıp hapsedilse bile…

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.