GZT ÖZEL | Amiral Cihat Yaycı, Macron’un Şam ziyaretini değerlendirdi: Önce güvenlik krizi, sonra 'Güvenliğiniz için geldik'
21:27, 07/07/2026, Salı

Cihat Yaycı
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Şam ziyareti sırasında otel yakınlarında meydana gelen patlamalar dünya gündeminde büyük yankı uyandırdı. GZT YouTube Harita programı konuğu Topkapı Üniversitesi Öğretim Üyesi Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, kaleme aldığı özel değerlendirmede Macron’un Şam temaslarının perde arkasına ilişkin dikkat çeken yorumlarda bulundu.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Suriye’nin başkenti Şam’a gerçekleştirdiği resmi ziyaret, bölgede yaşanan gelişmeler nedeniyle dünya gündeminde geniş yankı uyandırdı. Ziyaret sırasında Macron’un kaldığı otelin yakınlarında iki patlama meydana gelmesi, güvenlik tartışmalarını da beraberinde getirdi.
GZT YouTube Harita programı konuğu Topkapı Üniversitesi Öğretim Üyesi Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, kaleme aldığı özel değerlendirmede Macron’un Şam temaslarının perde arkasına ilişkin dikkat çeken yorumlarda bulundu.
‘Fransa’nın aradığı yalnızca güvenlik değil’
Amiral Cihat yaycı açıklamasında şu ifadelere yer veri; ‘Uluslararası ilişkilerde hiçbir devlet, başka bir devletin güvenliğini düşündüğü için binlerce kilometre öteden gelip masaya oturmaz. Devletler, ideallerle değil çıkarlarla hareket eder. Bugün Fransa’nın Suriye’de aradığı da yalnızca güvenlik değildir; nüfuzdur, enerji koridorlarıdır ve Doğu Akdeniz’den Avrupa’ya uzanan yeni jeopolitik düzen içinde söz sahibi olmaktır. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Şam ziyareti de bu çerçevede okunmalıdır.
Macron’un Şam ziyaretinin perde arkasında ne var?
Ziyaret, birçok çevrede “Fransa ile Suriye arasında yeni bir sayfa açılıyor” şeklinde yorumlandı. Oysa bu ziyareti tek başına değerlendirmek, fotoğrafın yalnızca görünen kısmına bakmaktır. Asıl hikâye, Macron’un Şam’a gitmeden önce aylar boyunca yürüttüğü diplomatik trafikte gizlidir.
2026 yılı boyunca Macron’un iki ayrı muhatabı vardı. Birincisi Şam yönetimi… İkincisi ise Türkiye’nin PKK’nın Suriye uzantısı olarak değerlendirdiği terör örgütü SDG/PKK elebaşı Mazlum Abdi. Macron önce Mazlum Abdi ile telefon görüşmeleri yaptı. Ardından Münih Güvenlik Konferansı’nda yüz yüze görüştü. 30 Ocak’ta Şam yönetimi ile terör örgütü SDG/PKK arasında imzalanan mutabakata açık destek verdi.
Daha sonra Mazlum Abdi Paris’e giderek Fransız yetkililerle görüştü. Basına yansıyan bilgilere göre Fransa’dan; Şam yönetimine baskı yapılmasını, mutabakatın terör örgütü SDG/PKK’nın öngördüğü şekilde uygulanmasını, özerk yönetim yapısının korunmasını, yerel güvenlik güçlerinin muhafaza edilmesini ve anayasal statü taleplerinin desteklenmesini istedi.
Üç kritik mesajın şifreleri
Bütün bunların hemen ardından Macron Şam’a gitti. Şam’da üç kritik mesaj verdi. İlki: “Suriye devletinin tüm Suriye toprakları üzerinde kontrol sağlaması şarttır.” İkincisi: “Fransa, güvenliği güçlendirme alanında Suriye ile iş birliğine hazırdır.” Üçüncüsü ise ziyaretin gerçek mahiyetini ortaya koyuyordu: “Fransa, Suriye’nin enerji koridorlarının kalbinde yer alan bir devlet olarak inşa edilmesine inanmaktadır.” İşte bütün düğüm bu üç cümlede gizlidir.
Bir taraftan terör örgütü SDG/PKK ile diplomatik temas yürütüyorsunuz. Bu yapının taleplerini dinliyorsunuz. Şam üzerinde baskı kurulmasını isteyen görüşmelere ev sahipliği yapıyorsunuz. Sonra Şam’a gidip “Suriye’nin tamamında devlet otoritesi kurulmalıdır.” diyorsunuz. Ardından da “Güvenliğinizi güçlendirmeye hazırız.” mesajı veriyorsunuz. Tam da bu ziyaret sırasında Şam’da meydana gelen patlamalar ise güvenlik meselesini bir anda gündemin merkezine taşıdı. Ve hemen ardından Fransa’nın “güvenlik alanında iş birliğine hazırız” mesajı geldi.
‘Enerji koridorları vurgusu tesadüf değil’
İnsan ister istemez şu soruları soruyor: Bu kadar kritik bir ziyaret sırasında meydana gelen saldırılar kime yaradı? Bu saldırılar, Fransa’nın Suriye’nin güvenlik mimarisinde daha fazla rol üstlenmesine uygun bir zemin mi oluşturdu? Macron’un aynı gün hem “güvenlik iş birliği”, hem de “enerji koridorları” vurgusu yapması sadece bir tesadüf müydü?
Burada açıkça ifade etmek gerekir ki, bu saldırının arkasında Fransa’nın bulunduğunu gösteren herhangi bir somut delil yoktur. Böyle bir iddiada bulunmak doğru olmaz.
Ancak uluslararası ilişkilerde yalnızca “Bu saldırıyı kim yaptı?” sorusu sorulmaz. En az bunun kadar önemli bir başka soru daha vardır: “Bu gelişmeden en fazla kim fayda sağladı?” Çünkü tarih boyunca birçok güvenlik krizi, bazı devletlere yeni askerî, diplomatik ve ekonomik nüfuz alanları açmıştır.
‘Asıl mesele güvenlikten çok daha büyük’
İşte bu nedenle, Şam’daki güvenlik krizini, Macron’un “güvenlik iş birliği” teklifini ve aynı konuşmada yaptığı “enerji koridorları” vurgusunu birbirinden bağımsız değerlendirmek mümkün değildir. Asıl mesele güvenlikten çok daha büyüktür.
Asıl mesele enerji koridorlarıdır. Bugün Suriye; Doğu Akdeniz hidrokarbon havzasının, Irak petrolünün Akdeniz’e ulaştırılmasının, Kenger Körfezi’nden Irak ve Suriye üzerinden Akdeniz’e ve Avrupa’ya uzanabilecek enerji hatlarının, Avrupa’nın Rusya dışındaki alternatif enerji arayışının, Kalkınma Yolu Projesi başta olmak üzere yeni ulaştırma ve enerji ağlarının tam merkezinde bulunmaktadır.
Macron’un “Suriye enerji koridorlarının kalbinde yer alacaktır.” sözü, Fransa’nın stratejik önceliğini açıkça ortaya koymaktadır. Peki Fransa neden Suriye ile bu kadar ilgilenmektedir? Çünkü Fransa’nın Suriye ilgisi yeni değildir. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından manda rejimiyle bu topraklara gelen Fransa, yaklaşık çeyrek asır boyunca Suriye’yi yönetmiştir. Bugün ise aynı hedefler farklı kavramlarla ifade edilmektedir. Dün adına manda yönetimi deniliyordu. Bugün güvenlik iş birliği, istikrar misyonu, yeniden yapılanma, terörle mücadele ve enerji güvenliği deniliyor. Kavramlar değişiyor, yöntemler değişiyor ama bölgede nüfuz sahibi olma arzusu değişmiyor.
‘Tarihi gerçek ortada’
Son günlerde Fransız güvenlik unsurları adı altında Lübnan’dan bazı personelin Suriye’de görevlendirileceğine ilişkin haberler de bu açıdan dikkat çekicidir. Güya güvenlik için, Güya istikrar için… Peki gerçekten öyle mi?
Yoksa Fransa, güvenlik üzerinden yeniden Suriye sahasına yerleşmenin yollarını mı arıyor? Daha da önemlisi, Suriye’yi hâlâ eski manda coğrafyası olarak mı görüyor? Bazı Fransız siyasetçilerin zaman zaman dile getirdiği “Suriye’de tarihî sorumluluğumuz var.” söylemi de bu zihniyetin izlerini taşımaktadır.
Oysa tarihî gerçek ortadadır. Fransa’nın Suriye’deki varlığı, Birinci Dünya Savaşı sonrasında kurduğu manda yönetimine dayanır. Yani bu coğrafyaya tarihî bağ nedeniyle değil, emperyal paylaşım düzeni sayesinde gelmiştir. Buna karşılık Türklerin Suriye ile bağı birkaç on yıla değil, asırlara uzanır. Halep, Şam, Lazkiye, Hama ve Humus bizim tarihimizin, kültürümüzün, ticaretimizin ve medeniyetimizin ayrılmaz parçalarıdır. Dolayısıyla Suriye üzerinde tarihî sorumluluk iddiasında bulunacak bir devlet varsa, bu Fransa değil, Türkiye’dir.
Bugün Fransa yalnızca Şam’la görüşmüyor. Yalnızca terör örgütü SDG/PKK ile de görüşmüyor. Fransa, Suriye’nin geleceğini kendi jeopolitik çıkarlarına göre şekillendirmeye çalışıyor. Güvenlik söylemini bunun aracı olarak kullanıyor. Enerji koridorlarını ise bunun stratejik hedefi olarak görüyor.
‘Türkiye süreci geniş okumalı’
Türkiye’nin bu süreci yalnızca diplomatik ziyaretler üzerinden değil; terör örgütü SDG/PKK’nın meşrulaştırılma girişimleri, Doğu Akdeniz enerji denklemi, Kalkınma Yolu Projesi, Suriye’nin kuzeyindeki fiilî yapı ve Fransa’nın yeniden nüfuz oluşturma çabası çerçevesinde birlikte değerlendirmesi gerekir.
Çünkü bugün Suriye’de yeniden kurulmaya çalışılan düzen, yalnızca Şam’ın geleceğiyle ilgili değildir. Doğu Akdeniz’in geleceği, Enerji koridorlarının kontrolü, Türkiye’nin güney sınırlarının güvenliği, ve bölgesel güç dengesi de aynı denklem içinde şekillenmektedir. Ve tarih bize bir gerçeği defalarca göstermiştir: Sömürgecilik artık tanklarla gelmiyor. Diplomasiyle geliyor. Güvenlik söylemiyle geliyor. Enerji projeleriyle geliyor. Adı değişiyor, yöntemi değişiyor; fakat hedefi değişmiyor.’
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.