Guguk kuşundan Anadolu’ya baharın işaretleri

İnsanların az konuştuğu coğrafyalarda nesneler konuşmaya başlar. Dünya, insana işaretlerle karşılık verir. Doğa, bir bakıma kendi kendine dolaşık bir dildir.
Hesiodos, İşler ve Günler’de guguk kuşundan bahseder. İlk ötüş, mevsimin gelişinden çok, o mevsimin yaklaşmasını bildirir. Hava hâlâ soğuktur ve toprak henüz tam çözülmemiştir ama çiftçi mesajı alır, sabanlar hazırlanır. Eski toplumlarda zaman, saatlerle değil alametlerle ölçülürdü: Bir yıldızın belirli noktada görünmesi, bir otun çıkışı, bir kuşun ötüşü, bir şeyin ölümü ya da doğumu…
İnsanların az konuştuğu coğrafyalarda nesneler konuşmaya başlar. Dünya, insana işaretlerle karşılık verir. Doğa, bir bakıma kendi kendine dolaşık bir dildir.
Octavio Paz, Yalnızlık Dolambacı’nda Meksikalının suskunluğunu yalnızlığıyla birlikte düşünür. “İnsan mı yalnız olduğu için susar, sustuğu için mi yalnızlaşır?” İşte buna karar verilemez. Fakat suskun toplumların sessiz olmadığı açıktır. Bu toplumlara bakınca tarihsel travmalar görülebilir. Meksikalı işgale uğramıştır; büyük ölümler büyük susmaları meydana getirmiştir. Söz, ağızdan çekilip başka yüzeylere dağılabilir; konuşma hakkı kuşlara, otlara, eşyalara bırakılabilir.
Mesela, Anadolu’da halılar çok konuşkandır. Bir Türk evi gelsin gözümüzün önüne; avlu kapısında bilmem hangi bayramdan kalma koç boynuzu, belki kireç duvarda paslı bir yatağan, yerde bir kilim üzerinde durmadan konuşan bir elibelinde. Kadınlar cümle kurma işini desenlere bırakmış olabilir; hatta sembollere, motiflere. Çünkü kadın çoğunlukla küçümsenir ama halı küçümsenmez ya da küçümsendiğini bilemez. Anadolu kadınının suskunluğu zorunluluktan doğan estetik yoğunluktur. Kadınlar, her şeye olduğu gibi kelimelere de yeni biçimler vermeyi öğrenmiştir.
Octavio Paz, kendi Meksika’sını anlatırken ben de ister istemez kendi Türkiye’mi düşünürüm. Ya da Hesiodos’tan guguk kuşunu dinlerken Anadolu’da buna guguk ötümü dendiğini keşfederim. Yani Paz bana Meksika diyorken ben onu Türkiye duyarım, Hesiodos İşler ve Günler diyorsa bu ancak ben Anadolu’ya gideyim diyedir. Bir-iki arkadaşımla bazen dünyayı gezme hayalleri kurarız; bence bu apaçık kendi Türkiye’mize varma fikridir. Eskiden lokalize olmaktan korkardım, şimdi bunun için çabalıyorum. Klasik pergel metaforu çalışıyormuş. Daralma sandığımız şey bir anlama biçimiymiş. Artık her şeye benimle ilgili bir alaka kurduruyor ve her şeye bu alakayı bozduruyorum. Böylece anlıyorum ki Anadolu’da eski kızlar halılara birtakım semboller gizlemiştir elbette, ben konuşmayı öğrenebileyim diye. Belki böylece baharın geldiğini guguklar değil kızlar haber vermeye cesaret edebilir.
Geçen yıl bir bahar günü 3 yaşındaki yeğenime “Bahar ne demek?” diye sormuştum. “Bahaaaaarrr” dedi (Düşünmek için kendine zaman kazandırmak maksadıyla iyice uzatarak) ve ekledi: “Tabii ki ağaçların doğum günüdür teyze.”
Geçen hafta evlerinin önündeki salkım söğüdü gördüm, (Bu ağacı öyle bir budamışlardı ki bu kış kurudu gitti sanıyordum.) tomurcuklarla doluydu. “Baksana,” dedim, “ağaca ne olmuş öyle.” Biraz baktı “E baharı gelmiş teyze.” dedi.
Baharı gelmiş. Baharı gelmek.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.