Antik dönemden günümüze: İki farklı imparatorluk iki farklı yönetim biçimi
18:30, 10/12/2018, PazartesiG: Güncelleme: 14:06, 11/12/2018, Salı

Makedon İmparatorluğu'nun İmparatoru Büyük İskender.
İmparatorluklar yönettikleri topraklardaki farklı kültür ve inançtaki insan topluluklarını kontrol etmek için farklı stratejiler geliştirmişlerdir. İşte bu yazımızda birbirinden çok farklı iki yönetim biçimini ele alacağız: Ahameniş İmparatorluğu ve Makedon (İskender) İmparatorluğu.
Ahameniş
İmparatorluğu
Büyük
Kiros
tarafından MÖ 550 yılında kurulmuş ilk Pers İmparatorluğu'dur. MÖ 330 yılına kadar içerisinde Anadolu, İran, Mezopotamya
, Mısır ve İndus Vadisi'nin de bulunduğu 5,5 milyon
kilometre karelik bir alanı kontrol etmişlerdir. Bu geniş imparatorluğun başkenti ise Persepolis
’tir. Fetihlerle geniş
coğrafyalara
yayılmışta olsa imparatorluğun ekonomisi
temelde tarıma dayalıdır.
Makedon
İmparatorluğu
ise Büyük
İskender'in
MÖ 336 yılında başa geçmesi ile yükselen ve MÖ 30 tarihinde son bulan devlettir. Bu süreçte Büyük
İskender
tüm Pers
topraklarını kısa sürede fetih ederek Hindistan'a
kadar
dayanmıştır. Kendisi genç yaşta hayatını kaybedince imparatorluk 4 parçaya
ayrılarak varlığını sürdürebiiştir. Tarihte
Büyük İskender ile başlayan bu döneme Helenistik Dönem denir.
Kendi dönemleri için oldukça gelişmiş ve etkili olan
Pers
ve Yunan
kültürleri aynı topraklar üzerinde hüküm sürmüş bile olsalar yaptıkları
kültürel
etki birbirinden çok farklı olmuştur. Bilindiği üzere Helenistik kültürün etkisi sadece fetih edilen topraklarda değil fetihlerin ötesindeki kültürlerde de görülmüştür. Bunu hem Helenistik sanat tarzı
olarak çanak çömleklerde, hem de kültürel ve dini bağlamında Mısır
’dan, İran
’a oradan da Hindistan
’a kadar yaptığı etkinin izlerinden anlıyoruz. Bu iki zengin kültürün yönettikleri yerler üzerinde yaptıkları etki farklılığı, temel de yönetim tarzlarından kaynaklanmaktaydı.Büyük
Kiros
ile başlayan Ahameniş
İmparatorluğu vergilerini verdikleri takdirde tüm ulusların eşit bir şekilde yaşabileceklerini belirtmişlerdir. Yani, yönettiği milletlerin inançlarına, kültürüne ve yerel yönetim haklarına karışmamışlardır. Persler
, yönettikleri topraklarda yaşayan milletlere tanıdıkları bu haklarla onların isyan etmelerinin önüne geçmek istemişlerdir. Hatta kendinden önceki
imparatorlukların
yaptığı gibi sürgünlerle halkı parçalamak yerine onları asıl topraklarına göndererek kendilerine bağlılıklarını sağlamışlardır. Yönetimin halk ile teması ise toprak ağaları ve yerel
yönetici
sınıflarıylaydı
. Halka karşı bir yakınlık ve kültürel empoze durumu söz konusu olmadığı gibi yönettikleri yerlerde geniş mimari faaliyetlere girme gereğinde de bulunmamışlardı. Yani şatafatlı Antik
Pers
kültürü bir ‘’üst sınıf kültürü
’’ olarak kalmıştı.
Antik
Yunanlılarda ise durum oldukça
farklıydı
. Onların ekonomisinin daha çok ticarete dayanıyor olması, kültürel
etkileşimleri
ve sonuçlarını iyi bilmelerine neden olmuştu. Bu bilgiden dolayı İskender
, Helenleştirme
adı verilen bir yöntemi uygulamaya başladı. Helenleştirme, Antik Yunan yaşam tarzı ve inancının, Yunanlılar tarafından barbar olarak görülen -aslında hiçte öyle değildir
- doğu halklarına empoze edilerek melez bir kültürün oluşturulmasıdır. Büyük
İskender
için bu politikanın temel amacı fetih ettiği topraklardaki halkları daha kolay
kontrol edebilmektir. Kendisi fetih ettiği yerlerde şehirler kurdurdu, yunanlıları o şehirlere yolladı ve yönetici sınıfı ile halk arasında evlilikler yaptırdı. Şehirlerin kurulmasıyla birlikte başlayan Helenleştirme
süreci bir baskı altında gerçekleşmiştir. Yunan kültürü o şehirlerde yaşanacak ve yayılacaktı. Yapılan
bu politika
sayesinde fetih
edilen
topraklarda melez bir kültür oluşmuş oldu.
Antik dönemlerde karşımıza çıkan bu
iki farklı sistemi
yakın tarihimizde de görmekteyiz. Osmanlı
İmparatorluğu
, Perslerin yönetim biçimine benzer bir sistem uygulamışken, batı dünyası ise Büyük İskender’in yolundan gitmiştir. Asırlar
boyunca
Osmanlı
’nın kontrolü altında kalan halkların kendi dil ve kültürlerini koruyabildiği görülürken, aynı milletlerin batılı emperyalist
devletlerin kontrolünde kısa zamanlarda kültürel deformasyona uğradıklarını görüyoruz. Bunun en büyük kanıtı ise sömürgelerin resmi dilleri olarak konuştukları
batılı dilleridir.Bu iki sistemin
siyasi
ve etik
değerlendirmesi elbette olacaktır. Bunun değerlendirmesi okuyucuya bırakılarak, bu değerlendirmeyi yaparken bunları uygulayan ulusların; düşünce
yapılarına
, siyasi ülkülerine
ve dönemin
koşullarına bakmanın gerekliliğini de unutmamak
gerekir.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.