Cinema Nimkat filminde sansür ve sinema direnişi
10:00, 27/04/2026, Pazartesi

Cinema Nimkat
Bazı filmler vardır, final sahnesiyle kalır aklınızda. “İşte!” dersiniz, “Böyle bir filmin final sahnesi de böyle olmalı!”. “Cinema Nimkat” da final sahnesinden tam not almayı başaran filmlerden benim nezdimde. Gelin, filmin hikâyesine kısaca bir göz atalım.
Yasa dışı video kasetleri kiralayan bir dükkânı olan, sinema sevdalısı Nasi, tutuklanır ve altı ay hapis cezası alır. Hapishanedeyken katıldığı haftalık film gösterimlerinde, kendisi gibi sinemayla ilgilenen bir seslendirme sanatçısının, onun yeteneğini fark etmesiyle hayatı değişir. Bu sanatçı, Nasi’ye klasik film koleksiyonuna sahip gizli “hazine odasının” adresini verir. Nasi, hapisten çıkar çıkmaz bu hazinedeki tüm filmleri izlemeye koyulur. Aylar boyunca filmleri bir bir izlerken hükûmetin sinemaya koyduğu yasakları aşmanın benzersiz bir yolunu keşfeder. Artık yasaklı filmleri yeniden canlandırmakta, kafelerde ve derme çatma açık hava tiyatrolarında tüm rolleri kendisi oynayarak bu kayıp hazineleri yaşatmaktadır. Hollywood ve dünya sinemasının klasiklerini canlandıran Nasi’nin tek kişilik gösterisine, zamanla yeni yol arkadaşları da katılır ve grup, gezici bir tiyatro topluluğuna dönüşür. Diyaloglar da buna benzer gelişir:
- Sahnede iki kişi lazım, bir erkek bir de kadın.
- Ama ben tek başıma oynadım.
- Oluyor mu?
- Kamerayı koyduğun yere göre değişiyor.
İran sinemasının tüm filmlerinde ortak bir özellik arayacak olsak herhâlde herkes bu filmlerin sakin anlatımlarıyla dikkat çektiği konusunda hemfikir olurdu. Abbas Kiarostami ve Majid Majidi gibi yönetmenlerin filmlerinde gördüğümüz o dingin üslup, Mohammad Rahmanian’ın filminde de kendini açıkça gösteriyor. Filmde müzik, izleyicinin duygusunu yönlendirmeye çalışan bir unsur olarak değil; yalnızca anlatılan hikâyeye eşlik eden bir detay olarak kullanılmış. Abartılı oyunculuklara da rastlamıyoruz. Aksine profesyonel oyuncular yerine, sanki sokaktan geçen birileri rol almış gibi doğal ve içten duyuluyor diyaloglar. Belki bunda Farsçanın kulağa şiirsel gelen tınısının da payı vardır, kim bilir?
Konuşan filmler... İnsan bazen konuşamaz ama film onun yerine konuşur. Sahi, neden film izliyoruz? Sinemanın keşfedildiği yıllardan bu yana yüz yılı aşkın zaman geçti ama başka insanların hikâyelerini izleme isteğimiz hiç azalmadı. Yönetmen bunu, insanların kendilerini hikâyenin içinde bulmalarına bağlıyor zaman zaman. “Ya ben olsaydım onun yerinde?”, “Ya bu karakter gibi ben de farkında olmadan insanları incitiyorsam?” diye düşünüyorum ben de filmleri izlerken.
Görünürde başkasının hikâyesini izliyoruz belki ama asıl yolculuk, hep içimize doğru gerçekleşiyor. Okuduğumuz kitaplar da izlediğimiz filmler de bizi böyle bir içsel yolculuğa çıkarıyor. “Sinema Tezgâhı” filminde de alt metinlerde sıkça işlenen temalardan biri, bu türden bir yolculuk.
Nasi’nin sinema canlandırmalarını sürdürdüğü bu yolculukta, ekibe katılan kişilerin farklı karakterleri dikkat çekiyor. Filmlerin arka planında keman çalan kişi, aynı zamanda yemeğe fazlasıyla düşkün biri. Görsel efektlerden sorumlu kişi, birçok yönden bir çocuk gibi davranıyor. Kadın oyuncu ise normalde bir hemşire ama aşk filmlerini kusursuz biçimde canlandırıyor. Oysa özel hayatında aşkın kırıntısı bile yok. İmkânım olsa yönetmene bu karakterlere neden bu özellikleri yüklediğini sormak isterdim. Üzerine uzun uzun düşündüm ama bir sonuca varamadım.
Filmde “reis” dedikleri birisi ve beş yancısı daha var. Bu kişiler, Nasi’nin oynayacağı filmlerin senaryolarını kontrol ediyorlar ve isterlerse senaryodan bazı bölümleri çıkarıyorlar ya da senaryoya bazı bölümleri ekliyorlar. Üzerine de zorla yaptıkları bu iş için, kazanılan paradan pay talep ediyorlar. Yönetmen, filmin geçtiği dönemdeki sinema yasaklarını bu şekilde bir ekiple temsil etmiş diye düşünüyorum. Filmin sonunda gazetede, “şarlatanlar” olarak tutuklandıklarını da okuyoruz o ekibin. Yönetmen, bu sansür ekibini pek ciddiye almadığı için muhtemelen ciddiyetten uzak bir karakter çizmiş hepsine.
Sansür konusundan bu kadar bahsedip kendi fikrimi söylemeden geçersem, sanki sansürü tamamen yanlış buluyorum gibi anlaşılabilir. O sebeple kısa bir açıklama da yapmak istiyorum. Hiçbir alanda sınırsız bir özgürlük olmamalı. Sinema sanatında da aynı şekilde belli sınırlar olmalı. İnsanı küçük düşüren, insanı hayvanlaştıran, insan olmaktan çıkarıp bir metaya indirgeyen filmler yaygınlaşmamalı, topluma mal edilmemeli. Bununla ilgili sınırlar, tüm dünyada yüz yıldan fazladır tartışılıyor. Ancak ortak bir sonuca varılamamış maalesef. Çünkü toplumların değer yargıları, birbirinden çok farklı olabiliyor. İşte burada her toplum ve o toplumun ilgili kişileri, elbette bazı sınırlamalar getirmeli. Bu sayede gelecek nesiller, yozlaşmadan korunmalı bence. Bunu tabi ki önce bireysel olarak yapmalıyız. Seçici olmalı, adına “sanat” denilen her bir esere temkinli yaklaşmalıyız.
İran’a iki defa seyahat etme fırsatı buldum. Filmlerine yansıyan bu sakin derinlik, bence sokaktaki insanların doğal hâllerinden geliyor. Buna ikna oldum açıkçası, İran'a gidince. Hâfız-i Şîrâzî, Firdevsî ve Sa‘dî-i Şîrâzî gibi büyük şairlerin doğduğu topraklar, günümüzde de sinema konusunda önemli şair yönetmenler yetiştiriyor. Nasıl ki kaliteli bir mimari eser, gün geçtikçe değerinden bir şey kaybetmiyorsa sinema da öyle. Eğer anlattığınız hikâye insana hitap ediyorsa, kalbe dokunuyorsa, içinizde bir şeyleri titreştiriyorsa gün geçtikçe değeri artıyor, azalmıyor. Filmin son sahnesindeki bir diyalogla bitirelim:
- Sana filmi verdiğimde yeniydi, şimdi eskidi.
- Sinema yıllandıkça güzelleşir.
İran filmlerine yansıyan sakin derinlik, bence Acem şehirlerindeki sokaklarda yaşayan insanların doğal hâllerinden geliyor. Hâfız-i Şîrâzî, Firdevsî ve Sa‘dî-i Şîrâzî gibi büyük şairlerin doğduğu topraklar, günümüzde de sinema konusunda önemli şair yönetmenler yetiştiriyor.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.