Türkiye’de eğitim sistemi millî güvenlik sorunu mu?

Yusuf Kaplan
20:00, 30/03/2026, PazartesiG: Güncelleme: 22:06, 30/03/2026, Pazartesi
CategoryCins
Cins Dergi
Türkiye’de eğitim sistemi millî güvenlik sorunu mu?
Bu yazı bir çığlıktır: Çocuklarımızı öldürüyorlar bayım, unutma!

Bir ülke düşünün… En iyi okulları, en iyi okullarında okuyan çocukları, o ülkenin altını oyuyor olsunlar!

Bir ülke düşünün… Sömürgeci eğitim sistemi, mankurtlaştırıcı medya rejimi, metamorfoza uğratıcı yoz ve yozlaştırıcı kültür ve sanat hayatı, felçleştirici düşünce dünyası ülkenin kaderine hükmediyor olsun… Ülkenin medya, kültür, sanat, düşünce, eğitim kurumları, çocuklarına büyük rüyalar gördürmek, büyük hayallerin izini sürdürmek, büyük iddialarla donatmak yerine, çocuklarının bütün rüyalarını, bütün hayallerini, bütün iddialarını yok ediyor, öldürüyor olsun!

İnanılır gibi değil ama böyle bir ülke var! Patagonya değil bu ülke, dışarıdan işgal edilmeden içeriden ele geçirilmiş, vurgun yemiş, metamorfoz yemiş, ruhu çalınmış, aklı yok edilmiş, duyargaları budanmış, duyarlıkları, bütün algılama ve idrak biçimleri buharlaştırılmış, zihni felçleştirilmiş bir ülke Türkiye burası!

Eğitim sorunu, millî güvenlik meselesi katına yükselmiştir!

İnsanlık tarihine insanlığın ne demek olduğunu; adaletin ne demek olduğunu; hak, hukuk ve hakkaniyetin ne demek olduğunu; merhametin ne demek olduğunu; medeniyetin ama insanı hem kendi hem de kendi dışındaki dünyaların hakikatiyle, özlü bir deyişle, hakikatin hakikatiyle buluşturan; orada, harekete geçeceği ânı bekleyen, oracıkta gören gözlere hâlâ pırlanta gibi ışıl ışıl parıldayan, ışık saçan, ruhları, kalpleri ve zihinleri hakikat aşkıyla doldurmayı, hakikat ışığıyla aydınlatmayı bekleyen hakikat medeniyetinin ne demek olduğunu öğreten kutlu bir medeniyetin çocuklarının ülkesi burası, güya!

Anlam haritaları yırtılmış; zihin ve ruh dünyası yok edilmiş, insanları adeta tarihsiz ve ruhsuz bir dünyanın eşiğine fırlatılarak nevzuhur, köksüz yaratıkları, hortlakları andırırcasına tanınamaz hâle getirilmiş; kültürü, değerleri, zevkleri, beğenileri tarumar edilmiş, yerle bir edilmiş, işgal edilmeden işgal edilmekten beter edilmiş, büyük bir tecavüze uğramış, kültürel soykırımdan geçirilmiş bir ülke!

Davud-u Kayserî, Kadı Burhaneddin, Molla Fenarî bilinmeden, Osmanlı düşünce ve ilim hayatının nasıl teşekkül ettiği bilinebilir mi?

İnsanlığın umut ışığı olmuş; o ışığı her dem yeniden insanlığa sunacak güce, kuvvete, ruha kavuşmak için zamanını bekleyen; fikir, oluş ve varoluş çilesiyle demlenen, demlendikçe yerinden fışkıracağı ânı kollayan küllerinden doğacağı zamana hazırlanan; küllerinden doğacağı zemini hazırlayan; eskimez, pörsümez her dem yeni, her dem yenileyici Müslüman zihnini mayalayan, inşa eden, yeşerten yılmaz, yıkılmaz, bu dünyada yaşayan ama bu dünyayı yaşamayan; inanmış ve adanmış; çağrısı çağını kuracak, başka çağlara ve çağrılara ulaşacak, hakikat medeniyeti meş’alesini yakacak, hakikat bayrağını dalga dalga, kıta kıta, sayha sayha dalgalandıracak öncü kuşakları hazırlamaktan da geri durmayan, geri duramayacak bir ülke!

Bu yazı bir çığlıktır!

Evet, bu yazı bir çığlıktır! Ruhumuzu, geleceğimizi, hayallerimizi, rüyalarımızı yok ediyorlar: Kendi çocuklarımız, elimizden kayıp gidiyor… Çocuklarımızı bizden koparıyorlar… Çocuklarımıza hiçbir heyecan, coşku ve ufuk sunamayan, sömürgeci, ruhsuz eğitim sistemi; hiçbir gelecek vadetmeyen kör ve kötürüm, yoz ve yozlaştırıcı kültür hayatı; hayal göremeyen, rüyaları olmayan, bütün sermayesini daha çok “köşe döndürecek” bön ve berbat projelere yatıran sarsak ve asalak medya ve sanat rejimi, çocuklarımızı gözümüzün içine baka baka elimizden alıyor; bizden, bizi biz yapan değerlerimizden, dünyamızdan, her şeyden koparıyor el ele, kol kola, omuz omuza vererek…

Biz de seyrediyoruz çocuklarımızın gözümüzün önünde elimizden kayıp gidişini, yok olmanın eşiğine sürüklenişini… İyi de nereye kadar sürebilir ki, bu ölümcül sessizliğimiz?

Türkiye'nin milli güvenlik meselesi: Eğitim sorunu

Türkiye’nin en temel, en hayati sorunu, eğitim sorunudur. Eğitim sorunu, bir millî güvenlik meselesi katına yükselmiştir! Türkiye’de sömürgeci emperyalistlerin bile yapamayacakları, yapmaya asla cesaret edemeyecekleri kadar çocuklarımızı kendi değerlerimizden, kendi dünyamızdan, kendi rüyalarımızdan, kendi medeniyet dinamiklerimizden uzaklaştıran, bütün iddialarını yitirmiş, bütün ideallerini kaybetmiş ilkel, ruhsuz, ufuksuz bir eğitim sistemi; yoz ve sığ bir kültür hayatı, yabancılaştırıcı ve yozlaştırıcı bir sanat ve fikir hayatı ve her şeyi banalleştirici, berbat bir medya rejimi var!

Tarihte eşi benzeri görülmemiş bir saldırıyla karşı karşıya insanlık son üç asırdan bu yana: Batı saldırısı!

Aberlard’ı, Racine’i, Lizts’i, Voltaire’i, Rousseau’yu, Balzac’ı, Descartes’i, Bergson’u, Derrida’yı, Godard’ı, Truffaut’yu öğretmeyen, bu kurucu figürlerin ürettiği ruhu solutmayan, gördükleri rüyaları her daim yeniden üretmeyen bir Fransız eğitim sisteminden, kültür ve düşünce hayatından, medya rejiminden söz edilebilir mi? Bunyan’ı, Blake’i, Shakespeare’i, Locke’u, Hobbes’u, Byron’ı, Wordsworth’u, Elizabeth çağını, Victoria çağını, Turner’ı, Constable’ı öğretmeyen, yaşatmayan, yeniden üretmeyen bir eğitim sistemi İngiliz eğitim sistemi olabilir mi? Bachları, Mozart’ı, Beethoven’i, Spinoza’yı, Luther’i, Kant’ı, Goethe’yi, Hegel’i, Nietzsche’yi, Husserl’i, Heidegger’i, Wagner’i, Brahms’ı öğretmeyen, yaşatmayan ve yeniden üretmeyen bir eğitim sistemi Alman eğitim sistemi olabilir mi? Bu anaakım kurucu figürler Fransızların, İngilizlerin, Almanların iddialarının, ideallerinin, rüyalarının, hayallerinin ana kaynaklarıdır. Bu anaakım kaynakların dışında nice yan ve karşı-akım diyebileceğimiz isimler, ekoller, yaklaşımlar da var söz konusu edilebilecek. Ama bu kadarı kâfî.

Başımıza düşen taş...

Biz bize gelelim… Ve başımıza nasıl bir taş düştüğünü görelim…

Davud-u Kayserî, Kadı Burhaneddin, Molla Gurani, Molla Fenarî, Gazâlî, Yunus, Mevlânâ, Merâğî, Itrî, Fuzûlî, Bâkî, Şeyh Galip, Levnî, Karahisârî, Taşköprülüzâde, Kâtip Çelebi kimdir acaba? Ne söyler bize bu kurucu şahsiyetler bugün? Ne anlam ifade eder yarınımız için? Çocuklarımızı geçtik; elitlerimiz, aydınlarımız, yazarlarımız için hangi rüyalara, hangi ideallere, hangi ufuklara, hangi yaratıcı atılımlara kaynaklık etmiştir acaba?

Kurucu şahsiyetlerini tanımayan, onlarla aynı rüyaları paylaşamayan, onların hayallerini, heyecanlarını, coşkularını, ideallerini, çilelerini, dertlerini yaşayamayan, hissedemeyen, soluyamayan, yeni hayallere, rüyalara, coşkulara, ideallere, iddialara dönüştüremeyen kuşaklar, kendilerini tanıyabilirler mi, dünyayı, dünyanın başka kültürlerini tanıyabilirler mi? Kendisini, kendi dünyasını, kendi medeniyet ufkunu tanıyamayan, başkasını nasıl tanısın, başkasından nasıl yararlansın ki? Shakespeare, kaç bin kez sahnelenmiş, yeniden yorumlanmıştır; Racine, aynı Yunan tragedyasını kaç kez yeniden sahneleme ihtiyacı hissetmiştir; Kant üzerine, Wagner üzerine, Goethe üzerine, Bach’lar üzerine, Locke üzerine, Byron üzerine kaç bin kitap yazılmıştır, kaç oyun sahnelenmiştir, kaç roman, şiir, felsefe metni yazılmıştır, kaç film çekilmiştir acaba, sayılarını bile bilebilmek o kadar zor ki şu internet çağında bile…

Şikâyet edip durmak yerine derin nefes alarak derin ve taptaze nefes üfleyecek bir hikâye inşa etmemiz gerek…

Ya peki, Merâğî kimdir, Levnî nedir, ne der bize, bilenimiz var mıdır gerçekten? Davud-u Kayserî, Kadı Burhaneddin, Molla Guranî, Molla Fenarî bilinmeden, Osmanlı düşünce ve ilim hayatının nasıl teşekkül ettiği bilinebilir mi?

Sömürgeci eğitim sistemiyle nereye kadar?

Eğitim sistemimiz, sömürgecilerin yapamayacağı kadar tahribat yapıyor… Kültür hayatımız, medya dünyamız kendi kültürümüze, sanatımıza, düşünce dünyamıza o kadar yabancı, o kadar ilgisiz, o kadar kör ve sağır, o kadar duyarsız ve hatta düşmanca tavır takınıyor ki, insanın çıldırırcasına haykırası geliyor, “Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak.” diye…

Bizim ahlâk, estetik ve adalet ilkeleri üzerinden insanlığa sunduğumuz görkemli ama bir o kadar da mütevazı; gittiği her yere ruh götüren, hayat bahşeden; yüzyıllarca hem zamanı hem mekânı fetheden kurucu şahsiyetlerimizin inşa ettikleri kendi gök kubbemizi, kendi aziz medeniyetimizi tanımadan, yaşamadan ve yaşatmadan geleceğe ne söyleyebiliriz ki biz? Geleceğimizi nasıl teminat altına alabiliriz ki? Çocuklarımızın ideallerinin, ruhlarının, rüyalarının ve hayallerinin öldürülmesini nasıl önleyebiliriz ki?

Kendi hayalleri olmayanlar, başkalarının hayallerini yaşamaktan, başkalarının hayallerinin kölesi olmaktan, dolayısıyla yok olmaktan kurtulamazlar. Evet, bu yazı bir çığlıktır! Yürek yangınına dönüşen, yazarına 40 küsur yıldır uykularını haram eden bir çığlık! Peki, bir çıkış yolu yok mu bunun? Olmaz olur mu? Müslüman ümitsiz olur mu?

Çifte batı saldırısı: Fiili işgalden zihni işgale...

Şu an Batı uygarlığının dışında yaşayan başka bir medeniyet yok. Neden yok? Diğer medeniyetler, Batı uygarlığından daha düşük, daha sığ, daha kötü, daha kabiliyetsiz oldukları için mi? Hayır! Aksine, Batı uygarlığı hem felsefî olarak hem de ahlâkî olarak İslâm medeniyetinden de Çin medeniyetinden de Hint medeniyetinden de daha üstün, faziletli ve değerli değil kesinlikle. Sadece daha saldırgan, daha yıkıcı, daha barbar! Bu o kadar âşikâr olmasına rağmen gören gözler kör edildiği için gören, görebilen hiç yok bunu nerdeyse!

Düşünsenize… Tanrı fikrini yok etmişsiniz. Hakikat fikrini yok etmişsiniz. Tabiatı tarumar etmişsiniz. Ozon tabakasını delmişsiniz. Bütün medeniyetleri tarihten silmişsiniz. Dünyayı celladına âşık tasmalı çekirgelere, gönüllü, epistemik kölelere dönüştürmüşsünüz! Daha âdil ve hakkaniyetli bir dünya kurmak yerine daha öldürücü silahlar üretmişsiniz. Bir düğmeye basarak bütün dünyayı, insanlığı, canlı hayatını yok edecek “smart” teknolojik silahlar geliştirmişsiniz, böylelikle bütün dünyayı gönüllü köleleriniz hâline getirmişsiniz. Tarihte eşi benzeri görülmemiş bir saldırıyla karşı karşıya insanlık son üç asırdan bu yana: Batı saldırısı bu! Şimdiye kadar fiilî saldırıydı; emperyalist, sömürgeci, işgalci ve tecavüzcü bir saldırı. Şimdiyse, yaklaşık yarım asırdan bu yana, zihnî / kültürel bir saldırıya dönüştü. Celladına âşık eden ayartıcı, baştan çıkarıcı medyatik ve epistemik bir saldırıya.

Batı uygarlığının bu çifte saldırısının önünde İslâm’dan başka dimdik durabilecek, direniş, diriliş ve varoluş yolculukları geliştirebilecek, insanlığa uzun soluklu bir medeniyet fikri armağan edebilecek başka bir kaynak yok, kalmadı. Batı uygarlığı; ülkeleri silahlarıyla, kitleleri uyutucu ve uyuşturucu popüler kültürüyle kendisine boyun eğdiriyor. Her ne suretle okursa olsun, öncelikle, Batı uygarlığının kültürel/zihnî saldırısını püskürtemezsek, insanlığın yok oluşun eşliğine sürüklenmesi önlenemeyecek.

Bu çürütücü, celladına âşık edici kültürel saldırının ve yıkımın önünde biz durabiliriz sadece, biz Müslümanlar, münhasıran da bu ülkenin inanmış, çilekeş çocukları. Durduğumuz yeri terk etmediğimiz sürece. Durduğumuz yeri iyi muhkemleştirebildiğimiz takdirde.

Kitleleri, özellikle de genç kuşakları hızla kaybediyoruz… Hız, haz ve ayartıyı kutsayan, dekandansla dans eden (çürümenin ortasında hazla ve hızla debelenip duran) teknopagan dromokratik kültür, en büyük küfür artık: Hem kitlelerin, kendi inançlarıyla, ülkeleriyle aidiyet biçimlerini ve bilinçlerini yok ediyor hem de celladına, dromokratik teknopagan kültüre âşık ederek yaşarken öldürüyor! Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünyası gerçek oluyor, maalesef!

Tek seçeneğimiz var: Önümüzü açacak öncü kuşakları hazırlamak...

Tek seçeceğimiz var: Ülkenin kremasını yok olmaktan kurtarmak. Biz burada üzerimize düşeni yaparsak, insanlığın yükünü omuzlarımızda taşıma yükümlülüğüyle yaşarsak, bizim burada ekeceğimiz tohumlar, yüzyıl sonra, iki yüzyıl sonra başka topraklarda ve kıtalarda meyveye duracaktır…

Ülkenin kremasını yok olmaktan nasıl kurtaracağız peki? Piramidin en tepesini baronik masonik çetelerin elinden kurtarıp adam gibi yetiştirerek... Adam yetiştirecek adamları yetiştirerek... İnanmış ve adanmış bir öncü kuşak yeşerterek... Dirençli, donanımlı, özgüveni yüksek, ruh sahibi, önümüzü açacak, yılıp yıkılmayacak güçlü şahsiyetler yetiştirerek...

Medeniyetimizi, birikimimizi yeniden keşfedecek, yeniden fethedecek, yeni bir dille, taze bir nefesle yeniden formüle edecek güçlü bir fikriyat ve zamanla da köklü bir külliyat ortaya koyacak; dünyanın birikimini kucaklayacak, yutacak; bize yeni bir dünya sunacak donanımda, inançta, kıvamda, aşkta bir öncü kuşak yetiştirerek... Türkiye’nin olmazsa olmazlarından biri bu. Belki de birincisi.

Sahabe ruhlu şafak yağmurları öncü kuşaklar olmadan asla

Bir medeniyet fikri sunmamız lazım dünyaya... Şikâyet edip durmak yerine derin nefes alarak derin ve taptaze nefes üfleyecek bir hikâye inşa etmemiz gerek… Umut vadeden, sarıp sarmalayıcı, kuşatıcı, vicdanın, merhametin, hakikatin sesi, adaletin nefesi kanatlandırıcı cihanşümûl bir hikâye. Dünyanın umudu olacak bir öncü kuşak yapacak bunu. Susayan insanlığın hakikat pınarından kana kana içmesini sağlayacak bir öncü kuşak. O öncü kuşak önümüzü açacak fikriyatı geliştirecek, külliyatı geliştirecek aşkla, şevkle ve çileyle... Yeni fikir, oluş ve varoluş akıncıları yetiştireceğiz...

Her şeyi yeniden fethedip, yeniden inşa edecek, bu dünyada yaşayan ama bu dünyayı yaşamayan, bu dünyayı aşacak, çağrısı çağını kuracak sahabe kokulu, sahabe ruhlu “şafak yağmurları” ... İnşallah…

Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.


Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026