Hristiyanlık ve İslam’da gülme teolojisi
21:00, 01/05/2026, CumaG: Güncelleme: 22:59, 01/05/2026, Cuma

Nugayr, kırmızı gagalı bir kuştur
Hz. Peygamber, mizahın ve gülmenin hayat madalyonunun bir yüzü olduğunu hayatı boyunca göstermiştir. Sahabeden Hanzala b. Rebi, evinde ailesiyle şakalaşıp gülüp eğlenmesi üzerine münafık olduğunu düşünmüş ve durumunu anlatmak için Hz. Peygamber’in yanına gelmiştir. Peygamber Efendimiz de onun kaygılı hâlini, “Ey Hanzala! İnsan bazen öyle olur, bazen böyle olur.” diyerek teskin etmiştir.
Kutsal kitaplarda Tanrı’nın gülüp gülmediği, özellikle Yahudilik ve Hristiyanlıkta teolojik bir mesele olmuştur. Hristiyanlıkta bu mesele, İsa’nın gülüp gülmediği sorusuyla derinleşmiştir. Çünkü Hz. İsa, Kutsal Kitap’ta üç kez ağlarken görülür, fakat hiç gülmez. Hristiyanlık içerisinde kalarak düşündüğümüzde, Hz. İsa’nın gülmeyişinin makul gerekçeleri vardır. Hz. İsa, Söz’dür. Yukarıda işaret edildiği gibi gülmek, gürültülü bir iletişimsizlik hâlidir. Eğer İsa gülerse, “Söz” kesintiye uğrar. Bunun dışında, gülme ötekine yönelik bir eylemdir. İsa’nın ise Kudüs’e bakarak ağlarken ya da kendisine ihanet eden Yahuda’yı affederken görüldüğü gibi bir ötekisi olamaz.
İsa’nın gülmediğini düşünen Hristiyanlar, Yahudilikte olduğu gibi garip bir şekilde Tanrı’nın güldüğünü düşünmüşlerdir. Kitab-ı Mukaddes’te Tanrı dört kez gülmüştür. Bu gülüşler, ya kötülere merhametinin onları kapsamadığını gösterecek küçümseyici gülüşlerdir ya da masum inananların kendisine yöneleceği gerçeğinden duyduğu sevinç gülüşleridir. Fakat bu gülen Tanrı anlayışını fazla insani bulup eleştiren inananlar da olmuştur.
İslamiyet’te ise Tanrı’nın gülmesi teolojik bir mesele değildir. Kur’ân-ı Kerim’de Allah’ın güldüğünü göremeyiz. Kur’an’da gülme, üstünlük duygusunun ifadesi olarak pek çok yerde geçer. Kitab-ı Mukaddes’te üstünlük duyarak gülen bir Tanrı varken, Kur’an’da çoğunlukla inkârcıların bu şekilde güldüğü görülür.
Hz. Peygamber’in insan sıfatı, gülmenin fıtri yönünü bütün kapsamıyla karşımıza çıkartır. İslamiyet’in başlangıç yıllarındaki cihat anlayışı, müminlerin çileli hayatı ve iman ağırbaşlılığıyla mizahın hayatlarında yer bulmadığı; “Yaptıklarının bir cezası olarak az gülsünler ve çok ağlasınlar.” ayeti sebebiyle mizahın yasaklandığı iddia edilse de, mezkûr ayetin bütün Müslümanlardan ziyade cihada katılmayan münafıklarla ilgili olduğu hâkim görüştür.
Hz. Peygamber, mizahın ve gülmenin hayat madalyonunun bir yüzü olduğunu hayatı boyunca göstermiştir. Sahabeden Hanzala b. Rebi, evinde ailesiyle şakalaşıp gülüp eğlenmesi üzerine münafık olduğunu düşünmüş ve durumunu anlatmak için Hz. Peygamber’in yanına gelmiştir. Peygamber Efendimiz de onun kaygılı hâlini, “Ey Hanzala! İnsan bazen öyle olur, bazen böyle olur.” diyerek teskin etmiştir. Burada fıtri olanın kolaylıkla teşvik edilmesinin yanında, sahabenin de gülmenin doğasını yetkinlikle anlayıp onu felsefi bir sorgulamaya dönüştürdüğünü görüyoruz. Sahabe, “Fazla gülme; fazla gülmek kalbi öldürür.” hadisindeki ilkeyi fark etmiştir.
Kendimiz için ağlayabiliriz, başkası için de ağlayabiliriz; kendimize gülebiliriz de. Fakat başkası için gülemeyiz. Dil bize bunu öğretir: Başkasına güleriz. Gülmek, her zaman ötekine yönelik bir eylemdir. Karşıdakiyle özdeşleşme, gülme eyleminde görülmez. Bergson, gülmenin zihinsel bir süreç olduğunu ve ancak yüreğin uyuşturulduğu anlarda gerçekleşebileceğini düşünmektedir: “Öyle görünüyor ki komik şeyin tesirini yapması için çok sakin ve dümdüz bir ruh sathı üzerine düşmesi lâzımdır. Kayıtsızlık onun tabiî çevresidir. Çünkü gülmenin heyecandan büyük düşmanı yoktur. Bunu söylemekle bizde acıma yahut sevgi uyandıran bir kimseye gülemeyiz demek istemiyorum: Sadece güleceğimiz sırada sevgiyi bir müddet unutmak, acımayı susturmak lâzım olduğunu söylemek istiyorum.”
Bu duygusuzluk, hiyerarşik baskınlık olarak ortaya çıkan gülmeye zemin hazırlayacaktır. Duygudaşlık, ortak bir zemini doğuracağı ve özdeşleşmeye sebep olacağı için gülmenin gerçekleşmesine engeldir. Gülmenin, ancak yüreğin uyuştuğu bir duygusuzluk zemininde gerçekleştiğini ve çok gülmenin bazı hasletlerin yitirilmesine sebep olacağını Peygamber Efendimiz bu hadisinde işaret etmiştir. Bizim karşımızdakiyle özdeşlik kurmamızı sağlayacak olan kalbimizdir; zekânın ilgisi ise aynılığa değil, ayrıma yöneliktir. Dolayısıyla gülme, kendimizi güldüğümüz kimseden tefrik edişimizdir. Bu tefrikle kalbî bir iletişimin imkânları tükenir. Gülme esnasında çıkardığımız şiddetli gürültü, bu iletişimsizliğin vokal ifadesidir.
Fakat Hz. Peygamber, gülmeyi de kalbî bir iletişimin vasıtası kılmıştır. Bir defasında, küçük bir çocuk olan Umeyr’i üzgün görünce etraftakilere sebebini sorar. Onlar da çok sevdiği ve devamlı oynadığı kuşunun öldüğünü söylerler. Bunun üzerine Peygamber, “Ebu Umeyr! Ne oldu Nuğayr?” diyerek çocukla şakalaşır ve gönlünü almak ister.
Nuğayr, kırmızı gagalı bir kuştur.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.