Ahmet Uluçay’ın sinema hayali yeniden anlatıldı
20:00, 07/05/2026, PerşembeG: Güncelleme: 23:50, 07/05/2026, Perşembe

Karpuz kabuğundan gemiler yapmak
Ahmet Uluçay, imkânsızlıklar içinde filmler yapmış; sinema aşkını hiç yitirmeyen bir hayalperestti. “Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak”, onun çocukluk düşlerinden doğan bir başyapıt oldu. Hayatın gerçeklerinden kopmayan anlatımıyla sinemanın büyüsünü en sade hâliyle hissettirdi.
Sinemacı olsak, film çeksek... Nihal bana varır mı?
- Sinemacı olduğun zaman, Nihal’i ne yapcen arkadeş? Etrafında bir sürü artist olcek.
- Olsun. Nihal’in hâli başka. Tüm diyalogları, bu kadar sade ve doğal olan bir film düşünün. Sanki yazılmış bir senaryoyu, hazırlanmış bir kurguyu değil de hâlihazırda yaşananları izliyormuş gibi hissettiren bir film, “Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak”.
Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim: Filmi yıllar sonra yeniden izlemenin heyecanını yaşadım. Bu kez fark ettiğim başka bir şey daha oldu. O da bir filmi farklı zamanlarda izlediğinizde, ona farklı bakış açılarıyla yaklaşabiliyorsunuz. Örneğin filmi ilk izlediğimde, yönetmenin kullandığı imgeleri çok önemsememiştim. Ceviz, oyuncak bebek ya da sallanan beşik gibi göndermeler, bana sadece görsel bir geçiş unsuruymuş gibi gelmişti. Ancak gerek sonradan edindiğim bilgiler, gerekse izlediğim yüzlerce film sayesinde fark etmeden daha dikkatli bakmayı öğrenmişim. İşte tam da bu sebeple bu sefer, filmi izlerken çok daha fazla keyif aldığımı söylemeliyim.
Filmin yönetmeni erken denilebilecek yaşlarda kaybettiğimiz bir isim, Ahmet Uluçay. Sinemayla ucundan kıyısından ilgilenen biriyseniz, ismini elbette duymuşsunuzdur. Benim için kendisi ayrıca önemlidir. Çünkü dünyaya geldiği yer, benim doğduğum topraklara arabayla bir saat ya sürer ya sürmez. Ahmet Bey ile hemşehri sayılırız yani. Filmi izlerken duyduğunuz Ege şivesi, bizim oralarda da tıpkısının aynısıdır hatta. Bu vesileyle hemşerim Ahmet Uluçay’ı rahmetle anıyorum.
Bu yazıda konu edindiğimiz filmde Ahmet Uluçay, aslında kendi hayatının bir bölümünü anlatıyor. Aynı filmde olduğu gibi 1960’ların Tavşanlı’sında, henüz 10'lu yaşların başındayken, yakın arkadaşı İsmail ile birlikte bir film oynatma makinası yapmak için üç yıl boyunca uğraşırlar. Sonunda bunu başarır ve sinemacılardan aldıkları kopuk filmleri bir ahırda köy halkına göstermeye başlarlar.
Filmde izlediğimiz pek çok detay, Ahmet Uluçay’ın hayatından izler taşıyor. Bir köyde geçen çocukluk, kısa zamanda sinemaya duyulan saf bir tutkuya dönüşüyor. Bununla da kalmıyor; cevizden beşiğe, oyuncaklardan bakışlara kadar her şey birer sinema dili oluyor.
Uluçay, sonraları arkadaşlarıyla Tepecik Köyü Arkadaş Sinema Grubu’nu kursa da geçim zorluğu onu sinemadan uzak tutar. Para kazanmak zorunda olduğu için kamyon şoförlüğü, inşaat işçiliği ve tavukçuluk gibi işlerde çalışır. Filmde hayatının bu kısmını izlemesek de kendisini canlandıran karakterin yanında çalıştığı karpuzcuyu örnek verebiliriz. O da karpuz dükkânı açmıştır ama asıl hayali olan futbolculuğu hiçbir zaman unutmamaktadır. Bunu, duvara astığı eski futbolculuk yıllarına ait fotoğraflarına bakıp iç çektiği sahnelerden anlıyoruz.
İşte Ahmet Uluçay da imkânsızlıklar gereği çok sevdiği sinemadan uzak kalmış uzunca bir süre. 1960’lı yıllardan bahsettiğimizi yeniden hatırlatmak istiyorum. Kameraların bugünkü kadar ulaşılabilir olmadığı, “kişisel kamera” diye bir kavramın henüz literatüre girmediği, film yapmanın çok daha büyük bütçeler gerektirdiği yıllar…
Bu süreçte sadece sinemayla değil, yazarlıkla da ilgileniyor. Tavşanlı’da yerel bir gazetede köşe yazarlığı yapan Uluçay, 1978 yılında sadece tek sayı basılan bir edebiyat dergisi de çıkarıyor. Bir yandan hayatını idame ettirmek için hamallık yapan, diğer yandan da hayallerinin peşinden koşmaya devam eden birisi o. Bu süreçte sinema bazen öncelikleri arasında geri sıralara düşse de hiçbir zaman gündeminden tamamen düşmüyor. Film çekme hayaliyle yanıp tutuşmaya devam ediyor hep.
Uluçay, 40'lı yaşlara merdiven dayadığında, -yani 1990'lı yılların ilk yarısında- kameralar hem küçülmeye hem de yaygınlaşmaya başlamıştı. Yurt dışından gelenler yanlarında bu mucizevi aletlerden getiriyor ve büyük kasetlere hatıralarını çekiyorlardı. Hayallerine daha fazla ket vurmak istemeyen Uluçay, -bir kamera satın alacak güçte olmadığından- bir arkadaşından ödünç aldığı VHS kamerayla ilk kısa filmi “Optik Düşler”i çekti. Ve hemen ertesi yıl, 1994’te Ankara Uluslararası Kısa Film Festivali’nde bu filmiyle adını duyurdu. Ardından, Nuri Bilge Ceylan’ın “Mayıs Sıkıntısı” isimli filminin setinde yer alma şansı elde etti.
“Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak” filmi yıllar sonra yeniden izlendiğinde derin anlamlar taşıdığı çok daha iyi anlaşılıyor. Simgeler, imgeler ve sessiz cümleler, bu kez çok daha fazla şey söylüyor. Uluçay’ın sineması, her seferinde yeniden keşfedilen bir iç yolculuğa dönüşüyor.
Bir Sinema Bilgesi
Sinema dünyasında adından yavaş yavaş söz ettirmeye ve bir şeyler üretmeye başlayan Uluçay, hayatından kesitler de içeren ilk uzun metrajlı işi “Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak” filmini, memleketi Tavşanlı’da, amatörlerin de profesyonellerin de içinde yer aldığı karma bir ekiple çekti. Bu filmle dünya çapında tanındı ve ödüller de arka arkaya geldi. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde En İyi Film Ödülü, Fajr Film Festivali'nde Özel Jüri Ödülü, Avrupa Sineması Ödülleri'nde En İyi İlk Film Ödülü, İstanbul Uluslararası Film Festivali'nde En İyi Film Ödülü, San Sebastian Uluslararası Film Festivali'nde Jüri Özel Ödülü, Sinema Yazarları Derneği Türk Sineması Ödülleri'nde En İyi Film, En İyi Yönetmen ve En İyi Senaryo Ödülleri'ni almaya hak kazandı.
Büyük bütçelerle yapılan filmlerin ödüller alması, belki doğal karşılanabilir. Ama Uluçay gibi çoğunluğu amatör oyuncularla ve rejiyle yapılan bir filmin bu başarıyı elde etmesi, onun gerçekten büyük bir “sinema bilgesi” olduğunu gösteriyor. Sinemanın para işi olmadığını da birçok röportajında belirtiyor, Uluçay. Şöyle diyor mesela, “Ben sinema filmi yaparken büyük bütçeler, pahalı kameralar peşinde koşmadım. Bir hikâyeniz varsa ve bunu anlatmayı seviyorsanız, sinemayı her yerde yapabilirsiniz. Önemli olan anlatman gereken bir hikâyen var mı yok mu?”
Uluçay, hayallerinin peşinden gidip film çekmek istediği için köyde kendisine, “deli” denildiğinden bahsediyor. Bunu hatırlatan muhabire ise şöyle diyor, “Film çekeceğim dedim, delisin dediler. Oysa ben, asıl çekmesem delirirdim!”
Uluçay’ın hayatı, hayallerinin peşinden koşmak isteyenler için hem gerçekçi hem büyüleyici detaylar içeriyor. Onun hayatına kısaca giriş yapmak için en ideal başlangıçsa “Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak” adlı film olsa gerek. İyi seyirler.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.