Roma hukuku Batı medeniyetini nasıl şekillendirdi?

Birçok Batı şehrinin ve halkının adı onların isimlendirdiği şekildedir. Kullandıkları askeri, siyasi ve dini unvanlar yaşamaya devam etmekte, Latince; bilimin ve tıbbın dili olma hüviyetini korumaktadır.
Mitolojik öğeler ve tarihi söylenceler, Roma şehrini kuranların İtalya Yarımadası’na göçmen olarak geldiklerini gösterir. Bu topluluk birbiriyle mücadele halindeki Latin şehir devletleri arasında hayatta kalabilmek, daha iyisi onlara hâkim olabilmek için güçlü bir askeri yapı ve diplomasi geliştirmek zorundaydı. Komşu toprakların üzerindeki sınırlı belirimler Roma potansiyelini bu yöndeki bir gelişime yönlendiriyordu. Şehir devletlerinin arasındaki ihtilaflardan yararlanmak, hazır olana kadar barışı koruyacak şekilde diplomasiyi kullanmak ve hazır olunca fütuhata devam etmek…
Şehir bir devlet teşekkülü halinde büyür ve yeni halkları bünyesine katarken hem bu halkların statüsünü belirlemek hem de devletin yönetim şeklinde değişikliğe gitme ihtiyacı Roma hukukunun erken bir dönemde güçlü bir teşekküle dönüşmesini sağlayacaktı. Krallıktan Cumhuriyet’e geçilmiş, önceki dönemin kötü hatıraları sıkı kanunlara sebebiyet vermiş, yeni halkların ve pleblerin statüsünde zaman içinde değişiklik yapma zorunluluğu hukukun dinamik bir surette gelişimini temin etmiştir. “Krallık”, “Cumhuriyet” ve nihayet “İmparatorluk”… Üç yönetim şeklini de deneyimlemiş Roma’nın siyasi tecrübesi benzersiz bir hale gelecekti. Sürekli genişleyen hukuk literatürüne paralel olarak siyasi literatür de zenginleşiyor, ordunun büyüyüp genişlemesiyle örnek ve yenilmez bir savaş makinesi ortaya çıkıyor ve bu makinenin hamle sahası artık İtalya Yarımadası’nın dışına taşıyordu.
Roma, kendini büyük bir imkân olarak sunan Yunan Medeniyeti ile karşılaştığında yukarıda özetlemeye çalıştığım potansiyele sahipti. Yunan şehir devletleri tarafından, kurtarıcı olarak davet edilmiş bu da kendine güven unsurunu tahkim eden bir olgu olmuştu. Dolayısıyla Roma kurtarıcı olarak geldiği bu topraklardaki büyük imkânı gördü, saygı duydu, kompleksiz bir şekilde talebesi olup bünyesine kattı ve Roma Belirimi ortaya çıktı.
Yunanlardan aldıkları heykeli, felsefeyi, matematiği çok ileri götürebildikleri söylenemese de mimaride büyük bir başarıya imza attılar. Askeri ve bürokratik bir örgütlenmenin şeklini verdiği toplumun en göze çarpan üretimleri de askeri yapılar, köprüler, devlet daireleri ve tapınaklar oldu.
Roma’nın geliştirdiği hukuk sistemi, dünya üzerindeki bütün anayasaların ve kodexlerin ruhunda yaşamaktadır. İnşa ettikleri yollar bugün hâlâ geliştirilerek kullanılmaktadır. Su kemerleri, sarnıçları, hamamları, surları hâlâ ayaktadır. Birçok Batı şehrinin ve halkının adı onların isimlendirdiği şekildedir. Kullandıkları askeri, siyasi ve dini unvanlar yaşamaya devam etmekte, Latince; bilimin ve tıbbın dili olma hüviyetini korumaktadır. Roma şehrinin kurulmasından İstanbul’un fethedilmesine kadar geçen süre aşağı yukarı üç bin yıldır. Bu dönem iyice bilinmeden; insanlığın Akdeniz, Avrupa, Kuzey Afrika, Anadolu ve Ortadoğu tarihi hakkında hiçbir isabetli yorum yapılamaz.
İşte barbar istilacılar, Roma sınırlarından içeriye girdiklerinde karşılarında böyle bir manzara vardı. Burada, yeni bir olgu ile karşılaşmaktayız; Potansiyel Yetersizliği. Roma kendini büyük bir imkân olarak sunmaktaydı. Fakat bu barbarlar bu imkânı yeni bir belirime çevirecek potansiyele sahip değillerdi. Bir sonraki makalede Batı’nın Orta Çağ’ını Potansiyel Yetersizliği kavramıyla inceleyeceğiz.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.