Dopamin orucu sosyal medya bağımlılığına çözüm mü?

Sevgili dostum, son zamanlarda birçok insandan aynı şikâyetleri duymaya başladım. “Eskisi kadar kitap okuyamıyorum, ders çalışamıyorum, hemen sıkılıyorum,” diyorlar. Ama garip olan şu: Kitap okurken 10 dakikada sıkılan bu insanlar, Instagram’da bir profilde üç yıl öncesine kadar inebiliyor; Twitter’da bir etiketin altındaki tüm yorumları okuyabiliyor ya da bir oyunun başında 10 saat geçirebiliyor. Yani mesele dikkat eksikliği değil, mesele dopamin.
Dopamin, beynimizin nöronlar arası iletişiminde görev alan bir nörotransmitter, yani bir hormon. Motivasyonla, ödül duygusuyla ve iyi hissetmekle doğrudan ilişkili. Biz bir şey başardığımızda ya da mesela su içtiğimizde bile dopamin salgılanıyor. Fakat modern dünyada, özellikle sosyal medya beynimizi doğal olmayan bir dopamin bombardımanına maruz bırakıyor. Sürekli yeni içerikler, bildirimler, beğeniler, haz odaklı çağrışımlar, renkli görseller... Bunların her biri, dopamin salgısını yapay şekilde artırıyor.
Böylece beyin, sürekli anlık ödüllerle koşullanıyor. Artık uzun süreli emek gerektiren işlerde dopamin salgısı azaldığı için hemen sıkılıyoruz. Gerçek hayattaki işler, –örneğin ders çalışmak, kitap okumak, bir beceri öğrenmek– hemen ödül vermez. Ama sosyal medya, bize her saniye mini ödüller sunar. Sonuç: kısa vadeli hazlara bağımlı bir zihin.
Bilim insanları, fareler üzerinde bir deney yapıyor. Fareye dopamin salgısını tetikleyen bir elektrot yerleştiriyorlar. Butona bastığında dopamin salgılanıyor. Fare; yemek yemeyi, su içmeyi unutup sürekli butona basıyor. Ta ki bitkin düşene kadar. Günümüzde biz de o fare gibiyiz. Sosyal medya, oyunlar, abur cubur... Hepsi, o “buton” görevinde.
Reklam
Dopamin sistemi fazla uyarıldığında beyin, dengeyi sağlamak için dopamin üretimini azaltıyor ya da hücrelerin dopamine duyarlılığını düşürüyor. Yani bir süre sonra aynı keyfi almak için daha fazlasına ihtiyaç duyuyoruz. Tıpkı alkol toleransı gibi. Bu yüzden Instagram’da daha fazla kaydırmak, daha uç içerikler izlemek, daha yoğun hazlar peşinde koşmak zorunda kalıyoruz.
Bu kısır döngüden kurtulmak için yapmamız gereken şey, dopamin orucu. Yani beynimizi bir süreliğine bu yapay uyarıcılardan uzaklaştırmak. Ben, bunu kendi hayatımda da denemeye karar verdim. Sürekli kitap okuyan bir insandım ama son yıllarda Instagram’da geçirdiğim vakit beni çok yordu. Artık 500 sayfalık bir kitabı değil, beş sayfayı bile okuyamaz hâle gelmiştim ve bu yöntem iyi geldi.
1- Bir günlük tam oruç: 24 saat boyunca telefon, sosyal medya, video, müzik, abur cubur, oyun... Hiçbirine dokunmamak.
2- Seçici oruç: Seni en çok bağımlı kılan şeyden (örneğin sosyal medya) bir hafta uzak durmak.
3- Zorlayıcı versiyon: Birinci yöntemi tam olarak bir hafta boyunca sürdürmek.
Bu süreçte telefonla değil; insanlarla konuşmak, yürüyüş yapmak, doğayı dinlemek, kitap okumak, yazmak ya da ibadet etmek gibi doğal faaliyetlere yönelmek gerekiyor. Bu, beynimize âdeta bir reset atmak gibi.
Eğer gerçekten kendini gerçekleştiren, üretken ve huzurlu bir insan olmak istiyorsan kısa vadeli hazların değil; önce cefasını çekip sonra sefasını süreceğin işlerin peşinden gitmelisin.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.