Yaza eşlik edecek 8 şarkılık müzik seçkisi

Ekru kazaklarımızla, arada kalmış ruh kumaşlarımızla yaza adım atmaya çalışırken genellikle bütün personalarımı hem coşkuyla hem hüzünle kucakladığım bir geçiş evresinde oluyorum ben. Baharın ümitvâr meltemleri bana böyle geliyor ve bu esintiler, çoğu zaman şarkılarımın duygusunu şahikalarda yaşarkenden gayrı bir zamanda üzerine düşünemediğim, unuttuğum “benler”imi hatırlatıyor bana. Bu sebeple dağlar gezer, nehirler dolarken “biri”yim, hepsiyim.
Bir hayli “biri”yim tam da bu notalarda.
“Bir veda sistemi olan müzik, çıkış noktası atomlar değil de gözyaşları olan bir fiziği çağrıştırır.”
E. M. Cioran
Bir seksenler efsanesi Gian Piero Reverberi ve sevgili Rondò Veneziano’su. Onlara yalnızca “oda orkestrası” demek büyük haksızlık olur. Müzisyenliğin ve hatta müzikolojinin matematik üstatları onlar bana kalırsa. Son bir senedir, zamanında birçok programda jingle olarak da kullanılmış ve seksenler çocuklarının aşina oldukları şahane “La serenissima”ları “Daft Punk yokken onlar vardı!” temasıyla çok işlendi fakat ben bunu görmeden zihnim bu cümleyi aynı şekilde kuruyordu zaten. “La serenissima” bir başyapıt, evet fakat “Odissea veneziana” erişilemeyecek bir zirve gibi. Dünyanın en güzel introlarından biriyle açılması, barok orkestrayı bir laboratuvar elektronikasıyla ve progresif tınılarla hem teksif hem hercümerç etmesi ve dahası. Söke’nin Güllübahçe’sinin, kendi tabiiliğiyle gelen görkemiyle efsunlu kenti cânım Priene’nın sevgili dağı Mykale’den bir roller coaster ile salınıyorum sanki ve bunu nasıl anlatabilirim, bilmiyorum.
Körfez’in ve Levant’ın müzikal zenginliği tartışılmaz fakat bu coğrafya bir alt janrada, progresif seslerde, öyle bir noktada ki dünyada ünlenen birçok grubun proto, öncü ya da bir ve eş zamanlı seslerini müşterek paydalarımızla duyabilirsiniz onlarda. Yalnız burada Mezopotamya, Bereketli Hilal ve Mısır mitolojileri, mitoslarıyla ve logoslarıyla doğrudan, tam anavatanlarının havalisinde işin içinde. İşte Osiris de Bahreynli Mohamed ve Nabil Alsadeqi kardeşlerin dimağlarından süzülüp gelen bir şimşekler kümesiydi. İsimleriyle -öte âlemlerin ve dirilişin sembolü Osiris- müsemma hallerini faz faz işledikleri albümleri “Osiris”i dinleyip Camel’ın ve Andrew Latimer’ın “Mirage”ından “Air Born”u, “Mystic Queen”i, “Supertwister”ı duyalım birer “serap” gibi.
Norveç’te neşet eden synth-poplarını dünyaya tanıtan Morten Harket ve Magne Furuholmen, öyle bir ikili ki ne sadece seksenler diskolarında kaldılar ne azalarak unutuldular. A-ha, synth-pop ve new-wave dendiğinde hâlâ bir “üstatlık” teşkil ediyorsa bu, onların kana demir gibi işleyip kalbe güç veren müziklerini güçlü sözleriyle, mühendislikle ve Harket’in muhteşem sesiyle bir ve birlikte tutma kabiliyetlerinden. Yıkıcı aşk ile yapıcı aşk, “uzun emel” ve şefkat nasıl bir arada olabilir ve biz bu sarkacı gırtlağın ve aranjenin haykırışları, kreşendolar ve dekreşendolar arasında nasıl sakin kalarak dinleyebiliriz? Son dört ayımın jeneriklerinden. (Extended Remix’i daha çok öneririm.)
Her ne kadar bir araya gelişleri 2022 olsa da onlar aslında 2025’te bize hediye müthiş grunge metal & punk girlbandi. Ağlamak istiyorum her dinlediğimde çünkü evet o klişe: “Hiç kalmadı ve artık hiç olmayacak sanıyordum!” Davulcuları Chloe de St. Aubin, İstanbul Agop müzisyeni olduğu için bu sene gelebilirlermiş İstanbul’a. Benimle gelmek isteyen elime mum diksin!
Neredeyse sadece beş sene yaşayıp bize “Gamma 1”, “Gamma 2”, “Gamma 3” ve “Gamma 4” albümlerini emanet eden ve sessizce terk ediveren sahneyi. ABD’den çıkıp en göz ardı edilenlerde kalmış gruplardan biriydi Gamma. İsimlerini de bu damağımızda bıraktıkları “iyonlaştırıcı”, delici etkiden (Gama ışınları, Gamma ray/radiation) âdeta a priori haberdarmışçasına almışlar. “Wish I Was” ise bir hayıflanmadan ziyade sonu olmayan hayalleri, bitmek bilmeyen “olmak istemeleri” anlatıyor. Yahut şöyle diyelim: Hayallerle diri tutulan heyecanların tınısı pişmanlıklara galip geliyor. Müthiş bir tanımsızlık fakat biz yine de “müthiş bir arena rock dilimi” diyelim.
Şimdi bazı şarkılar açılınca kapanmıyor bende. MFÖ’nün “Sufi”si de öyle benim için. Maalesef zamanında sadece Eurovision derecesine göre değerlendirildiği için (sonradan takdir görse de, bana göre gerek Mazhar Alanson işi göndermeli sözlerine gerekse yine Alanson, Fuat Güner, rahmetli Özkan Uğur düzenlemeli müziğine ve aranjesine rağmen) hep göz ardı edilen bir şaheser. Evet, o dönemlerde “etnik” kodu altında bazı tarzlar popülerleşmeye başlamıştı ama “Sufi”ye “etnik sos” yaftasını asla yapıştıramayız. Bu, teozofik (sözler öylesine kolaj yapılıp yerleştirilmiş değil çünkü) bir synth-pop cezbesi.
“Loopa alalım” bakalım yine, aklımızda İbn Arabî neşesinden mülhem Michel Chodkiewicz kültü kitap Un ocean sans rivage -Gallimard, 1992- (Sahilsiz Bir Umman) ile.
Gorillaz (feat. Black Thought, Johnny Marr, Anoushka Shankar - The Empty Dream Machine)
Sanırım fazla söze gerek yok fakat yine ben, “Gorillaz ya da Damon Albarn kafası” diyeyim. Gorillaz ekibinin, bilhassa Albarn’ın dünya müziklerine, bir laboratuvar olarak da nasıl düşkün olduklarını biliyoruz. Üstelik bunu oryantalist bir bakışla değil, sahiden kapsayıcılıkla ele alıyorlar. (Bunun için Damon Albarn’ın, Brian Eno öncülüğünde organize edilen “Together for Palestine” gecesindeki -17 Eylül 2025 Ovo Arena Wembley- performansına da bakmanızı şiddetle, çok şiddetle öneririm.) “The Empty Dream Machine”, zihnimizde çektiğimiz bol karakterli (main character energy içerir) kliplere ket vurmak isteyenlere (bunlar kendi blokaj sistemlerimiz de olabilir) yönelik bir manifesto aslında ve bu manifestoya The Smiths’in eski ve asıl asisi Johnny Marr ve sitar kraliçesi Anouskha Shankar (Norah Jones’un kız kardeşi olduğunu bilgisini de şuraya bırakayım), Black Thought’un dizeleriyle eşlik ediyorlar. Ayrıca Gorillaz, yoğun talep üzerine iki set üst üste, 14 ve 16 Temmuz 2026’da İstanbul’da.
17 Mayıs 2026 Patti Smith Quartet konserinden evvel! Patti için söylenecek çok şey olduğundan hiçbir şey kalmıyor söylenecek. Şimdilik buraya Prince’ın 1984’lü müthiş klasiği “When Doves Cry”a getirdiği Pattice haykırışını, yani parçanın daha karanlık ve biraz kasvetli (olması gerektiği gibi) tercümesini bırakayım. Patti, can dostları Tony Shanahan ve Seb Rochford ile gelecektir diye umuyorum.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.