Akademiye başkaldıran ressam Ivan Kramskoy’un sanat yolculuğu

Ivan Kramskoy, fırçasını bir itaat aracı değil, vicdanın sesi olarak kullanan bir Rus resim dehasıdır. Akademi’nin kalıplarına başkaldırıp hayatın çıplak gerçekliğini tuvale taşıyan bu cesur sanatçı, döneminin toplumsal uyanışında en kilit figürlerden biriydi. İsa’nın yalnızlığından köylülerin vakar dolu bakışlarına, evlat acısıyla sarsılan bir annenin sessiz çığlığından imparatorun kudretine uzanan bu hikâye, bizi gerçek insan hikâyeleriyle yüzleştiriyor.
İlk yıllar (1837-1863)
Ivan Kramskoy, 27 Mayıs 1837 tarihinde Ostrogojsk’ta, mütevazı bir memur ailesinin en küçük ferdi olarak hayata gözlerini açtı. Çocukluğu, Rus taşrasının kısıtlı imkânları arasında, omuzlarına erkenden binen hayat yüküyle geçti. Henüz on iki yaşındayken babasını kaybetmesi, vaktinden önce büyümesine neden olan dönüm noktasıydı. Ailesi aslında onun da babasının izinden gidip garanti bir memuriyet hayatına geçmesini istiyordu. Oysa Kramskoy’un gönlü çoktan başka bir mecraya kaymıştı; elindeki deftere sokakta gördüğü yüzleri, kimsenin fark etmediği o ince detayları karalıyordu.
Bu merakın asıl kıvılcımı, komşusu olan alaylı ressam Mihail Tulinov’la tanışınca çaktı. Tulinov’dan aldığı suluboya dersleri sayesinde resim, Kramskoy için artık geçici bir heves değil, ciddi bir tutku hâlini almıştı. Bölge okulunda devam ettiği çizim dersleri de bu yeteneği iyice perçinledi. Sanatı öğrenme hayaliyle bir ikon ressamının yanına çırak olarak girdi. Ancak atölyedeki katı disiplin ve körü körüne itaat beklentisi hevesini kursağında bıraktı. Günlerini boya karıştırıp getir götür işleri yaparak harcamak ona göre değildi; çünkü sanat, köhne geleneklerin bir tekrarı olamazdı. 1853 yılında fotoğrafçı Yakov Danilevski’nin yanında işe girmesi ise asıl dönüm noktasıydı. Fotoğraf rötuşlama sayesinde insan yüzündeki ışık oyunlarını ve gölgenin karakterini en ince ayrıntısına kadar gözlemlemeyi burada öğrendi.

1853’te St. Petersburg’a ayak basan Kramskoy, taşranın izlerini ruhunda taşısa da gözünü gerçek hayattan bir an olsun ayırmadı. Şehrin ünlü fotoğraf stüdyolarında rötuşçuluk yaparak geçinirken ustalığı dilden dile dolanmaya başladı. 1857’de İmparatorluk Sanat Akademisi’nin kapısından girdiğinde teknik ustalığıyla herkesi gölgede bırakmıştı. Profesör Aleksey Markov’un atölyesinde parlayan genç sanatçı, gümüş ve altın madalyaları arka arkaya topladı. Fakat bir sorun vardı: Akademi’nin sanatı hayattan koparıp mitolojik masallara hapsetme dayatması ruhunu daraltıyordu. İpler, 1863 yılındaki mezuniyet sınavında koptu. Kendisine dayatılan Feast in Valhalla (Valhalla’da Ziyafet) temasını elinin tersiyle iten Kramskoy; yanına Konstantin Makovski, Aleksey Korzuhin ve Aleksandr Morozov gibi yoldaşlarını da alarak Akademi’yi terk etti. Rus sanat tarihine "On Dörtlerin İsyanı" olarak kazınan bu olay, yerleşik otoriteye karşı sergilenen ilk gerçek başkaldırıydı.
Reklam
Sanatta örgütlenme (1864-1872)
Akademi’den ayrılmak Kramskoy için bir son değil, aslında bir temel atma süreciydi. Diplomasız kalmayı göze alan on dört genç, dağılmak yerine Kramskoy’un etrafında kenetlenip “Sanatçılar Arteli”ni kurdu. Bu, sadece bir atölye değil, aynı evi paylaştıkları, ortak kasaya para koydukları gerçek bir sanat komünüydü. Kramskoy’un dümende olduğu bu yapıda, portrelerden gravürlere kadar her iş el birliğiyle yapılıyor; sanat ilk kez saray koridorlarından çıkıp hayatın tam kalbine, sokağa dokunuyordu.
Bu yıllarda Kramskoy’un sanata bakışı daha da keskinleşti. Akademik ideallerin yerine ahlaki sorumluluğu koyuyordu. Ona göre sanatçının görevi, sarayları süslemekten çok çağını anlamaktı. 1863-1868 arasında Society for the Encouragement of the Arts (Sanatçıları Teşvik Derneği) bünyesindeki çizim okulunda ders vermesi bu anlayışın doğal sonucuydu. Öğretme biçimi mekanik değildi; öğrencilerden körü körüne kural ezberlemelerini değil, düşünmelerini istiyordu.
1870’lere gelindiğinde Artel grubu artık kabına sığmıyordu. Kramskoy ve yoldaşları sanatı St. Petersburg’un dar çemberinden çıkarıp tüm Rusya’ya yaymaya niyetliydi. Bu emellerle Peredvijniki (Gezici Sanat Sergileri Derneği) kuruldu. Grigori Myasoyedov, Aleksey Savrasov ve Vasili Perov gibi dev isimler yanındaydı ama hareketin fikri pusulası kuşkusuz Kramskoy’du. Sanat, saray surlarını aşarak nihayet taşra şehirlerine, halkın ayağına gitmeye hazırdı.

Mermaids, 1871.
Nikolay Gogol’ün Mayıs Gecesi öyküsünden yola çıkarak resimlediği bu sahne, folkloru süsleyici bir masal olarak ele almaz. Ay ışığında su kıyısına oturmuş figürler ne cazibelidir ne de tehditkâr; donuk, neredeyse yorgun bir hâl içindedirler. Kramskoy bu resmi, Geziciler’in ilk sergisi için, halk anlatılarının romantikleştirilmeden de ele alınabileceğini göstermek amacıyla yapar.
Reklam

Christ in the Desert, 1872
İsa, taşlı ve uçsuz bucaksız bir çölün ortasında, şafak sökmeden hemen önce tek başına oturur. Figür hareketsizdir; bedeni ileri doğru kapanmış, elleri dizlerinin üzerinde sıkıca kenetlenmiştir. Çevrede ne mucizeyi çağıran bir işaret ne de ilahi bir ışık vardır. Resim, inancı zaferle değil, insanın kendi iradesiyle baş başa kaldığı bir durak olarak ele alır. Lev Tolstoy, bu samimi ve çıplak anlatımdan öylesine etkilenmiştir ki, onu “gördüğüm en iyi İsa tasviri” diyerek tanımlar.

Portrait of Leon Tolstoy, 1873
Kramskoy’un fırçasında Tolstoy, ulaşılmaz bir anıt figürden ziyade kendi derinliğinde kaybolmuş, ete kemiğe bürünmüş bir insan olarak hayat bulur. Portrait of Leo Tolstoy (Lev Tolstoy Portresi) için Yasnaya Polyana’daki kısıtlı zamanlarda yüz ve eller doğrudan canlı modelden aktarılmış, geri kalan detaylar ise sanatçının zihninde kalanlarla tamamlanmıştır.

Woodsman, 1874.
Kramskoy, sıradan bir orman işçisini tuvale taşırken ne acıma duygusuna sığınır ne de onu bir kahraman gibi yüceltir. Orman İşçisi eserinde figürü tüm doğallığıyla karşımıza çıkarır; burada sözü, doğrudan resmin kendi sessizliği devralır. Toplumsal gerçeklik, yapay dramatik oyunlara veya abartılı vurgulara ihtiyaç duymadan kendini gösterir. Geziciler’in o meşhur “süslemeden anlatma” ilkesi, bu eserde en yalın ve en dürüst karşılığını bulur.
Son yıllar (1873-1887)
1870’lerin başından itibaren Ivan Kramskoy, artık sadece bir ressam değil, Rus sanatının vicdanı ve pusulasıydı. 1870’lerin ortasında Gezici sergileri düzenli hâle gelmiş; Moskova’dan Kiev’e, Harkov’dan Riga’ya kadar geniş bir izleyici kitlesine ulaşmıştı. Sanat ilk kez saraylardan çıkarak geniş bir izleyiciyle buluşuyordu. Kramskoy, sergilerin ruhundan sanatçıların tavrına kadar her detayı ince ince işleyen asıl mimardı. Bu sırada iktidara ve Akademi’ye karşı o meşhur mesafesini hiç bozmadı; önüne serilen profesörlük unvanını bile elinin tersiyle iterek bağımsızlığından ödün vermedi.
1880’ler Kramskoy için verimin zirve yaptığı, ancak bedenin de yavaş yavaş alarm verdiği bir yokuştu. Saray çevresinden gelen portre talepleri ardı ardına dizilirken, bu yoğun tempo ona maddi bir nefes alanı açsa da dinlenmeyi neredeyse imkânsız kıldı. Aynı yıllarda Paris ve Roma’ya yaptığı yolculuklarda Batı’nın sanatını yakından inceleme fırsatı buldu; ne var ki çağdaşlarının aksine bu pırıltılı dünyadan pek etkilenmedi. Buralardaki teknik ustalığa saygı duysa da sanatı düşünsel bir derinlikten yoksun ve ruhsuz buluyordu.
Reklam
1887 baharında, Portrait of Dr. Karl Rauchfus (Dr. Karl Rauchfus Portresi) üzerinde çalışırken aniden fenalaştı ve atölyesinde hayatını kaybetti. Bu sessiz gidiş, aslında çok gürültülü bir miras bıraktı: Rus sanatının damarlarına artık geri dönülemez şekilde işlenen o sarsılmaz vicdan ve toplumcu sorumluluk ruhu.

Portrait of the poet Nikolai Nekrasov, 1877-78
Bu sarsıcı portrede şair Nikolay Nekrasov, o alışıldık mağrur ve toplumsal kimliğiyle değil, ölüme saniyeler sayan bir fani olarak karşımıza çıkar. Bu tablo için Tretyakov’un isteğiyle işe koyulan sanatçı, başta kurgulanan "kahraman savaşçı" imajını elinin tersiyle itmiştir. Onun yerine yastıklara yaslanmış, elinde kâğıt kalemle son nefesini bile yaratıcılığa adayan yorgun bir adamın en çıplak hâlini resmetmiştir.

Portrait of Mina Moiseyev, 1882
Geziciler’in ruhuna ayna tutan 1882 tarihli bu çalışma, sanatçının sıradan bir köylüde bile bulduğu o sarsılmaz derinliği gösterir. Kramskoy, Moiseyev’i zifiri karanlık bir fona hapsederek tüm ışığı o yaşlı ve bilge yüze odaklar. Derin çizgilerle örülü bu çehre, Rus taşrasının sabrını ve hayatın tüm yükünü doğrudan bakışlarında taşır.

Inconsolable Grief, 1884
Kramskoy, altı çocuğundan ikisini yitirmenin acısıyla, 1884’te en küçük oğlu Mark’ın vefatını bu esere aktardı. Eşi Sofia Nikolaevna’nın yasını odağa alan sanatçı; kadının yere yığıldığı farklı taslaklardan sonra bu vakar dolu duruşta karar kıldı. Mendile düğümlenen o sessiz bakışlar ve duvarda asılı duran fırtınalı deniz resmi, kaybın ağırlığını iliklerimize kadar hissettirir.
*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.