Annemarie Schimmel’in iki yürekli serüveni: Doğu’da Batılı, Batı’da Doğulu bir âlime

21. yüzyılın en büyük Şarkiyatçılarından kabul edilen Annemarie Schimmel, Oryantalist olmaya karar verdiğinde 7 yaşındadır. 1922 yılında orta halli Prusyalı Protestan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen bu küçük kız çocuğunun kalbi nasıl ve neden Şark sevdasına düşmüştür? Dahası henüz daha 14 yaşındayken Arapça öğrenmeye başlayan bu munis kız çocuğu nasıl olur da 19’unda doktorasını bitirir ve 23 yaşındayken üniversitede kürsü sahibi olur?
Dehanın ayak sesleri

21. yüzyılın en büyük Şarkiyatçılarından kabul edilen Annemarie Schimmel, Oryantalist olmaya karar verdiğinde 7 yaşındadır. 1922 yılında orta halli Prusyalı Protestan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen bu küçük kız çocuğunun kalbi nasıl ve neden Şark sevdasına düşmüştür? Dahası henüz daha 14 yaşındayken Arapça öğrenmeye başlayan bu munis kız çocuğu nasıl olur da 19’unda doktorasını bitirir ve 23 yaşındayken üniversitede kürsü sahibi olur?
Reklam
İnsan sevdiği kadar anlayabilir

Âdeta bir Şark köşesinde kahve eşliğinde sohbet eder gibi sıcak ve akıcı bir üslupla kaleme aldığı, Yemen’den Endonezya’ya, Orta Asya’dan Bahreyn’e kadar uzanan Doğu seyahatlerini anlattığı hatıratında en uzun kısım Türkiye’de geçirdiği yıllara ayrılmıştır. Türkiye’de ilk durağı eşsiz diye vasfettiği “İstanbul”dur. Bu şehrin müzeleri, camileri ve sokaklarını çok sevse de asıl burada tanıdığı insanların sıcaklık ve samimiyetinden etkilenir. Özellikle dönemin edebiyat çevreleriyle öteden beri sürdürdüğü mektup arkadaşlıklarının yerini artık Maçka kahvesinde yaptıkları edebiyat sohbetleri almıştır.
- Schimmel, memleketinde Müslümanlar hakkında hiçbir menfi değerlendirme yapmaması gerekçe gösterilerek basında naif romantik bir Müslüman dostu olmakla suçlanıyordu. Bu suçlamalara karşı Annemarie Schimmel Aziz Augustin’in, “res tantum cognoscitur quantum diligitur, İnsan bir şeyi ancak sevdiği kadar anlayabilir” cümlesini hatırlatarak bu Şark kültür coğrafyası ve buranın insanlarıyla arasında “kalbî” bir bağ olduğunu vurguluyordu.

Reklam
Gönül vatanı - ruh sürgünü

Konferans ve toplantılarında bulunmuş olanların çok iyi bildikleri gibi Annemarie Schimmel konuşmalarında İkbal’den, Mevlana yahut Hafız’dan şiir okurken ya da seyahatlerinden anekdotlar aktarırken âdeti olduğu üzere gözlerini kapatır, bir kız çocuğunun saflığı ve büyük bir âlimenin derinliğinin sindiği yumuşak sesiyle âdeta dinleyenleri gezdiği mekânlara götürür, sohbet ettiği kişilerin yanına oturtur. Bu hatıratta da âdeta bu irfan ve rikkat ehli Şarkiyatçı, okuyucunun elinden tutarak onu gezdiği mekânlarda dolaştırır, yaşadığı evde ağırlar, dostlarıyla sohbetlerine dâhil eder.
Schimmel hatıratında şahsi meselelerinden bahsetmez. Zira ona göre her beşerin hayatında müşahede edilebilir cinsten olan mahsus bu ayrıntılar kimseyi alakadar edecek şeyler değildir. Öyle ki Türk bir mühendisle kısa süreli olarak yaptığı evliliği hakkında tek satır dahi yazmaz.
Kitapta yalnızca kendi gözlem ve tecrübelerine yer vermez Schimmel. Yer yer dönemin diğer Tilman Nagel, Friedrich Heiler gibi büyük şarkiyatçıları ve onların Doğu’yla ilişkileri hakkında anekdotlar anlattığı gibi ve seyahat ettiği ülkelerin halkının ve yerli entelijensiyasının kendi kültürleri ile olan ilişkilerine de ayna tutar.
Kendisine yöneltilen “İslam nedir?” sorusuna umumiyetle Konya’da tanıdığı irfan ehli bir marangoz olan İsmail’in hikâyesi ile cevap verir:
“Kardeşim İsmail”
Schimmel, İsmail’i Konya’da Mevlana’yı anma etkinlikleri için geldiği dönemde tanımıştır. Misafirperverliği, samimiyeti ve ihlasıyla ve onu derinden etkileyen bu marangoz ustası hem Annemarie Schimmel’i hem de onun başka Alman dostlarını sık sık evinde ağırlamaya başlar. Almanlarla kurduğu bu münasebet ve dostluk neticesinde içinde Almanya’ya gitme iştiyakı uyanan İsmail de bu yeni yabancı dostlarının memleketini merak ediyor, orada marangozluğun yeni modern tekniklerini öğreneceği günlerin hayalini kuruyordu.
Reklam
- Schimmel, bu derviş dostunun Batı’ya gitmesine oraya intibak sağlayamayacağı endişesiyle sıcak bakmasa da onun gönlünü kırmamak için gerekli tüm işlemleri yaptırır. Ancak İsmail Almanya’ya gittikten kısa bir süre sonra birden rahatsızlanır ve Berlin’de vefat eder. Ecnebi dostlarınca sonsuza dek misafir edileceği Müslüman mezarlığına defnedilir. Henüz 42 yaşında olan bu üç çocuklu aile babasının annesine bu talihsiz haberi vermek Schimmel’e düşer. Evin Cemile bacısı bu durumdan çok müteessir bir hâlde anneyi aradığında şu teselli sözlerini duyacaktır: “Üzülme. Alman toprağı onu çekti. Hep oraya gitmek isterdi. Şimdi o sizin sonsuza dek misafiriniz oldu.” Acılı annenin bu metanet ve teslimiyet dolu tavrı Alman Şarkiyatçıyı derinden etkiler. “İşte,” der, “Benim için İslam budur: Allah’a duyulan tastamam bir güven ve içten bir teslimiyet.”
Hayat uzun bir uyku, Tanrı’ya doğru bir sefer. Ölüm bir varış, bir uyanış. Sonrası ise Tanrı’yı sonsuz temaşa hâli. Ölüm, Schimmel’in nazarında sonsuza dek sürecek bir karşılaşma anına uyanıştır âdeta. Ömrü boyunca Allah’la hep derin bir ünsiyet kurmuş olan Schimmel, Tanrı’yla o karşılaşma anında sonsuz bir aşk içinde kaybolmayı, eriyip gitmeyi ümit etmektedir. Öldüğümüzde kiminle göz göze geleceğiz? Ruhumuza ilk bakanla. Peki ya sonra? Sonra, hiç durmadan hiç durmadan bakanla.
https://image.piri.net/resim/imagecrop/2020/07/16/10/38/resized_94d8b-87d51f5d51fikuyzczl.jpg- Annemarie Schimmel’in yaşamına bir derkenar olarak düştüğü bu güzide hatıratın yakın bir zamanda Enis Ömer Akbulut’un satır aralarında Annemarie Schimmel’in nefesinin hissedildiği itinalı üslubuyla Türk okuruyla buluşacağının müjdesini bu vesile ile buradan duyurmaktan mutluluk duyuyorum.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.