Fuat Sezgin’in ilme adanmış ömrü ve İslam bilim tarihine katkıları

1924 yılında Bitlis’te doğan Fuat Sezgin, zamanın gözde mesleği mühendislik okumak için İstanbul’a doğru çıktığı yolculuğun sonunda kendini Alman bir şarkiyatçının önünde bulur.

Bu şarkiyatçı, Hamburg Üniversitesi’ndeki görevinden uzaklaştırıldıktan sonra Türkiye’ye gelerek, İstanbul’da bulunan Osmanlı el yazmaları arşivlerini tetkik eden, Almanya’da Orientalistik ve Türkoloji, Türkiye’de ise Arabistik bölümlerinin gelişimine büyük katkı sağlayan Orientalist Helmut Ritter’dir.

Nitekim Sezgin, bu sözün hakkını vererek 6 ay boyunca evine kapanır ve zaruri konuşmalar hariç tüm gün Taberi tefsiriyle meşgul olur. Bu sürenin sonunda hiç bilmeden başladığı Arapçayı, tefsirin 30. cildine geldiğinde âdeta su gibi okuyup anlar hâle gelir.
Reklam
27 Mayıs darbesinde üniversiteden uzaklaştırılan 147’likler arasına dâhil edilen Sezgin günlük bir mecmuada bu haberi okuyunca, üniversitedeki çalışma odasına gitmek yerine Süleymaniye Kütüphanesi’ne yönelir. Burada 4 ayrı üniversiteye akademik çalışmalar yapmak için mektuplar kaleme alan Sezgin’e, Frankfurt Üniversitesi 1961 yılında cevap vererek misafir hoca olarak kabul edildiğini bildirir.
İstanbul’dan ayrılmadan önceki gün, yüzü Üsküdar’a dönük bir şekilde, Galata köprüsünden etrafı temaşa ederken, memleketin durumunu ve çok sevdiği vatanından ayrılmak zorunda kalışını tefekkür eden hoca, gözlerinde ve gönlünde silinmezcesine nakşolan bu manzarayla birlikte vatanıyla vedalaşır.
- “Almanya’ya gitmekle milletimi unutmadım. Kalbim hep bu millet için çarptı” diyen Sezgin, bu coğrafi ayrılığın yalnızca mekânsal bir uzaklaşma olduğunu, gerçekte ise Şark coğrafyasıyla arasındaki gönül bağını koparmadığını “İstanbul’dan uzaklaşmak istemiyordum, Erzurum’dan, Şam’dan ve Mısır’dan uzaklaşmak istemiyordum” sözleriyle ifade eder. Nitekim Sezgin, gurbette Şark’ı, kendine içinde sürekli yaşayacağı ilmî bir muhit olarak seçecek ve 60 ülke gezerek 300 bin yazma eseri yerinde inceleyecektir.
Enstitüye geldiğimde dolabımdan ufak bir peynir parçası veya bir yağsız reçel çıkarır, onunla öğle yemeğini hallederim. Yani 10 dakikayı geçmiyor benim öğle yemeğim. İkincisi ise ‘sabrun cemil...’ Tatlı sabır... Bunu hatırlarım daima. Ardından Allah korkusunu. Yani Allah’ın bütün hareketlerimizi kontrol ettiğinin şuurunu… Bir de, masa başında oturmanızı ve okumanızı tavsiye ediyorum. Ancak masa başında otururken de aklınız Oxford Caddesi’nde, Champs-Elysées ve yahut da Kahire’nin Süleyman Paşa Caddesi’nde dolaşmakta olmasın! Aklınızla, bedeninizle masanın başında oturup okumanızı tavsiye ediyorum”.
Reklam

Müslüman âlimlerin ilim dünyasına katkılarının ve buna dair yazma eserlerin incelendiği ve bir İslam bilim tarihi külliyatı niteliğindeki Arap Yazımının Tarihi (Geschichte des Arabischen Schrifttums) eseri ile 1978 yılında Suudi Arabistan Kralı Faysal’dan “İslam ilimlerine dair en mükemmel eser” ödülünü almıştır. Sezgin’in Arap dünyası üzerindeki bu etkisi Alman makamlarının dikkatini çeker. Kendisine Alman vatandaşlığına geçmesi yönünde yapılan ısrarlara karşı hocanın cevabı mânidardır. Zira ilmî çalışmalarını tüm insanlığa hediye etse de ilim âlemindeki adını ve itibarını kendi milletine hasrettiğini şu sözlerle ilan etmiştir: “Ben Almanlara bir şey katamam ancak ben bu dünyayı terk ettikten sonra, belki milletimin benim ismime ihtiyacı olur. Türk kalayım.” Ve hoca Türk kalmıştır.
MÜSLÜMAN ÂLİMLERİN HAKKINI TESLİM: GESCHİCHTE DES ARABİSCHEN SCHRİFTTUMS
https://image.piri.net/resim/imagecrop/2020/06/24/01/58/resized_e9273-6f9ad5d7brockelmanncarl1_m.jpg

Fuat Sezgin, Türk devletinin himayesinde bilimler tarihinin Türkiye’de ihyasına katkıda bulunmak amacıyla, 2008 yılında Gülhane Parkı içerisinde bulunan İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi’nin kurulmasına da öncülük etmiştir.
Hocanın koyulduğu bu ilmî gayretlerdeki esas muharrik, ilim tarihinde pay sahibi her bir medeniyetin ve her bir âlimin hakkını teslim etmek şeklindeki ahlaki tutumudur. Projesi olan bir akademisyen değil, dert sahibi bir âlim olan hoca, araştırmaları esnasında Batı’nın kasıtlı veya değil, İslam medeniyetinin bilim tarihine katkısını görmezden geldiğini fark etmiş ve tüm ömrünü bu hakkın teslim edilmesine vakfetmiştir.
Reklam
FRANKFURT’TA NELER OLUYOR?
Fuat Sezgin’in Frankfurt Enstitüsü’nde himaye ettiği binlerce değerli yazma eseri ihtiva eden şahsi kütüphanesini, İstanbul’daki müzeyi güçlendirmek ve bilim tarihi alanındaki çalışmalara ivme kazandırmak amacıyla Türkiye’ye taşıma teşebbüsü, Mayıs ayında Frankfurt havaalanında polislerce engellendi. Hâlbuki kütüphanenin bir bölümü daha evvel sorunsuz bir şekilde Türkiye’ye taşınmıştı. Bu olay üzerine yapılan incelemelerde, üniversite tarafından polise, Sezgin hakkında kitap kaçakçılığı ve kültür miras yasasına muhalefet etmekten suç duyurusunda bulunulduğu anlaşıldı. Üniversite, taşınması planlanan bu 350 koli kitabın kendisine ait olduğunu iddia ediyordu.
93 yaşında alanında isim sahibi bir profesörü kaçakçılık gibi adi bir suç iddiasıyla itham eden üniversite, Bilim Bakanlığı’nı yanına almak için olaya siyasi bir renk vererek Sezgin’in, “Amerika’yı Müslümanlar keşfetti” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın akıl hocası ve İstanbul’daki müzenin de cumhurbaşkanının prestij projesi olduğu iddiasıyla iki ülke arasındaki siyasi kriz durumundan yaralanmak istediğini belli etmiş oldu. Bilim Bakanlığı’nın, soruşturma sürecinde üniversiteyle birlikte hareket etmesi, üniversitenin amacına ulaştığını ortaya koyuyor. Kurumun, bilim tarihi alanında hem maddi ve manevi hem de ilmî değeri olan bu kitapların ve bilim tarihi araştırmalarının Türkiye’ye kaymasından rahatsız olduğu görülüyor. Savcılığın gümrükte el koyduğu 350 koli kitap, mülki statüsü açıklığa kavuşmadığı için, savcılık tarafından bir depoda hâlâ bekletiliyor. Hocanın mühürlü tutulan çalışma odasında bulunan kitapların akıbeti de aynı şekilde belirsizliğini koruyor.
Savcılık, üniversitenin iddiaları üzerine yaptığı soruşturmayı, her iki suçlama için de delil bulamadığı için sonlandırdı. Zira titiz bir arşivci olan Sezgin, dedikodulara dayanarak suç iddiasında bulunan Frankfurt Üniversitesi’ne her kuruş harcamasını kayıt altında tuttuğu belgelerle cevap verdi. Çünkü hoca vakıf parasıyla aldığı kitapları sarı, kendi parasıyla aldığı kitapları ise beyaz bantla tasnif ederek yaşanabilecek kargaşanın önüne geçmişti.
Fuat Sezgin hukuk tarafından aklansa da üniversite kitaplara el koyma çabasından vazgeçmiş değil. Sadece savcılık tarafından el konulan kitaplar değil, daha önce Türkiye’ye getirilen 20 bin kitap noktasında da menfi tutuma sahip bir avukatın, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce enstitüye kayyum olarak atanmasıyla işler daha da karışık bir hâl aldı.
- Alman genel kamuoyunda meselenin kapandığı algısı yerleştirilmeye çalışılsa da, aslında savcılık tarafından el konulan kitapların akıbeti hukuki olarak bir çözüme kavuşmuş değil. Bu noktada hocanın mücadelesinin daha yeni başladığını söylemek mümkün görünüyor. Çünkü atanan kayyum, hocanın enstitüye girmesini dahi engellemeye devam ediyor. Bu azimli şarkiyatçının hâlâ üzerinde çalıştığı eserinin 18. cildi, mühürlü bulunan ve girişi yasaklanan odasında bulunuyor. Pazar günleri dâhil her gün azimle çalışan 93 yaşındaki bir âlimin, 3-4 aydır çalışmasına ulaşamamasının ne denli büyük bir kayıp olduğu izahtan varestedir. Kendisine yapılan bunca haksızlığa rağmen Sezgin’in bir jest ve iyi niyet ifadesi olarak Türkiye’ye getirilen kitapların dijital bir kopyasını enstitüye vermeyi teklif ettiği de biliniyor.
Fuat Sezgin bütün ömrünü vakfettiği İslam bilim tarihi alanında verdiği değerli eserlerin yanı sıra, bu alanda öğrenci yetiştirmek amacıyla bağımsız bir statüsü bulunan enstitüsünün farklı fakültelere bağlanmasını teklif etmiş, ancak kendisine ideolojik suçlamalar yapılarak bu talebi reddedilmiştir. Ünlü şarkiyatçı öğrenci yetiştirme imkânının elinden alınması ve kendisine yönelik çemberin giderek daraltılması nedeniyle, bilimler tarihi alanında yaptığı çalışmaların Almanya’da artık geleceğinin olmadığını görmüş ve çalışmalarına devam edebilmek için Türkiye’ye dönme kararı almıştır. Türkiye’de ilim taliplilerinin bu ilme adanmış ömürden ve onun kütüphanesinden payına düşeni almak üzere bu alanda yapacakları çalışmalar, kuşkusuz hocanın tüm bu zorlu ilim mücadelesinin de boşa gitmediğini gösterecektir.
İLİMLE TAKAS EDİLEN ÖMÜR
Reklam
Bu samimiyet ve azim ile bir iki evrak, kitap ve libas dolu iki bavulla gittiği Almanya’dan onlarca telif eser ve binlerce kitapla geri dönmüştür. Bu minvalde gidenlerin ne için ve neyle gittikleri ve kalanların hangi saiklerle ve neyle bu ülkede kaldıklarını da sorgulamalarını diliyoruz.
Belki akademisyenlerin çalışkan öğrencisi olabilir ama âlimlerin muhakkak sadık talebeleri olur. Fuat Hoca da gelecekteki azimli ve sadık talebe adaylarına, bu titiz çalışmaları ve azmiyle âdeta şu çağrıyı yapmaktadır: “İşte bu eserler, Batı’nın haksız kibri ve Şark’ın lüzumsuz aşağılık duygularını yalanlayan gerçek hakiki tezlerimin canlı birer şahididirler. Bunların müdafaasına kendinizi hazırlayınız.”
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.