Tomás Nevinson’da vicdan, kimlik ve casusluk

Roman, yıllar boyunca İngiliz gizli servisi için çalışmış olan Tomás Nevinson’ın, casusluğu bırakıp sakin bir hayata geçmeye çalıştığı bir dönemde yeniden göreve çağrılmasıyla başlar. Bu son görevde Tomás’tan, geçmişte ETA bağlantılı terör eylemlerine karışmış olabilecek üç kadından hangisinin suçlu olduğunu tespit etmesi istenir. Ancak elinde kesin kanıt yoktur; yalnızca sezgilerine, gözlemlerine ve insan doğasını okuma becerisine güvenecektir.
Tomás, sahte bir kimlikle küçük bir İspanyol şehrine yerleşir ve bu üç kadını yakından tanımaya çalışır. Roman ilerledikçe mesele yalnızca “suçluyu bulmak” olmaktan çıkar; Tomás için asıl sorun, kanıt olmadan bir insanın ölümüne karar verme hakkını kendinde görüp göremeyeceğidir. Böylece Tomás’ın bu görevi kendisi için ağır bir ahlaki yük haline gelir.
Tomás Nevinson, klasik casus romanlarındaki etkin ve kararlı figürlerden farklı olarak, tereddüt eden, vicdanıyla sürekli çatışan bir karakterdir. Sahte kimliği altında gözlemlediği insanların gündelik sıradanlığı, onun görevini daha da ağırlaştırır. Tomás’ın iç dünyası, roman boyunca iç monologlar ve düşünsel çözümlemelerle açılır; Marias bu karakteri, eylemden çok düşünce üzerinden inşa eder. Marias bunu neredeyse bütün romanlarında yapıyor. Yani konudan ziyade karakterin hayata dünyaya insanlara bakışını oldukça uzun ve zaman zaman da tekrar eden cümlelerle çok çok iyi bir şekilde veriyor. Ancak bu roman için diğerlerine göre biraz daha konuya odaklı diyebilirim.
Tomás, bir yandan gözlemlediği kadınların gündelik hayatlarına, insani zaaflarına ve sıradanlıklarına tanık olurken, diğer yandan verdiği kararın geri dönüşsüz sonuçlarıyla yüzleşir. Roman, kesin bir adalet duygusundan çok, kararsızlık, pişmanlık ve suskunluk duygusuyla ilerler.
Bu noktada Marias, şiddeti dramatize etmekten özellikle kaçınır. Şiddet, romanda bir anlık patlama değil; uzun süre taşınan bir vicdan yükü olarak temsil edilir. Tomás’ın asıl trajedisi, neyi yapacağı değil, yaptıktan sonra bununla nasıl yaşayacağıdır. Roman, eylemin ahlaki sonuçlarını ön plana çıkararak, devlet adına işlenen gizli suçların birey üzerindeki yıkıcı etkisini gözler önüne serer.
Romanın temel temasından bahsedecek olursak, kanıtların yetersiz olduğu bir durumda, yalnızca sezgilerine dayanarak bir insanın yaşamı hakkında karar verme zorunluluğu diyebiliriz. Tomás Nevinson’ın hüküm vermesi oldukça zordur. Roman ayrıca kimliğin parçalanması, geçmiş suçların zamana rağmen silinmemesi ve şiddetin sıradan hayatlara sızması temalarını da işliyor. Ayrıca Tomás Nevinson karakteri, birden fazla kimliğe sahip olmanın getirdiği ahlaki bölünmeyi de temsil eder. Casusluk faaliyeti, onun için geçici bir görev değil, geri dönülmez bir varoluş biçimi haline gelir. Sahte kimlikler, yalnızca dış dünyaya karşı değil, kişinin kendisine karşı da kurduğu bir mesafeyi simgeler. Tomás, ne tamamen eski hayatına dönebilir ne de yeni kimliğini benimseyebilir; bu arada kalmışlık, romanın temel dramatik gerilimini oluşturur.
Tomás Nevinson’ı anlatırken Berta Isla’dan bahsetmemek mümkün değil bence. Çünkü bu kitapta da, Berta Isla’da da ortak yaşam söz konusu.
Bana göre Berta Isla ve Tomás Nevinson, aynı hikâyeyi iki farklı bilinçten anlatan tamamlayıcı romanlar. Aynı hikâyeden kasıt bu iki karakterin hikâyesi. Berta Isla, belirsizliğin bekleyen, bilmeyen ve susmak zorunda kalan tarafını temsil ediyor. Tomás Nevinson bu belirsizliğin eyleyen, karar veren ve vicdan yükünü taşıyan yüzünü ortaya koyuyor. Berta kocasının ne yaptığını net olarak bilmiyor, kocası da gizli görev olduğu için anlatamıyor. Birlikte yaşanabilecek gündelik mutluluklar, sıradan sohbetler, paylaşılan zaman, bu hikâyenin içinde hep yarım kalmışlık duygusu ile var oluyor.
Berta’nın trajedisi, yaşanabilecekken yaşanamayan gündelik mutluluklarken; Tomás’ın trajedisi, bu mutluluğun neden imkânsız hale geldiğini bilen kişi olmasıdır. Eğer bir okuma yapılacaksa önce Berta Isla sonra Tomás Nevinson okunmalı ve böylece yaşanan hikâyenin sadece casusluk hikâyesi değil, bu hikâyenin kişilerin yaşamını nasıl etkilediği, duygusal ve ahlaki bir yıkıma nasıl sürüklediği daha net anlaşılır.
Bu iki kitap bittikten sonra şöyle bir söz yazmıştım onunla bitireyim.
Onların hikâyesi, ellerinden kayıp giden, yarım kalmış bir masalın gölgesinde saklı güzel günlerin hikâyesiydi.
Bu yazının başlığı, yazardan bağımsız olarak editoryal şekilde hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.