Alicante'nin tarihi ve Guadalest köyü keşfedildi
12:00, 13/07/2026, Pazartesi

Alicante’ye vardık, daha ilk saniyede Benacantil’in tepesine çakılmış Santa Bárbara Kalesi gözümüze lak diye oturdu.
Merhabalar ben Ali Oturaklı. Şu hayatta en çok sevdiğim iki şeyden biri çocukluk arkadaşlarımla “Turist Ömer” filmleri izlemek. Turist Ömer Uzay Yolunda filmini dört arkadaşımla en son izlediğimde bir roman yazdım. Roman bitince hep beraber Turist Ömer Boğa Güreşçisi filmini izledik ve bu bölümü yazmaya karar verdik. Şu hayatta en sevdiğim ikinci şey ise dünyanın her yerinde “yerellik” kavramının var olması. Şimdi biz dört arkadaş buradayız: Sinyor Rodrigez, Panço, Esteban Da Vinçi ve bendeniz El Cordobeslerin İkincisi. Sizlerle İspanya’nın köylerini bu dört arkadaşın gözünden sunacağız ve beşinci durağımız Alicante.
Alicante’ye vardık, daha ilk saniyede Benacantil’in tepesine çakılmış Santa Bárbara Kalesi gözümüze lak diye oturdu. Öyle duruyordu ki, sanki şehir onun etrafına kurulmuş, o da tepeden her yeri süzüyordu. Kalenin dibindeki taşlar, sele zeytini gibi tir tir gözlerimizi içine bakıyordu. Meğer bir zamanlar burada nöbet tutanlar olmuş ve korsan korkusu da taşların içine boğulmuş.

Sizlerle İspanya’nın köylerini bu dört arkadaşın gözünden sunacağız ve beşinci durağımız Alicante.
Derken kafama pisledi küçük bir kerkenez. Şimdi bu taşların üstünde fotoğraf arıyor Sinyor Rodrigez. Fotoğraf çekindikten sonra bir kalabalığın içine karıştık yine ilk yokuşta dağıldı herkes. Surlara yaklaştıkça şehir aşağıda küçüldü. Taş sokaklar birbirine dolaşmış ip gibi büyülüydü. Yüzümdeki kerkenez sinirini rüzgâr silip süpürdü. Bir an “Burada kaybolsak kim bulur bizi?” dedi Panço, cebinden çıkarırken 200 gram kuru üzümü.
Asegurada Çağdaş Sanat Müzesi’ne girmek için bekledik kuru üzümlerin bitmesini. Sinyor Rodrigez, kimi heykele “Sini!” dedi kimi heykele “Testi!”. Esteban Da Vinçi, yüksek tavanlı koridorlardan yavaş yavaş aşağı indi. Tüm bunlar olurken Panço, ıslak mendille sırtımı sildi.

Asegurada Çağdaş Sanat Müzesi’nden çıkınca yürüdük San Nicolás Katedrali’ne. Kubbe, tepede gibi duruyordu sanki ağır bir gölge.
Asegurada Çağdaş Sanat Müzesi’nden çıkınca yürüdük San Nicolás Katedrali’ne. Kubbe, tepede gibi duruyordu sanki ağır bir gölge. Başını kaldırınca boynun tutuluyor, içeri girince sesler kısılıyor, tam geçmedi galiba kerkeneze duyduğum öfke. Kısa bir mola verdik akabinde. Panço, plan yaptı bir köşede. Rodrigez, sırt üstü uzandı yolun orta yerinde. Estaban, sayıklamaya başladı “Yemek de yemek…” diye. Birer, Hércules forması aldık; Türkiye’de ikinci el, güzel fiyata okuturuz elbette.
Kiralık aracımıza bindik, virajlara girdik. Dağların arasından bilinmez bir pastoral avantüre geçtik. Hedef Guadalest, yanına attık çentik. Yol kıvrıla kıvrıla gidiyordu her virajla aşağıda bir boşluk açılırken, biz de uyuyan Sinyor Rodrigez yerine birer fotoğraf çektik. Güzel bir koku belirdi aniden, bu aromayı amber belledik. Ve evet, yeni köyümüze geldik.

“Deniz ürünlü pirinç işi ve Nora biberi.”
Beyaz badanalı evler, taş duvarlar, dar sokaklar, kapı önlerinde patlamış sardunyalar… İnsanın omzu düşüyor. Gürültü susuyor. Herkes birbirine daha içten bakıyor. Sinyor Rodrigez, bir avludan Akdeniz’e takılıp kalıyor. İspanyol bir mavi, aşağıda uçsuz bucaksız duruyor. Amberin formülü; dağdan gelen kekik aroması, deniz kokusuna karışıyor. Rüzgâr vurdukça insanın içindeki ağırlık hafifliyor.
İkindi geçti, karnımız konuşmaya başladı. Köyün lokantasına girdik, burası da taş duvarlı. Bir masaya tünedik, karnımızın türküleri daha da ağıtlı. Elinde iki kalamar çıktı geldi usta, bu yaşlı adam sanırsın Daniel Güiza’nın amcası.
“Arroz a la banda!” dedi, “Deniz ürünlü pirinç işi ve Nora biberi.” Bu Nora biberi davası kurutulmuş kırmızı biber mahiyetindeydi. “Geniş yayvan tava şart ve ille de safran.” dedi, “Pirinci altın gibi yapan baharat ve Alioli. Alioli; sarımsaklı yoğun sos, Alioli, Alioli… Bu malzemelerin kavgası olmaz, aynı tavada barışırlar, iyi mi?”
Zeytinyağı kokusu ta masaya geldi. Pirinç helmelendi. Ağza yayıldı adeta denizin lezzeti. Estaban, yumdu gözlerini. Panço’nun sesi kesildi. Rodrigez, bu ziyafete delirdi. Tam kalkacağız derken köyün yaşlısı belirdi. Rüzgâr ince ince esti. Adam boğazını temizledi ve manisini dizdi:
Santa Bárbara’nın yelinde mal, gölgesinin serinliğine dal
Guadalest’in dar yolunda sardunya kokusu al ve stresi sal
Arroz yerken safranı damağına çal, Alioli zaten dillerde bal
Alicante Dağı kirazının kilosu sana 2 euro, kaçırma bu fırsatı al!
Varol âşık ve ole.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.