Cevri Kalfa Sıbyan Mektebi üzerinden silinen tarihî hafıza

19. yüzyıl, Osmanlı İmparatorluğu açısından sadece askerî ve idarî reformların değil aynı zamanda siyasî kırılmaların ve saray içi güç dengelerinin yeniden şekillendiği bir dönemdir. Bu yüzyılın başlarında yaşanan Kabakçı Mustafa İsyanı (1807), III. Selim’in ıslahat girişimlerine son vermiş ve Osmanlı modernleşme sürecinde ciddi bir kesintiye neden olmuştur. III. Selim’in tahttan indirilerek yerine IV. Mustafa’nın geçirilmesiyle birlikte, Nizam-ı Cedid hareketi durdurulmuş, reform yanlısı birçok devlet adamı ise ya görevden uzaklaştırılmış ya da can güvenliği gerekçesiyle Alemdar Mustafa Paşa’ya sığınmak zorunda kalmıştır.
Alemdar Mustafa Paşa’nın girişimiyle III. Selim’in yeniden tahta çıkarılması planlanmış; bu planın gerçekleşmesi için IV. Mustafa ve çevresinin gözünde sadakat kazanılması hedeflenmiştir. Ancak IV. Mustafa, tahtının tehlikede olduğunu fark ettiğinde, III. Selim’in öldürülmesini emretmiştir. Bu kritik süreçte, sarayda yaşanan çatışma ve müdahalelerin önemli tanıklarından biri olan Cevri Kalfa’nın tutumu, yalnızca dönemin siyasi olaylarını değil, aynı zamanda saray kadınlarının belirli koşullarda nasıl siyasi bir özneye dönüşebildiklerini de göstermektedir.
Reklam
Ancak kısa bir süre sonra harekete geçen Alemdar Mustafa Paşa, III. Selim’i tahttan indiren ulema ve yeniçeri zorbalarını cezalandırmaya başlamış, ardından Babıali’yi ele geçirerek dönemin sadrazamından mühürleri zorla almıştır. Bu güç gösterisiyle birlikte, Şeyhülislam Arapzade Arif Efendi aracılığıyla Sultan IV. Mustafa’ya bir mesaj gönderilmiş; tahttan feragat etmesi ve hal edilen III. Selim’in yeniden tahta geçirilmesi talep edilmiştir.
Bu gelişme üzerine, yerine III. Selim’in geçirileceğini öğrenen Sultan IV. Mustafa, Topkapı Sarayı’nın kapılarını kapattırarak siyasi bir karşı hamlede bulunmuş; amcası III. Selim ve kardeşi Şehzade Mahmud’un öldürülmesini emretmiştir. Durumu fark eden Alemdar Mustafa Paşa, saray kapılarını zorlayarak içeri girmiş ve saray çatılarından geçerek Topkapı Sarayı’na girdiğinde, III. Selim’in katledildiği ve cesedinin Arz Odası önüne bırakıldığı manzarayla karşılaşmıştır.
Bu sırada, cellatlar tarafından öldürülmek istenen Şehzade Mahmud ise saray içinde kaçmaya çalışırken, Cevri Kalfa tarafından kurtarılmıştır. Cellatların peşinden geldiğini gören Cevri Kalfa, merdivenleri tırmanan cellatların gözlerine çıplak elleriyle aldığı mangal külünü serperek onların ilerlemesini engellemiş, bu sayede Şehzade Mahmud’un saklanmasına ve hayatta kalmasına olanak sağlamıştır. Bu olay, Cevri Kalfa’nın yalnızca bir saray mensubu değil, aynı zamanda hayati bir siyasi dönüşümün perde arkasındaki etkili aktörlerinden biri olduğunu göstermektedir.
Sultan II. Mahmud, kendisine tahta çıkış sürecinde hayatını kurtaran Cevri Kalfa’ya duyduğu minnettarlığı göstermek amacıyla, İstanbul’un önemli merkezlerinden biri olan Divanyolu üzerinde Cevri Kalfa Sıbyan Mektebi’nin inşasını gerçekleştirmiştir. Söz konusu yapı, dönemin mimari eğilimleri doğrultusunda Ampir (Empire) üslubunun izlerini taşımakta ve İstanbul’daki sıbyan mektepleri arasında en büyük ölçekli örneklerden biri olarak öne çıkmaktadır.
Reklam
Başlangıçta bir sıbyan mektebi olarak inşa edilen yapı, zamanla çeşitli toplumsal ve kurumsal ihtiyaçlara göre farklı işlevler üstlenmiştir. 1858 yılında, kız çocuklarının eğitimi amacıyla kız sanat mektebi ve ardından kız rüşdiyesi olarak hizmet vermeye başlamıştır. Cumhuriyet’in ilanının ardından, 1929-1930 yıllarında yapı, Devlet Basımevi’ne bağlı bir matbaacılık okulu olarak eğitim faaliyetlerine devam etmiştir. 1932’deki Adliye Sarayı yangını sonrasında bazı mahkeme birimleri geçici olarak bu yapıya taşınmış, müteakip yıllarda ise Başbakanlık Arşiv Dairesi tarafından depo olarak kullanılmıştır. Yapı, 1945-1946 eğitim-öğretim yıllarında ilkokula dönüştürülmüş ve 1955-1956 yıllarında “Cevri Kalfa Okulu” adıyla tekrar eğitim kurumu kimliğine kavuşmuştur. 1980’li yıllarda bir süre atıl kalan mektep binası, 1985 yılında Türk Edebiyatı Vakfı’na devredilmiştir. Günümüzde yapının üst katı vakıf tarafından idare edilmekte, alt katındaki bölümler ise turistik amaçlarla çeşitli hediyelik eşya mağazalarına tahsis edilmiştir.
Geçmişin mimari belleğini, plan şeması, malzeme kullanımı ve üslup özellikleriyle günümüze taşıyan Cevri Kalfa Sıbyan Mektebi, yalnızca bir eğitim yapısı olarak değil, aynı zamanda erken Cumhuriyet döneminin hafıza politikalarına dair izler taşıyan önemli bir örnektir. Bu yapının dikkat çeken özelliklerinden biri, 28 Mayıs 1927 tarihli ve 1057 sayılı “Türkiye Cumhuriyeti Dahilinde Bulunan Bilcümle Mebânî-i Resmiyye ve Milliyye Üzerindeki Tuğra ve Methiyelerin Kaldırılması Hakkında Kanun” kapsamında, üzerinde yer alan kitabenin bir bölümünün sökülmüş olmasıdır.
Söz konusu yasa ile Osmanlı dönemine ait tuğra, methiye ve benzeri unsurların kamu yapılarından kaldırılması hedeflenmiş; bu bağlamda, Cevri Kalfa Sıbyan Mektebi'nin kitabesi de tahribata uğramıştır. Bu müdahalenin bir eğitimci tarafından başlatılmış olması, tarihsel hafızanın silinmesine yönelik girişimlerin nasıl farklı toplumsal aktörler aracılığıyla gerçekleştiğini göstermesi açısından oldukça dikkat çekicidir.

Bazı kaynaklarda, bu müdahalenin bizzat Halil Ethem tarafından değil, onun yerine ünlü hattat ve sanatkâr Necmeddin Okyay tarafından gerçekleştirildiği de ileri sürülmektedir. Her iki rivayet de kitabenin yalnızca fiziksel bir unsur değil, aynı zamanda simgesel bir tarihî hafıza nesnesi olduğunu ve bu hafızanın Cumhuriyet’in ilk yıllarında nasıl bir dönüşüme uğradığını göstermesi açısından önem taşımaktadır.
Reklam
*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.