Kahire’nin Ölüler Şehri’nde hayat sürüyor

Kahire’nin “Ölüler Şehri” olarak bilinen El-Qarafa bölgesinde, yüzyıllardır mezarların arasında süren bir yaşam var. Türbeler, dar sokaklar ve sessiz taş yapılar arasında büyüyen insanlar; ölüm, hafıza ve gündelik hayatı aynı mekânda yaşamaya devam ediyor.
Ekim ayının son günleri… Akşam güneşi, altın sarısı tepelerin ardına çekilirken sarı tozlar, harabeyi andıran dar ve sıkışık yaşam alanlarının arasına doluyor. Uzaktan gelen korna sesleri ve akşam ezanı, tozun içinde birbirine karışıyor. Kahire sokaklarında araçla ilerlerken kulağıma bir fısıltı çalınıyor: Mezarlıkta yaşayan insanların olduğu yer; “Ölüler Şehri” yani El-Qarafa.
Aracın yönünü o tarafa çeviriyorum. Kahire’nin merkezine oldukça yakın olan bu mezarlıkta kilometrelerce uzanan duvarların ardındaki gerçek yaşam; çoğu insanın hiç görmeden geçip gittiği bir yer. Aynı topraklarda, ama bambaşka bir dünyada yaşayan insanların mistik coğrafyası burası.
Mezarlığa vardığımda, 6-7 kilometre boyunca uzanan devasa bir alanla karşılaşıyorum. Güneş çekildikçe mezarlıktaki sessizlik daha da yoğunlaşıyor. El-Qarafa’nın uzak sokaklardan gelen çocuk sesleri, mezarlığın ağır sessizliğine karışıyor. İlk his: Terk edilmiş bir şehir.

Bir mezar kapısını aralayıp birkaç adım attığınız anda bu sessizlik birden kırılıyor. Gençlerin varlığı ile gözlerinin içindeki ışık… Ve dünya güzeli bir kadının -annelerinin- yüzüyle birlikte mekân bir anda yaşamla doluyor.
Biraz korku biraz da çekinerek girdiğim bu “mezar şehir”, bir mezarı koruyan parmaklıkların ardında açan tek bir çiçekle bile başka bir şeye dönüşüyor. Taşın, tozun ve ağır havanın içinde yayılan hafif çiçek kokusu, mezarlığın atmosferini daha da yumuşatıyor.
Kahire’nin toza bulanmış sarı manzarası, mekânın sessizliği ve tüm o durağanlık, çiçeğin mavisiyle kırılıyor.
Şehre ulaşmayan hayatlar
Mezar Evlerde Büyüyen Çocuklar… Bir çocuk görüyorum. Mezar taşlarının arasında, avlunun önünde hareketsiz yatıyor. Felçli. Zayıf bedeninin üzerinde sinekler dolaşıyor. Badem gözlerini her kırptığında, kirpiklerine konup tekrar havalanıyorlar.
Başka bir avludan huzursuz bir ses yükseliyor. Güzeller güzeli kadının huysuz eşi, mezarlığın içindeki yabancıları istemiyor. Önce söyleniyor, sonra gülümsüyor. Gülümsemenin bulaşıcı olduğunu bir kez daha hatırlıyorum.
Bir sigara yakılıyor. Havaya karışan tütün kokusu, taş duvarların arasında ağır ağır yayılıyor.
Güneş yavaşça batarken sohbetimiz, El-Qarafa’nın 1400 yıllık sakinlerinin üzerinde ağır ağır akıyor.

Tanıştığım aile burada kalıcı bir yaşam kurmuş. Türbelerin bekçiliğini yapıyorlar. Kuşaklar boyunca süren bu görev, onların hayat biçimine dönüşmüş. Atalarından kalan bu mekân, bir mezarlık olmaktan çok, yaşayan bir miras olmuş. Evet, mezarlık bir miras olmuş bu insanlara.
Köşeyi dönüyorum. Yeni çocuklarla karşılaşıyorum. Burada doğup büyüyenler için mezarlık sıradan bir mahalle. Hayatlarının büyük kısmını burada geçiren bu çocuklar için mezarlar, evlerinin bir parçası.
Yapılan araştırmalar, burada doğup büyüyen bazı insanların Kahire’nin mezarlık dışındaki bölgelerine hayatları boyunca hiç gitmediklerini gösteriyor. Doğum, yaşam ve ölüm; aynı mekânda, hayatın sıradan bir döngüsü olarak yaşanıyor.

Yoksulluk bu tablonun en büyük nedenlerinden biri. Kahire’nin hızla artan nüfusu ve konut sıkıntısı, birçok aileyi buraya sürüklemiş. Zamanla türbeler, avlular ve mezar odaları yaşam alanına dönüşmüş. Bekçi odaları ise ev olmuş. Düşünüyorum…

İnsanlar gerçekten “ev” diye mezar odalarına mı çekiliyor? Oysa ölüm ve yaşam dünyanın her yerinde yan yana. Ama burada… Bu iç içelik gerçek, somut ve kaçınılmaz.
Sarı duvarların arasında yürürken ölümün korkulacak bir şey olmadığını, hayatın doğal bir parçası olduğunu hissediyorsunuz. Bu yalnızca bu bölgeyle sınırlı değil. Şehrin dört bir yanında mezarlıklar dar sokaklarla çevrili. Bir duvarın bir tarafı ölülerin, diğer tarafı yaşayanların. Mezarlıkların arasında binlerce aile yaşıyor. Bölge, bugün hâlâ yoğun bir nüfusa ev sahipliği yaparken eski araştırmalar burada geçmişte çok daha kalabalık bir yaşamın sürdüğünü gösteriyor.
Yaşam ve ölüm… Aynı yolun iki ayrı yönü gibi, Kahire’de sürekli kesişiyor.
Bir nekropolün içinde saklı tarih…
Şehrin doğusunda, taş mezarların arasında gündelik hayat devam ediyor.
“Ölüler Şehri” olarak bilinen bu yer, dünyadaki en sıra dışı yerleşimlerden biri. Bulunduğum yapının içinde birçok makber (mezar) var. Ama burada yani bu yapının içinde bir aile yaşıyor. Burada bir mezar evinin tamamen kapanması için o aileye ait tüm bireylerin vefat etmiş olması gerekiyor. Aksi halde, mezar odaları yaşam alanı olmaya devam ediyor.
Labirent gibi uzanan dar sokaklarda kayboluyorum. Bir türbenin kapısında duruyorum. Köşede oturan yaşlı bir kadınla göz göze geliyorum. Gördüğüm herkes bana aynı şeyi hissettiriyor: “Ölüm ve yaşam.” Bir şehri, bir insanlığı anlatmanın en yalın yolu bazen budur. Dünyayı keşfettikçe, insan kendi içinde daha derin anlamlar bulur.

El-Qarafa: Kaybolan bir hafızanın içinde
Kahire’nin “Ölüler Şehri” olarak bilinen El-Qarafa bölgesinde, yüzyıllardır mezarların arasında süren bir yaşam var, daha iyi anlıyorum. Türbeler, dar sokaklar ve sessiz taş yapılar arasında büyüyen insanlar; ölüm, hafıza ve gündelik hayatı aynı mekânda yaşamaya devam ediyor, artık biliyorum.

“Ölüler Şehri” hem bir mezarlık hem de yüzyıllardır yaşayan büyük bir hafıza alanı. İslam sonrası kurulan ilk mezarlıklardan biri olan bu nekropol; türbeleri, taş yapıları ve sessiz sokaklarıyla Kahire’nin kültürel mirasını taşıyor. UNESCO korumasındaki bu tarihî alan bugün ise yıkım tehdidi altında. Yeni yol projeleriyle birlikte yüzlerce mezar ve yapı yok oluyor. Yok olan şey mezarlar ile birlikte, bir kentin kültürel belleği aslında. Gece çökerken mezarlığın içindeki yaşam sessizce sürmeye devam ediyor. Türbelerin arasında çocuk sesleri hâlâ duyuluyor.

Ama burayı asıl sıra dışı kılan şey şu: Burada yalnızca ölüler değil, insanlar da yaşıyor.
Bu yazının başlığı, yazardan bağımsız olarak editoryal şekilde hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.