Kapalı Çarşı’dan Gök Mescid’e uzanan Tebriz seyahatinin öne çıkan durakları anlatılıyor

Tebriz; İran'ın Doğu Azerbaycan eyaletinin başkenti. Uzun yıllar boyunca siyasi-kültürel merkez olmakla birlikte, zanaatkârlar, şairler, gezginler ve tüccarların da uğrak yeri sayılmış. Harezmşah, İlhanlı, Karakoyunlu ve Safevilerin başkenti. Şems ve Şehriyar gibi iki anıt ismin doğduğu Tebriz, geçmişinin izinden bugün’e bakan bir şehir. Hareketli çarşıları, sokaklarının canlı ritmi, yakasında taşıdığı tarihi, misafirperver/sıcakkanlı insanlarıyla görülmeye değer. Yani her iki haliyle de Türkiye’ye yakın. Şehrin ülke içindeki kültürel konumu, ifade ettiği anlamlar açısından tam bir Türk beldesi olduğuna dair zaten. Dili Türkçe. Yemekleri aynı. Kültürü tanıdık. İran seyahatlerinde İsfahan, Şiraz, Yezd, Tahran gibi görece daha popüler şehirler öncelense de, ülkenin ruhunu anlayabileceğimiz/sosyolojisine derinlemesine nüfuz edebileceğimiz, ziyareti hususiyet arz eden o ilk şehir kesinlikle Tebriz’dir.


Tebriz, ziyaret noktalarının birbirine yakınlığı sebebiyle yürüyerek gezilebilir. Şehri adımlamaya nereden başlanabilir, sorusu burada hükümsüz. Tebriz’in sembolü Kapalı Çarşı’ya dalıp gitmek şart. Bir zamanların İpek Yolu üzerindeki bu canlı buluşma noktası, zaman içinde genişleyip büyüyerek, içindeki çarşı, bedesten, han, arasta, medrese ve mescitleriyle kocaman bir şehr-i pazar’a dönüşmüş durumda. Labirent gibi sokaklarında yürürken, tuğla örgülü yüksek kemerlerinden gözünüzü alamıyorsunuz. El dokuması halılar, parlayan bakırlar, işlemeli yazmalar, baharat kokuları, çini vazolar, çay ocakları ve hediyelik eşya dükkânlarıyla büyülü bir atmosferin içindesiniz sanki. Her an bir kervan yanaşabilir kapıya. Burası beşbinden fazla dükkâna ev sahipliği yapan dünyanınen büyük kapalı çarşı alanı. Tarihi bir çarşı ama bugün’ün içinde halkla birlikte canlı olarak yaşıyor. Tebriz’e yalnızca bu çarşıda dolaşmak için gelen turistleri anlamak zor değil aslında.
Yel yatar, tufan yatar!
Tebriz’in oryantalist ressamların tuvallerine taşınan meşhur Gök Mescid’i, adını aldığı mavi çinilerinin tahrip olmasına hiç aldırmadan bütün ihtişamıyla ziyaretçilerini bekliyor. Karakoyunlu hükümdarı Cihan Şah tarafından 15. yüzyılda yapımına başlanan mekân, Akkoyunlular devrinde tamamlanarak günümüze ulaşmış, yorgun ama soğuk bir mühür gibi yerli yerinde duruyor.
Reklam


- Tebriz beşlisi
- · Eynali Dağı’na teleferikle çıkıp Tebriz manzarasına dalmak
- · Kapadokya görünümlü meşhur Kandovan Köyü’nü ziyaret etmek
- · Öğlen yemeğinde ekşi ayran eşliğinde Abgoosht yemek
- · Kurt Deresi’nde (Sehend Stadı) unutulmaz bir Traktör maçı seyretmek
- · Kapalı Çarşı’nın küçük dükkânlarındaki büyük hikâyeleri keşfetmek
*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.