Mont Saint-Michel’de ay takvimi neden hâlâ geçerli

Mont Saint-Michel Fransa’nın Normandiya ve Bretonya bölgelerinin tam kesişiminde yer alır, elbette sular yükseldiğinde bu bilginin pek bir önemi kalmaz, çünkü okyanustaki bir ada karasal mensubiyetlere boyun eğmez.
Ay takvimi mi güneş takvimi mi? Bu sizin paşa gönlünüzün değil, mensup olduğunuz kültürün vereceği bir karar. Doğu ülkelerinin birinde doğup ay takvimi kültüründe yaşayanlar, güneş takvimini zorunlulukla takip eder, zira “gelişmiş” Batı kültürü güneş takvimine göre işler. Güneş takviminde yaşayıp ancak Ramazan ayı geldiğinde ay takvimini hatırlayanlar da Müslümanlardır. Son yüz yıla kadar bu iki takvim dünya üzerinde neredeyse eşit egemenliğe sahip olsa da teknolojinin gelişmesiyle güneş takvimi mutlak galibiyetini elde etti, ya da ay takvimine pek ihtiyaç kalmadı. Çünkü gökyüzünün rehberliğine gerek kalmadı. Gece yolculuklarında artık ayın parlaklığını ve yıldızların konumunu değil navigasyon aletlerimizi kullanır olduk.
Ancak Batı kültürünün tam ortasında öyle bir yer var ki “Batı harikası” diye anılmasına rağmen ay takvimine göre işlemesi zorunlu: Mont Saint-Michel. Ay takviminin zorunluluğunun nedeni artık ayın parlaklığı ya da yıldızların rehberliği değil, okyanustaki gelgitlerdir. Mont Saint-Michel, sular çekildiğinde karanın bir uzantısı, sular kabardığında bir adadır. İster köyünde yaşayan şanslı azınlıktan biri olun, ister bir turist, güneş takvimi sizi yarı yolda bırakır.

Mont Saint-Michel Fransa’nın Normandiya ve Bretonya bölgelerinin tam kesişiminde yer alır, elbette sular yükseldiğinde bu bilginin pek bir önemi kalmaz, çünkü okyanustaki bir ada karasal mensubiyetlere boyun eğmez.
Reklam
Belirli bir mesafeden bu adayı görenler, resim ve görsel kültürleri de iyiyse, Babil Kulesi görüntüsüyle hemen benzerlik kuracaklardır. Yaratılış Kitabı’nda geçen hikâyeyi bilmeyenler için kısaca anlatalım: İnsanlar bir bina yaparak Tanrı katına erişmek istedi, kibirli bir girişim olsa da bazı anlatılara göre insanlığın niyeti halisti, yer ve gök arasında bir köprü kurmak istiyorlardı. Fakat bu girişim Tanrı’nın pek hoşuna gitmedi, o vakte kadar tek bir dil konuşan insanlar birçok dil konuşmaya başladı, artık birbirlerini anlamadıkları için de proje yarım kaldı.
Mont Saint-Michel asla kibirli bir girişim değildi, yapım aşamasında insanlığın başına bir şey gelmemesinden ve projenin tamamlanmasından bunu anlayabiliyoruz.

Hikâye 8. yüzyılda başlar. Anlatıya göre Başmelek Mikail, Avranches Piskoposu Aubert’in rüyasına girer ve ona “Mont Tombe” yani Mabet Tepesi üzerine bir tapınak inşa etmesini buyurur. Fakat Aubert bu görüyü pek ciddiye almaz, başmelek ikinci kez gelir, Aubert hâlâ şüphecidir. Başmeleğin üçüncü kez gelmesinin bir bedeli olacaktır, Aubert’in kafatasını deler. Eskiden muhtemelen Kelt tapınım alanı olan Mont Tombe zamanla Hıristiyanlaşır ve Mont Saint-Michel adına alır (Aziz Petrus Bazilikası ve Eyüp Sultan Camisi hikayelerini hatırladığımızda bu hikâye de tanıdık gelecektir).
10. yüzyılda Benediktin keşişler burayı mesken tutar ve tepe zamanla Hıristiyanlığın en büyük hac merkezlerinden birine dönüşür. Diğer hac yerlerine nispetle tehlikeli bir yerdir, hacılar başmeleğe dua etmek için hayatlarını riske atarak bataklık kumlarını aşmaya çalışırlar, bu azimleri onlara “Miquelot” sıfatını kazandırır.

Aristoteles çevirilerinin yapıldığı o meşhur manastır burasıdır. Umberto Eco’nun Gülün Adı kitabını okuyanlar ya da filmini seyredenler hatırlayacaklardır.
Mont Saint-Michel, sıradan estetik algılardaki güzellik beklentisini ve çirkinlik itkisini aşar, bizi aniden yücelikle karşı karşıya bırakır. Güzelle karşılaşmak cesaret istemez, verdiği hazlardan herkes memnun kalır, çünkü bu hazları yaşamak için riske girmek gerekmez. Ancak yücelik, güzel-çirkin ikiliğinden öte, dehşet-hayranlık çekişmesidir. Bazen en fazla iki metre genişliğe sahip dar sokaklardan sonra sonsuz uçurumların gelmesi bu çekişmenin sadece başlangıcıdır. Bir kış günü sular kabarıp her yer sis içinde kalınca o anlatılamaz yücelik deneyimi yaşanır.
Reklam
*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.