Kastoria, Roma İmparatorluğu’nun MS. 395’te bölünmesinden sonra Bizans İmparatorluğu tarafında kalır. Şehir şimdiki adıyla kaynaklarda ilk kez, 10. yüzyıl sonlarındaki Bulgar-Bizans savaşları sırasında yer alır. Sonrasında Batı Bulgar İmparatoru Çar Samuil’e bağlı iken 1018’de Bizanslıların eline geçer. 1334’te Çar Duşan’ın Sırp İmparatorluğu topraklarına dâhil olan kasaba, Osmanlılar tarafından Gazi Evrenos Bey zamanında, 1385’te fethedilir. 1385-1912 arasındaki Osmanlı döneminde Manastır vilayeti, Görice Sancağı’na bağlı Kesriye kazası olarak idare edilmişti. Osmanlı döneminde kasabada 1 kale ve kışla ile 7 cami, 2 medrese, 3 tekke, 2 hamam, 1 rüşdiye (ortaokul) ve birkaç tane ibtidai (ilkokul) mektebi vardı.
Şehrin Türk ve Arnavutlardan meydana gelen Müslüman nüfus oranı 1445’te yüzde 2, 1550’de yüzde 11, 1900 yılında ise yüzde 32 civarındaydı. 1900 yılında şehir merkezinde nüfusun yüzde 54’ü Ortodoks Hristiyanlardan, yüzde13’ü Yahudilerden oluşuyor ve 1.275 hanede 6.190 nüfus yaşıyordu. Kesriye kazasının bütününde ise 75.022 nüfus yaşıyordu. Kazaya bağlı 126 köyün 26’sı da Müslüman köyüydü. Yunan Ortodoks kültürünün merkezi konumundaki bu kasabada bazıları yüksek sanat değeri taşıyan, XVI. yüzyıl freskleriyle süslü irili ufaklı 70’ten fazla kilise mevcuttu. Osmanlı döneminde Ortodoks nüfus Rum, Bulgar ve Ulah milletinden müteşekkildi.
Kale içinde Kanuni Sultan Süleyman’a ait Kurşunlu Camii (Sultan Süleyman Camii) ve sur dışındaki göl kenarında Tabaklar Camii inşa edildi.
XV. yüzyılın sonlarında Bektaşî meşayihinden Kasım Baba yine şehir duvarları dışında bir tekke inşa etti. Kasım Baba’nın türbesi 1959’a kadar mevcuttu. Evliya Çelebi’nin burayı ziyaret ettiği XVII. yüzyıl ortalarına kadar Kesriye’de İslâmî hayat bütün müesseseleriyle aktifti. Evliya Çelebi, Seyahatnamesi’nde kale kapısına yakın Vâlide Camii, Sultan Süleyman Camii ve surun hemen dışındaki Kadı Camii’nden övgüyle bahsetmektedir.XVIII. ve XIX. yüzyılda Kesriye kürk üretimi ve ticaretindeki yoğunluk dolayısıyla ekonomik açıdan gelişmiş bir durumdaydı. Kesriyeli Defterdar Ahmed Paşa’nın yaptırdığı Büyük Medrese ve kütüphane de bu dönemin eserlerindendir.
Medrese hâlen ayakta olsa da acilen restore edilmesi gerekmektedir. Osmanlı sûfîlerinden Hüseyin Hamdi Kesrevî ve Şeyh Selim Divane burada yaşamıştır. Kesriye, Türk şair Sıtkı Akozan’ın doğum yeri, ekonomist Mehtap Kesriyeli ve ud sanatçısı Gülçin Yahya Kaçar’ın aile kökeninin dayandığı şehirdir.1912’deki Birinci Balkan Savaşı’nda kasaba Yunan ordusunca ele geçirildi. 1924 Türk-Yunan Mübadelesi’nden sonra Müslümanlar bölgeden göç etmek zorunda bırakılınca geride kalan dinî yapıların pek çoğu yıkıldı.
Yunanlılar kasabayı ele geçirdikten sonra sur içindeki Türk Mahallesi’ni yakarak yok etti. Bu yüzden Türklerin sahibi olduğu hiçbir tarihi konak günümüze ulaşamadı. Kesriye Yahudileri de II. Dünya Savaşı sırasında şehirden ayrılmak mecburiyetinde bırakıldı. Kesriye ve köylerinden Türkiye’ye gelen Müslüman mübadillerin büyük çoğunluğunun ana dili Makedoncadır.
Bazı köylerden gelenler ise Arnavutça konuşmaktadır. Kesriye mübadilleri ağırlıklı olarak Türkiye’nin Nevşehir ve çevresine iskân edilmiştir. Kesriye’ye iskân edilen Rum Ortodoks mübadiller ise benzer coğrafi özelliklere sahip olan Bursa’nın Apolyont (Gölyazı) beldesindendir. 1960’lara kadar Kesriye, Balkanların güzel bir film platosu olarak ifade edilebilirdi. Ancak 1970’lerden sonra yaşanan apartmanlaşma süreci şehrin bozulmamış tarihi güzelliğini ve Osmanlı karakterini yavaş yavaş yok etti. Bununla birlikte şehrin Ortodoks ve diğer mahallelerinde hâlâ ayakta kalan birçok tarihi konak ve çeşitli müze; konukevi veya restoran olarak kullanılmaktadır.
2023 Kasım’ında ziyaret ettiğim bu tertemiz şehirde, maalesef çok kısa sürede bulunmam ve kapanış saatine rastlamam dolayısıyla hiçbir konağının içini göremesem de bu şehir beni fazlasıyla büyüledi. Buraya mutlaka tekrar gelmeliyim, diye düşündüm. Turizm sezonu dışında gittiğimiz için Kesriye’de açık bir balık lokantası bulamadık. Fakat en azından çevresinde yetişen yeşil elmalarından birkaç kilo alıp tadabildik.
Buraya varmamız çok kolay oldu. Selanik’ten güzel bir otobanla enfes dağ ve orman manzaraları eşliğinde 190 km’lik yolu yaklaşık iki saatte alabilirsiniz. Bu arada, eğer Edirne’den araba ile gelecekseniz önünüzde 620 km’lik bir yol olduğunu belirtelim. Yunanistan şehirleri tertemiz fakat otobanlarda mola yerleri pek yok. Benzin, yemek veya tuvalet ihtiyacınız varsa otobandaki herhangi bir şehir çıkışında tesis bulup, vakit kaybettikten sonra tekrar otobana girmek zorunda kalacaksınız. Her güzelin birkaç kusuru mutlaka vardır.
Göl kenarında, çınar ve kestane ağaçları altında yürürken o gölde yüzen küçük su kuşlarının cıvıltısı; hafifçe esen rüzgârın uğultusuna karışır Kesriye’de. Bir tablo ya da film platosunu andıran durgun gölün sularını yara yara giden küçük bir motor gürültüsü ve heyecanla konuşan kasabalıların muhabbeti dışında bir gürültü duymanız oldukça zor. Kesriye, Safranbolu’ya benzeyen tarihi konakları ile huzur ve dinginliğin merkezi olarak ziyaretinizi bekliyor.
*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.