Dört büyük kıtaya seslenen âlim: Ebu’l Alâ Mevdûdî
15:10, 24/07/2024, Çarşamba

Dört büyük kıtaya seslenen âlim: Ebu’l Alâ Mevdûdî.
20. yüzyılın en dikkat çeken alimlerinden biri olan Mevdûdî, eğitim hayatından Cemâat-i İslâmî’ye kadar büyük bir ömrü İslâm’ı anlatmak için geçirdi. Ülkesinin İngiliz işgalinden kurtulması için çokça çaba sarf eden Mevdûdî, kendisiyle aynı görüşte olan aydın kişilerle bir araya gelerek 25 Ağustos 1941’de Lahor’da Cemâat-i İslâmî teşkilatını kurdu.
Yusuf el-Karadavi’nin cenaze namazını kıldırdığı
, milyonlarca insanın cenazesine katıldığı ve 20. yüzyılın en dikkat çeken âlimlerinden biri olan Mevdûdî
, eğitim hayatından Cemâat-i İslâmî
’ye
kadar büyük bir ömrü İslâm’ı anlatmak için geçirdi.İngiliz kültürünün öğretildiği
Hindistan’daki okullarda eğitim almak yerine ilk derslerini ve eğitimini babasından
alan Mevdudi, Hindistan’ın Haydarabad eyaletinde
dünyaya geldi. Babası Delhi’nin saygın eşrafından avukat Seyyid Ahmed Hasan
ve annesi Orta Asya’dan Hindistan’a göç etmiş bir Türk ailenin kızı olan Rukiye Begüm’dü
.
- İngiliz sömürgesi olan Hindistan’da eğitim sistemi ve okullar da bu sömürgenin bir parçası halindeydi. Çocuklara İngiliz kültürü öğretiliyor, İngiliz eğitim sistemine göre ders veriliyor ve Müslüman çocukların yeterli dini eğitim almamaları için büyük bir çaba sarf ediliyordu.
Bu nedenle Seyyid Ahmed Hasan, oğlu
Ebu’l Alâ Mevdûdî’yi okula göndermek yerine
ilk tahsilini evde almasını sağladı. Babasından Farsça, Urduca, Arapça, mantık, fıkıh ve hadis
dersleri alan Mevdûdî, ortaokul çağlarına kadar bu şekilde devam etti. 11 yaşında ilk defa okula gitti
ve liseyi de dışarıdan bitirdi. O dönemlerde Delhi’de sabah namazından sonra Mevlana Abdusselam Niyazi’den belagat ve ma’âni
dersleri almaya başladı.Aldığı Arapça ve Urduca derslerinden sonra bu dillere hakimiyetini, küçük yaşta
Mısırlı düşünür Kasım Emin’in el-Mer’etü’l-Cedîde
isimli eserini Arapçadan Urducaya
çevirmesiyle ortaya koydu.
15 yaşında Delhi’ye taşınarak burada
çeşitli dergilerde yazılar yazmaya
başladı. Ardından Hindistan Hilafet Hareketi’ne
katılarak yazılarında Müslümanların içinde bulunduğu kötü durumları
ele aldı. O dönemlerde yaşanan Hindu-Müslüman çatışmaları
, fikir hayatında derin izler bıraktı ve ilk eseri olan İslâm’da Cihad’ı
kaleme aldı.1928 yılına kadar
çeşitli gazete ve dergilerde
yazılar kaleme alan Mevdudi, biri Arapçadan, üçü İngilizceden
olmak üzere dört kitap tercüme etti. Haydarabad’a geri dönen Mevdudi, 1932 yılından vefatına kadar
kendi fikirlerinin yayılmasında önemli bir rol üstlenen Tercümanü’l-Kur’ân
dergisinin editörlüğünü üstlendi. 1937 yılında Muhammed İkbal’in daveti üzerine
Doğu Pencab’a geldi ve 1939 yılına kadar burada kalarak İslâm Araştırma Merkezi’nin
kurulması ve faaliyetlerinin yürütülmesi için çalışmalarda bulundu.
Ülkesinin İngiliz işgalinden kurtulması için çokça çaba sarf eden Mevdûdî,
Cem’iyyet-i Ulema-i Hind
ile Müslümanların bağımsız bir devlet kurmasını savunan Muhammed Ali Cinnah’ın
öncülük ettiği Hindistan Müslümanlar Birliği’ne karşı mesafeli durdu
ve kendisiyle aynı görüşte olan aydın kişilerle bir araya gelerek 25 Ağustos 1941’de Lahor’da Cemâat-i İslâmî
teşkilatını kurdu.Teşkilat hükûmetin politikalarını
sert bir üslupla
eleştirirken bu görüşleri ülke çapında bir kampanyaya dönüştü. Bu nedenle Mevdûdî ve teşkilatın önde gelenleri tutuklandı
. 1950 yılında serbest bırakıldıktan sonra farklı görüşlerdeki İslâmî grupları Karaçi’de bir araya topladı
ve kendisi tarafından ortaya koyulan İslâm devletinin ilkeleri
konusunda anlaşmaya varmalarını sağladı.
- 1953 yılında Kâdıyânilik karşıtı gösterileri kışkırttığı gerekçesiyle ölüm cezasına çarptırıldı ve bu ceza ardından ömür boyu hapse çevrildi. İki yıl sonra yüksek mahkeme tarafından beraat aldı ve özgürlüğüne kavuştu.
1956 yılında
Hac yolculuğuna çıkan Mevdûdî
, Beyrut ve Şam’daki İhva-ı Müslimin önderleri
ve bazı âlimlerle bir araya geldi. Yazmakta olduğu tefsiri için bilgi toplamak ve Kur’ân’da adı geçen yerleri görmek
amacıyla Suudi Arabistan, Suriye, Ürdün ve Mısır’ı
kapsayan üç aylık bir yolculuğa çıktı. Hatta sonrasında bu seyahatini Sefername-i Arzı’l-Kur’ân
adıyla kitaplaştırdı.
Artık yavaş yavaş sağlığı bozulmaya başlamıştı. 1972 yılında
cemâatin liderliğini Miyan Tufeyl Muhammed’e
bıraktı. Tedavi görmek amacıyla Amerika’da çalışan ve doktor olan oğlunun yanına giderek tedaviye başladı
. Bir dizi ameliyat geçirmesine rağmen sağlığına kavuşamadı ve 22 Eylül 1979 yılında vefat etti
.Mevdûdî'nin naaşı Pakistan’a götürüldü ve
bir milyondan fazla insanın katıldığı bir törenle
defnedildi. Dünyanın dört bir tarafından âlimin, dinî liderlerin ve ülke temsilcilerinin katıldığı cenaze namazını Dr. Yusuf el-Karadavi kıldırdı
.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.