İlim ve aksiyonla dopdolu bir ömür
15:00, 27/11/2025, Perşembe

Yusuf el-Karadâvî, coşkulu hutbeleriyle sesi sevenlerinin kulaklarında, güzel simasıyla takipçilerinin gözlerinde, açtığı çığır ile Müslümanların zihinlerinde ve gönlünde tatlı bir hayal bırakmıştı.
Müslümanların problemlerine çözüm aramakla geçen bir ömür, yüzlerce telif kitap, binlerce konferans, dokunulan milyonlarca gönül... 22 Eylül 2022 günü arkasında miras olarak bunları bırakarak vefat eden Yusuf el-Karadâvî, şüphesiz son asrın önemli Müslümanlarından biriydi.
Ebû Muhammed Yusuf b. Abdullah el-Karadâvî
’nin hikâyesi, 9 Eylül 1926’da
Mısır’ın El-Garbiyye bölgesinde, Tanta yakınlarındaki Sift Turab köyünde başladı. Fakir bir ailede dünyaya gelmişti. Henüz yeni yürümeye başladığı sıralarda babasını kaybetti ve yetim
kaldı. Bakımını amcası
üstlendi.- Erken yaşlarından itibaren İslâmî ilimlere yönlendirilen Karadâvî, henüz 10 yaşına gelmeden Kur’ân hıfzını ve tecvit ihtisasını tamamladı. Kur'ân’a olan vukufiyeti ve ilgisi, çocuk olduğu halde çevresinden büyük bir teveccüh görmesine neden oldu.

Simasını bile hatırlayamayacağı bir yaşta babasız kalan
Karadâvî
, gençlik yıllarının hemen başında da -15 yaşında- annesinin vefatıyla
sarsıldı. Yaşadığı kayıplar, onu hayata ve ömrünün ilerleyen yıllarındaki yaşayacağı baskılara karşı daha dirençli
hale getirmişti. İlkokulu ve liseyi
Tanta’da
okuyan Karadâvî
, ilk kez burada İhvân-ı Müslimîn
hareketiyle tanıştı. 1949 yılında Mısır’da İhvân-ı Müslimîn’e
karşı girişilen kıyımdan bu tanışıklık nedeniyle o da nasibini aldı.
Hapis ve baskı nedeniyle sıkıntılarla geçen orta öğretim yıllarını, bu sıkıntılara rağmen dirayeti ve çalışkanlığı ile başarıyla tamamladı. Üniversiteye
Ezher’e
giden Karadâvî
, burada Usuluddin
fakültesinde okudu. Yüksek lisansını da aynı fakültede 180 öğrenci arasından birinci gelerek
tamamladı.Cemal Abdunnâsır,
Mısır’da yönetimi darbeyle 1952
’de ele geçirmişti. İlk başlarda İhvân-ı Müslimîn
mensuplarına karşı yumuşak bir politika güden Abdunnâsır
, daha sonra siyasî ikbaline rakip olarak gördüğü İhvân mensuplarını tasfiyeye başlamış, onlara karşı sert bir politika izlemişti.
Faili meçhul cinayetler, tutuklanmalar art arda gelmişti.
Karadâvî
de 1954
yılında tutuklananlar kervanına katılmıştı. Bu tutuklanmayı aynı yıl içinde peşi sıra başka mahkûmiyetler takip etmiş, Karadâvî
demir parmaklıklarla aşina bir dost gibi olmuştu.Tutuklamaların gölgesinde eğitimine devam eden
Yusuf El-Karadâvî
, 1958 yılında Yüksek Arap Araştırmaları
Enstitüsü’nün
Arap dili ve edebiyatı bölümünü bitirdi. 1960’da Ezher’de, Kur'ân ve sünnet ilimleri
üzerine yüksek lisans derecesinde ikinci bir öğrenim gördü.- 1973 yılında ise“Zekât ve Zekâtın Toplumsal Sorunların Çözümündeki Yeri”teziyle doktor unvanlını aldı. Karadâvî, İslâm dünyasının ekonomik olarak kalkınması noktasında önemli bir çözüm yöntemi olarak gördüğü zekât konusunu bilinçli bir şekilde tez konusu olarak seçmişti. Ömrünün ilerleyen yıllarında Katar’da oluşturduğu“zekât sandıkları’’ve Kuveyt’te kurduğu“Hey’et-i Hayriye”doktora tezinin pratik sonuçlarıydı.

Eğitiminin yanı sıra fikri anlamda da kendini geliştiren
Karadâvî’yi
en çok etkileyen isimler, çocukluğundan beri büyük bir iştiyakla okuduğu İmam Gazali, hayatı boyunca çizgisini takip ettiği Hasan el-Bennâ ve idam haberini üzülerek aldığı Seyyid Kutub’tu.
Mısır’da
Vakıflar Bakanlığı’na
bağlı bir müfettiş olarak göreve başlayan Yusuf El-Karadâvî,
bir taraftan da camilerde irşad faaliyetlerine devam etti. Aksiyoner bir isim olduğu için her fırsatı değerlendiriyordu. Vaaz kürsülerinin ve ilmi müzakerelerin aranan ismi olmuştu.1961
’de aldığı bir davetle Katar’a
hicret eden Karadâvî
, doğduğu topraklardan da uzun bir müddetle koptu. Mısır’ın siyasi havası onun aleyhineydi ve hareket alanı kısıtlıydı. Vatandaşlığını aldığı Katar, Karadâvî
için birçok açılımın da başlangıcı demekti. Katar’da din enstitüsünde
dekan olarak göreve başladı. Gösterdiği başarı ile dikkatleri üzerine çekti ve Katar Üniversitesi’ne kız ve erkekler için ayrı iki eğitim fakültesinin kurulmasını
sağladı. Yine aynı üniversiteye uzun yıllar boyunca dekanlık yapacağı İlahiyat Fakültesi
de kendi çabalarıyla açıldı.
Resmi görevlerinin yanı sıra yürüttüğü
tebliğ ve irşad
çalışmalarıyla tam bir emri bil maruf seferberliği başlatan Karadâvî, cuma namazlarında verdiği etkili hutbeler, her cuma akşamı Katar televizyonunda
ve davet edildiği başka kanallarda katıldığı programlarla milyonlarca insana sesini duyurdu.Mısır; Suriye, Kuveyt, Katar
başta olmak üzere Arap dünyasının
hemen hemen her tarafında basılan gazete ve dergilerde yazılar yazdı, kalemiyle gönüllere dokundu. Başta Fıkıh
olmak üzere İslâmî ilimlerin birçok alanında sayısı yüzü aşan eser telif etti.
1991
’de Katar tarafından Yüksek İslâm Enstitü ve Üniversiteleri İlim Meclisleri Müdürlüğü
yapmak üzere Cezayir’e
gönderilen Karadâvî, başka İslâm ülkelerini de ziyaretlerine ekledi. Türkiye, Suudi Arabistan, Libya, Lübnan
başta birçok İslam ülkesini dolaştı. Buralarda toplantı ve ilmi çalışmalara katıldı. Avrupa
ve Amerika’dan
gelen davetlere de icabette bulundu.
Karadâvî
, 1997’de Avrupa Fetva ve Araştırma Kurulu’
nun kurulmasını sağladı ve bu kurulun ilk başkanı oldu. 1999’da Katar’a döndü. Katar’ın
manevi büyüğüydü. Bu küçük ama zengin ülkede, çok az âlime nasip olacak bir iltifat gördü.- 2004’te Dünya Müslüman Âlimler Birliği’nin kurulmasını sağlayan Karadâvî, bu birliğe uzun bir süre başkanlık edecekti. Dünya Müslümanları arasında haklı bir şöhret kazanmış ve pek çok ülkeden âlimin ve davetçinin teveccühünü kazanmıştı.
Filistin
mücadelesine tüm varlığıyla destek veren Karadâvî
, bu duruşu nedeniyle çeşitli zorluklarla karşılaştı. Ömrü boyunca işgalcilere karşı çıkmış, Müslümanların
bağımsız ve refah içinde yaşayacağı yönetimlerin hayalini kurmuştu. Karadâvî
, konuşmalarında ve yazılarında şiî
yayılmacılığı ve Siyonist
zulme sık sık dikkat çekmiş, Müslümanları bu hususlarda uyanık olmaya davet etmişti.
Amerika
ve İngiltere’ye
girişi “terörü desteklediği”
iddiasıyla yasaklanmış, bu yasakları başka ülkeler de izlemişti. Çok tartışılan Filistinliler
için canlı bomba
(istişhâd) eylemlerinin cevazına dair verdiği fetva
, bu yasakların gerekçesi olarak gösterilmişti.
2010 yılında Tunus’ta başlayan Arap Baharı protestolarında haklarını arayan Arap halklarının en büyük destekçisi olmuştu. 2011 yılında Mısır’da diktatör Hüsnü Mübarek’in devrilmesiyle sonuçlanan devrimin ardından, 1981’den sonra ilk defa ülkesine dönmüştü. 18 Şubat 2011’de Tahrir Meydanı’nda yüzbinlerce insana hitap etmiş ve cuma namazı kıldırmıştı. Hitabında devrik diktatör Mübarek’i zalim firavun şeklinde nitelemişti.
Suriye
iç savaşında muhaliflerin
tarafında yer alan Karadâvî
, rejime karşı sert fetvalar vermişti. Rejimin sırtını yasladığı en önemli âlim Saîd Ramazan el-Bûtî’yle
sık sık sürtüşmüştü. Libya
iç savaşında da Kaddafi
karşıtı bir tutum sergilemişti.Mısır’da
devrim rüzgârının tersine dönmesiyle birlikte Karadâvî
de yeni rejimin en büyük düşmanlarından biri oldu. 2014’te Mısır
yargısı, Karadâvî’nin
adına İnterpoll’den
kırmızı bülten çıkartmıştı.
15 Temmuz 2016’da Türkiye’de yapılan darbeye şiddetle karşı çıkmış,
her zaman olduğu gibi halkın tarafında, müstebitlerin karşısında olmuştu. 2017’de başlayan Katar’ın
diplomatik ablukasında, hakkında Suudi savcılar tarafından idam isteği
içeren bir iddianame düzenlenmişti. Yine 2018 yılında Mısır’da
bir albaya suikast düzenlediği iddiasıyla gıyaben müebbet hapis cezası verilen 17 kişiden biri de tabii ki Karadâvî’ydi
.- 7 Kasım 2018’de İslam Âlimleri Birliği Başkanlığı’nı bırakan Karadâvî, bundan sonra daha münzevi bir hayat sürdü. Yusuf el-Karadâvî, Melik Faysal ödülü başta, birçok ödüle layık görülmüş, ABD'den Foreign Policy ve İngiltere'den Prospect dergilerinin yaptığı ankette dünyanın en entelektüel 100 kişisi sıralamasında 3. Seçilmişti.
Japonya’dan Amerika’ya
kadar her meşrep ve renkten insanın sevgisini kazanmış, son yüzyılda Müslümanların
yetiştirdiği en önemli isimlerden biri olmuştu. Ömrünün son yıllarında yaşlılığına bağlı olarak yaşadığı sıkıntılar nedeniyle sık sık tedavi gören Karadâvî
, bir eylül günü dünyaya açtığı gözlerini, 2022 yılında, yine bir eylül günü yummuştu.
Coşkulu
hutbeleriyle
sesi sevenlerinin kulaklarında, güzel simasıyla takipçilerinin gözlerinde, açtığı çığır ile Müslümanların zihinlerinde ve gönlünde tatlı bir hayal bırakmış, kendisinden önce hüzünle yolcu ettiği dostlarının ebedi sohbet meclisine katılmıştı.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.