Hasan Fethi
, 1900 yılında İskenderiye’de varlıklı bir ailede dünyaya gelmişti. Ailesi kültürel olarak seçkin, Batı ile temas halinde, iyi eğitimli bir çevreye mensuptu. Çocukluğu Akdeniz’in kozmopolit atmosferinde geçmiş, hem Arap hem Avrupa etkilerinin iç içe geçtiği bir şehirde büyümüştü. Bu ortam ona erken yaşta farklı kültürleri gözlemleme imkânı vermişti. Ancak ilerleyen yıllarda, Batılılaşmanın yerel kimliği silikleştirdiğini fark etmiş, bu farkındalık zihninde derin bir sorgulama başlatmıştı. Henüz gençlik çağında “Mısır’a ait olan mimari nedir?” sorusunu kendisine sormaya başlamıştı.

Hasan Fethi, 20. yüzyılın mimarlık tarihine yalnızca binalar inşa eden bir tasarımcı olarak değil, aynı zamanda bir vicdan ve medeniyet eleştirmeni olarak damga vurmuştu. Kahire’deki Kral Fuad Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’ne girmiş, burada mimarlık eğitimi almıştı.
Eğitim programı büyük ölçüde Avrupa merkezliydi; öğrenciler klasik ve modern Batı mimarisini öğreniyor, yerel yapı teknikleri ise geri kalmışlık göstergesi gibi görülüyordu. Hasan Fethi bu anlayıştan rahatsızlık duymuştu. Derslerde öğrendiklerinin kendi halkının gerçek ihtiyaçlarına cevap vermediğini düşünmüş, köylerde yaşayan milyonlarca insanın beton ve çelikle değil, toprak ve taşla hayat kurduğunu hatırlamıştı. Mezuniyetinin ardından devlet kurumlarında çalışmaya başlamış, fakat bürokratik projelerin ruhsuzluğundan tatmin olmamıştı.1930’lu yıllarda Yukarı Mısır’a yaptığı geziler
onun düşünce dünyasında bir kırılma yaratmıştı. 
Hassanein Bey Türbesi, 1946. Nil vadisindeki köyleri dolaşmış, yoksul köylülerin kerpiçten yaptıkları evleri incelemişti. Bu evler yazın serin, kışın sıcak kalıyor, neredeyse hiçbir dış enerjiye ihtiyaç duymuyordu. Üstelik malzeme yereldi ve ucuzdu. Fethi, halkın yüzyıllar içinde geliştirdiği bu geleneksel bilginin modern mühendislikten geri olmadığını, hatta iklim açısından daha akılcı çözümler sunduğunu fark etmişti. Bu keşif onun mimarlık anlayışını kökten değiştirmişti. Artık hedefi, geleneksel teknikleri çağdaş bir yaklaşımla yeniden yorumlamak olmuştu.
O dönemde Kahire hızla büyümüş, köylerden gelen göç dalgası gecekondu mahallelerini artırmıştı. Devlet betonarme toplu konut projeleri üretmeye çalışmış, fakat maliyetler yüksek kalmıştı. Hasan Fethi, ucuz ve yerel malzemeyle kitlesel konut üretilebileceğini savunmuştu. Kerpicin modern bir utanç değil, aksine ekonomik ve ekolojik bir nimet olduğunu anlatmaya çalışmıştı.
Meslektaşları onu romantik ve nostaljik olmakla eleştirmişti; fakat o ısrarla toprağın mimarisini savunmuştu. 
Yeni Gourna Köyü (1948), Fethi'nin uluslararası alanda da en iyi bilinen projesi olarak görülüyor. 1945 yılında en önemli projesi olan Yeni Gourna (New Gourna) köyü için görevlendirilmişti. Luksor yakınlarındaki eski Gourna halkı, firavun mezarlarının üzerine kurdukları kaçak yerleşimlerden taşınacaktı. Devlet yeni bir köy planı istemişti. Hasan Fethi bu projeyi bir laboratuvar gibi kullanmıştı. Kerpiçten evler tasarlamış, kubbe ve tonoz sistemleriyle çatıyı ahşap kullanmadan inşa etmişti. Dar sokaklar, gölgeli avlular, rüzgâr kuleleri ve iç bahçelerle iklime uyumlu bir yerleşim kurgulamıştı. Köyü yalnızca konutlardan ibaret görmemiş, cami, pazar, tiyatro ve meydan gibi sosyal mekânlar da tasarlamıştı.

Yeni Gourna köyünün farklı bölümlerinden görünüş ve plan çizimleri. Avluların çokluğu, odaların benzer tipolojideki varyasyonlu plan şekilleri okunabiliyor. En dikkat çekici yaklaşımı ise halkı inşa sürecine katması olmuştu. Köylülere kerpiç yapımını öğretmiş, kendi evlerini kendilerinin inşa etmesini istemişti.
Böylece hem maliyet düşmüş hem de insanlar yaşadıkları mekâna aidiyet hissetmişti. Ona göre mimarlık tepeden dayatılan bir teknik değil, toplumsal bir ortak üretimdi.
Fakat bürokrasi, finansman eksiklikleri ve yerel halkın zorunlu göçe direnişi projeyi sekteye uğratmıştı. Yeni Gourna tam anlamıyla tamamlanamamıştı; yine de deneysel değeri çok büyük olmuştu. 
Yeni Gourna köyündeki cami. Bu deneyimlerini daha sonra kaleme almış, “Architecture for the Poor – Yoksullar için Mimarlık” adlı kitabında ayrıntılarıyla anlatmıştı. Kitap kısa sürede dünya çapında yankı uyandırmıştı. Batı’daki mimarlar, kalkınmakta olan ülkeler için alternatif bir modelle karşılaşmıştı. Fethi, mimarlığın pahalı teknolojiye bağımlı olmak zorunda olmadığını göstermişti. Onun yaklaşımı sürdürülebilirlik, yerellik ve katılımcılık gibi kavramların henüz moda olmadığı bir dönemde ortaya çıkmıştı.

Fethi’nin “Yoksullar İçin Mimarlık” eseri, mimarlığın pahalı teknolojiye bağımlı olmak zorunda olmadığını göstermişti. 1960’lı ve 70’li yıllarda uluslararası davetler almıştı. Suudi Arabistan’da, Pakistan’da, Yunanistan’da ve Amerika Birleşik Devletleri’nde projeler yürütmüş, konferanslar vermişti.
Atina’daki Ekistics
hareketiyle ilişki kurmuş, insan ölçeğinde yerleşim fikrini savunan düşünürlerle çalışmıştı. Birçok üniversitede dersler vermiş, öğrencilerine mimarlığın önce insanı anlamakla başladığını söylemişti.
Onu dinleyen genç mimarlar, beton ve camın ötesinde başka bir dünyanın mümkün olduğunu görmüşlerdi. 
Yeni Bariz Köyü, 1967. Köyün, yarısından fazlası çiftçi ve geri kalanının servis personeli olması amaçlanan 250 aileye ev sahipliği yapması planlanmış. 
Yeni Bariz Köyünde sıralı odaların avluya çıkan girişleri. Mimari üslubu yalnızca teknik değil estetik açıdan da zengindi. Nubya kubbelerini, İslâm şehirlerinin dar sokaklarını, avlulu ev geleneğini çağdaş bir dille yorumlamıştı. Işık ve gölge oyunlarını ustalıkla kullanmış, kalın duvarlarla doğal yalıtım sağlamıştı. Yapıları gösterişli değil mütevazıydı; fakat insan ölçeğine saygılı, huzurlu ve sıcak mekânlar üretmişti. Onun binalarına girenler bir anıtla değil, yaşayan bir organizmayla karşılaşmış gibi hissetmişti.
Zamanla fikirleri çevreci mimarlık akımlarıyla örtüşmüş, enerji krizi sonrası dünyada daha da anlam kazanmıştı. Doğal havalandırma, pasif soğutma, yerel malzeme kullanımı gibi ilkeler daha sonra “sürdürülebilir mimarlık” adı altında yeniden keşfedilmişti. Oysa Hasan Fethi bunları çok daha önce uygulamıştı. Bu nedenle pek çok araştırmacı onu ekolojik mimarlığın öncülerinden biri olarak anmıştı.

Mimarın Mısır'da kendisi için tasarladığı Fethi Evi (1971). Yapıda tipolojileri ve geleneksel formlarla diğer kültürlerden gelen etkileri birleştirmiş ve kendi stiline dönüştürmüş. Fethi’nin tarzının küçük bir özeti niteliğinde. Hayatının son dönemlerinde Kahire’de daha sakin bir yaşam sürmüş, yazmaya ve öğretmeye devam etmişti. Öğrencileri onu yalnızca bir mimar değil, bir bilge gibi görmüşlerdi. Mütevazı kişiliği, sade yaşam tarzı ve inandığı değerlerden taviz vermemesi saygı uyandırmıştı.
1989 yılında hayata veda ettiğinde arkasında yüzlerce proje, binlerce öğrenci ve güçlü bir düşünce mirası bırakmıştı.

Mısır'ın güneyindeki Luksor'da bulunan Hasan Fethi Miras Köyü, 1950'lerde inşa edilmiştir. Ölümünden sonra değeri daha iyi anlaşılmıştı. Eserleri restore edilmiş, kitapları defalarca basılmış, adı pek çok mimarlık okulunda ders konusu yapılmıştı.
Bugün Afrika’dan Latin Amerika’ya kadar birçok yerde yerel mimariyi savunan hareketler onun izinden gitmişti. Toprak, kerpiç ve geleneksel teknikler yeniden saygınlık kazanmıştı.Hasan Fethi’nin hikâyesi, aslında bir medeniyet hafızasının yeniden hatırlanma hikâyesi olmuştu. O, geçmişi taklit etmemiş; geçmişten öğrenmişti. Modernliğe bütünüyle sırt çevirmemiş; fakat onu yerel bilgelikle dengelemişti. Mimarlığın yalnızca elitlerin değil halkın hizmetinde olması gerektiğini savunmuştu. Bu nedenle o, yalnızca binalar değil, aynı zamanda bir ahlâk ve sorumluluk anlayışı inşa etmişti.

Daru’l-İslâm (1981), Fethi’nin üstlendiği son topluluk projesi. New Mexico’da yer alan kompleks, tarihî Abiquiu köyünün karşısındaki dağlık bir plato üzerinde bir cami ve bir okul binası olarak inşa edilmiş. Bugün onun adı anıldığında akla yalnızca kerpiç evler gelmemiş, insan onuruna yakışır mekânlar kurma ideali gelmişti. Hasan Fethi, toprağın dilini dinlemiş, rüzgârın yönünü anlamış ve mimarlığı insanla tabiat arasında bir barış aracı haline getirmişti. Bu yüzden ardında bıraktığı miras, zamana direnmiş ve hâlâ ilham vermeye devam etmişti.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.