Osmanlı askeri Libya’dan nasıl çekildi?

1912’de Osmanlı subaylarının Trablusgarp’tan tamamen çekildiği iddiası gerçeği yansıtmaz; Uşi Antlaşması sonrası düzenli birlikler geri çağrılsa da Türk subayları ve yerel direnişçiler, Mondros’a kadar bölgede mücadeleyi sürdürmüş, direniş 1918’e dek kesintisiz devam etmiştir.
Enver Paşa ve maiyetindekilerin bu tarihte İstanbul’a dönerek Balkan Harbi’ne katıldıkları doğrudur.
Lakin “Türkler direnişten elini eteğini bu tarihte çekti” demek başta Osman Fuat Paşa olmak üzere Mondros Antlaşmasına kadar çölün ortasında kahramanca savaşan ve Trablusgarp’taki direnişçilerin yanından ayrılmayan Türk subaylarının vebaline girmektir. Kaldı ki Mondros’a ilk itiraz (17. Maddeye) Trablusgarp’taki Türk subaylarından gelecekti.

- Türkler Anadolu dışında üç coğrafyada teamülleri zorlamıştı. Bunlar Medine, Gazze ve Trablusgarp idi.
Evvela bilmeyenler için hadiseyi hatırlayalım.
İstanbul hükümeti başlangıçta İtalyanların bu teşebbüslerini iyi niyetli faaliyetler olarak okumayı tercih etti. İtalya ise her geçen gün Trablusgarp üzerinde yeni haklar elde ediyor, Osmanlı toprağı olan bölgeyi kendisine ait özerk bir yapıymış gibi davranıyordu. İtalyanların ise siyaseten dikkat ettiği tek husus diğer Avrupalı devletleri kızdırmamaya ve gücendirmemeye dikkat etmekti.

İkinci Meşrutiyet, İtalyanlara Trablusgarp kapılarını açıyor
1908 yılında Makedonya bölgesinde dağa çıkan bir grup genç Osmanlı subayı, Sultan Abdülhamid’e meclisi tekrar açarak meşruti sisteme fiilen geçilmesi için yoğun bir baskı uyguluyordu. Güçlü bir istihbarat ağı oluşturarak devletin siyasî gücünü en ücra noktalara kadar ulaştırmayı başaran Sultan İkinci Abdülhamid, kendi subayları arasında meydana gelen örgütlenmenin sınırlarını fark etme konusunda gecikti. Bölgeye gönderdiği üst düzey yetkililerin öldürülmesi veya kaçırılması bu küçük isyanın ülkenin dört bir yanından destek bulmasına neden oldu.

1908 yılında ilân edilen Meşrutiyetten sonra kendi iç siyasetindeki sorunları bir türlü aşamamış Osmanlı Devleti'nde meclis ve Bab-ı Ali sürekli olarak bir gerilim halindeydi. Kendi iç sorunlarıyla uğraşan hükümet bu sebeple Agadir Krizi'ni doğru okuyamamıştı. İngilizlerin de İtalyanların Trablusgarp üzerindeki haklarını meşru gören bir açıklama yapmasından sonra işgal hazırlıklarına başlayan İtalyanlar için yalnızca bir sebep bulmak gerekiyordu. Bu konuda ciddi bir gerekçe üretilemeyince Osmanlı Devleti’ne Trablusgarp’ta yaşayan İtalyanların kötü muameleye uğradığını iddia eden sert bir nota verildi.
Trablusgarp’ın sembolik anlamı
1911 yılı Ekim ayı ortalarında Osmanlı idarecileri İtalyanların Trablusgarp’ı işgal etmeye hazırlandığını ancak idrak etti. Fakat nasıl bir tepki verileceği konusunda ciddi bir kafa karışıklığı söz konusuydu. Bölge Afrika'daki son vatan toprağıydı; ama daha önemlisi Arap coğrafyası başta olmak üzere birçok halk Osmanlı idaresinin bir vatan toprağını kolayca terk etmesini müspet karşılamayacaktı.

- Bu gençlerin içinde Enver, Süleyman Askeri ve Kuşçubaşı Eşref’in en önemli özelliği gerilla tarzı çatışma ve baskın yapma konusunda sahip oldukları tecrübelerdi; Enver Paşa Selanik bölgesinde dağlarda önce çeteleri kovalamış, sonra bizzat kendisi bir isyancı olarak dağa çıkmıştı. Kuşçubaşı Eşref ise özellikle Hicaz bölgesinde uzun yıllar eşkıyalık yapmış; ancak Sultan Abdülhamid’in kendisini affettiğini bildiren irade-i seniyye ile Bursa’da bir çiftliğe yerleştirilebilmişti. Bu iki isim İtalyanlara karşı girişilecek çatışmalarda belirleyici olacaktı. Hatta bilhassa Kuşçubaşı Eşref’in geliştirdiği baskın yöntemleri ilerleyen yıllarda Ömer Muhtar isyanında da yoğun bir biçimde kullanılacaktı.
İtalyanlar tatile gelmişti; karşılarında cihad eden Senûsîleri buldular
Trablusgarp içlerine doğru ilerleme başladığında İtalyan askerleri karşılarında Türk subaylarının emri altında örgütlenmiş yerel halkın sert direnişini buldu. Yerel mücadelede Osmanlı’nın yanında yer alan Senûsîler İtalyanların aksine direnişi yalnızca bir vatan savunması olarak değil, ayrıca dinî bir mücadele olarak görüyordu. Bu yüzden Trablusgarp isteksiz askerlerden oluşan bir işgal gücüne karşı kutsal bir savaş veren birliklerin mücadele sahasına dönüştü.


Arıca direnişte Şeyh Salih Tunusî ve Cezayirli Emir Ali Paşa gibi isimlerin bulunması Trablusgarp direnişinin Cezayir ve Tunus gibi bölgelerde de heyecan duyulmasına sebep oldu. Trablusgarp cephesi Irak’tan Sudan’a Cezayir’den Tunus’a ve Anadolu’ya kadar uzanan bir bölgeden gelen gönüllü askerlerin mücadelesine sahne oluyordu. Hatta Sudan’dan gelen Musa isimli siyahi bir gönüllü savaşta öylesine yararlılık göstermişti ki Millî Cephe komutanı Kuşçubaşı Eşref bu ismi emir eri olarak yanına alacaktı.
Direnişçiler karşı saldırıya geçiyor
Büyük bir şok yaşayan düşmanın kendisine gelmesini beklemek istemeyen Enver Paşa 11 ve 12 Şubat 1912 yılında Derne Vadisi ve Bingazi’nin düşmandan kurtarılması için saldırı emri verdi. İtalyanlar, büyük zayiatlar verdiği bu saldırıları çok zor da olsa durdurmayı başarmıştı; ama Derne vadisi ve Bingazi’de saplanıp kalmıştılar. Ayrıca gece baskınlarında İtalyanlara büyük kayıplar veriliyor, İtalyan ordusu büyük bir kibirle girdiği Trablusgarp’ta hareket edemez hale getirilmişti.
İtalya Trablusgarp stratejisini değiştiriyor
İtalyanlar ilk şoku atlattıktan sonra Trablusgarp komutanı General Caneva’yı görevden aldı. Fakat bu da İtalyan ordusunun durumunu değiştirmedi; ama savaş bölgesinden çok uzakta yaşanan gelişmeler direnişin kaderini değiştirecekti. İtalyanlar İstanbul’u işgal etmek tehdidiyle bölgeye savaş gemileri göndermiş ve On İki Ada’yı işgal etmişti. Balkanlar’da patlak verecek bir savaştan çekinen Osmanlı hükümeti İtalyanlarla 18 Ekim 1912 yılında Uşi Antlaşması'nı imzaladı. Buna göre İtalyanlar On İki Ada’dan çekilecek ve Osmanlı Sultan’ı Trablusgarp'ta halife olarak tanınacaktı. Osmanlı’da buna karşılık bölgedeki subaylarını geri çağıracaktı.
Osmanlı askerleri geri çekilmişti; ama bu subaylar ve Senûsî lider Ahmed Şerif’in başlattığı direniş yalnızca Trablusgarp’ta değil; 700 kilometrelik bir alanda Tunus’tan Libya’ya kadar güçlü bir direniş hattı oluşturmuştu. Bu hat, 1914 yılında başlayacak Birinci Dünya Savaşında çok daha güçlü bir direnişe sahne olacaktı. Yani Uşi Antlaşması ile sanıldığının aksine direnişi Osmanlı için bitmemişti. Aksine Ahmed Şerif öncülüğünde bu direniş büyüyecek hatta İngilizlere karşı Mısır üzerine dahi büyük bir harekât başlatacaktı.


Türkler bölgeden ne zaman ve nasıl çekildi?
- Türk subay ve askerleri Şehzade Osman Fuat Paşa ve İshak Paşaların liderliğinde 18 Ekim 1918 yılında Mondros Antlaşması'nın imzalandığı son güne kadar İtalya’ya karşı Libyalıların yanında savaşmaya devam etti.
Mondros Antlaşması'nın 17. Maddesi buradaki Türk varlığının tamamen ortadan kaldırılmasına dairdi:
Türk subayları bu maddeyi kabul etmeyeceklerini belirterek mücadeleye devam kararı aldı; ancak ne Türklerin savaşacak gücü kalmıştı ne de İtalyanlar daha fazla bir Türk’ü Trablusgarp’ta görmek istiyordu.
Bu yüzden Türk subaylarının İtalyanlar yerine Fransızlara teslim olmasına ve bir kısmının Mısır’a geçişine izin verildi. Lakin Fransızlar, Türklere ihanet ederek onları İtalyanlara teslim etti.
Bereket versin İtalyanlar herhangi bir Türk askerine kötü muamele etmeden İstanbul’a geçişlerine müsaade etti.
Böylece “bir Türk için hariç” Trablusgarp meselesi kapanmıştı. Trablusgarp’taki direnişin peşini bırakmayan kişi Şehit Enver Paşa’nın ağabeyi Nuri Paşa’ydı.
Nuri Paşa, 1923 yılında Mısır’da Ömer Muhtar ile bir görüşme gerçekleştirerek direnişçilere silah ve lojistik sağlamak için bir plan hazırlamıştı. Bu projenin akameti ve Ömer Muhtar’ın mücadelesine Türkiye Cumhuriyeti’nin bakışını sonraki dosyamızda ele alacağız.
Velhasıl, Türkler 1912’de Trablusgarp’tan çekildi ve oradaki kahramanları yüzüstü bıraktı demek 1918’e kadar bölge halkı ile omuz omuza mücadeleyi sürdüren Türk subaylarının aziz hatırasına en basit ifadeyle ihanettir.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.