Yapımcı ve yönetmen Kerime Senyücel: "Sürgüne yazlık elbiselerle, kıştan önce dönerler düşüncesiyle gittiler"

Mart ayında TRT Belgesel’de yayınlanan “Bilûn Sürgünün SonTanığı” Sultan Abdülmecid’in torunu Bilûn Hanım Sultan’ın biyografisimerkeze alınarak hazırlanan emek ve vefa mahsulü birbelgesel. Yapımcı ve yönetmeni Kerime Senyücel çekim süreci vesürgünün bilinmeyenleri hakkındaki soruları Derin Tarih okurları için cevapladı.
1918 doğumlu Bilûn Alpan bugün 99 yaşında. Sultan Abdülmecid’in torunu, Şehzade İbrahim Tevfik Efendi’nin kızı olan Fatma Zehra Sultan’ın kızı. Son şahit olması onun biyografisini merkeze alan, Beyrut’ta bir hanedan belgeseli çekme fikri verdi bana. Ayrıca orada bugüne kadar medyada görünmemiş bazı hanedan mensupları ve arşivleri de vardı.

Beyrut çekimlerini II. Abdülhamid’in torunu Harun Osmanoğlu ve oğlu Orhan Osmanoğlu’yla yaptık. Harun Efendi 1974’ten önce sürgün hayatının geçtiği yerlerde bize yol gösterdi. Ayrıca hanedandan biriyle gidince kapılar daha çabuk açılıyor. Genel olarak Osmanlı ailesi bazı genç üyeler dışında medyaya her zaman mesafeliler. “Osmanoğlu’nun Sürgünü” çalışmalarımın başladığı 2005 yılına dönersek, Bilûn belgeseliyle beraber ABD, Fransa, İsviçre, İngiltere, Lübnan, Ürdün, Suriye ve İstanbul’da 100 civarında hanedan ve aile üyesine ulaşabildim.
Bilûn Hanım Sultan’ın kızı Nahide Jarallah annesinin yanında yaşıyor, ona kol kanat geriyor. Kendisinden 10 yaş küçük kardeşi Yavuz Alpan, kızı Cynthia ve torunu Aya hep birlikteler. Beyrut’ta Osmanlı hanedan ve ailesinden diğer üyeler de var. Mesela Alp Osmansoy. Sultan Abdülaziz’in kızı Esma Sultan’ın torunu. Mimar. Karısı Arwa ile Beyrut’ta yaşıyor. Orada doğup büyümüş; ancak gayet güzel Türkçe konuşuyor. Yanlarında çalışan Ermenilerden öğrendiğini söylüyor. Diğer bir örnek Emel Adra ve Cemil Adra kardeşler. II. Abdülhamid’in torunu Nemika Sultan’ın torunları. Onlar da Beyrut’ta yaşıyorlar. Emel Adra’nın kızı Rima Karimah televizyon yapımcısı.
Görüşmelerinizden edindiğiniz izlenime göre sürgünün ilk yılları nasıl geçmiş?
1924 sürgününden sonra hanedanın bir kısmı Avrupa’ya gitti. Ne de olsa Tanzimat’tan beri Fransa, İsviçre ve Almanya kâh eğitim, kâh sağlık, kâh gezi amaçlı gittikleri yerlerdi. Zaten bu sürgünün de birkaç aylık olduğunu düşünüyorlardı. Batılılaşmaya, modernleşmeye, hatta Cumhuriyet’e karşı değillerdi. Karmaşık günler durulunca politikaya karışmadan bir kenarda yaşama imkânı bulacaklarını umuyorlardı. Ama kadınların sürgünü 1952’ye, erkeklerin ise 1974’e kadar sürdü. Oysa onlar Mart ayında sadece yazlık elbiselerini yanlarına almışlar, hizmetkârlarına da gelmeden önce, kış bastırmadan evlerinin havalandırılmasını tembih etmişlerdi. Avrupa’ya gidenler, özellikle gençler önce kendilerini özgür ve mutlu hissettiler. Ama sınırlı paraları bitince yapayalnız kaldılar; ailenin büyük bir bölümünün yaşadığı ve eski Osmanlı toprakları olan Ortadoğu’ya dönüş yaptılar. Burada aile üyeleri vardı, üstelik eski Osmanlı topraklarında saygı görüyorlardı.
Bilûn Hanım Sultan’ın hayatı önceki soruda bahsettiğim çizgiyi yansıtır. Bu yüzden önemli bir örnektir. Sürgünden sonra ailesiyle Romanya’ya gitmiş, ardından Fransa Nice ve St. Tropez’de yaşamış. Büyükbabası Şam Valisi Kâzım Paşa’nın çağrısı üzerine Hayfa’ya, Filistin’e gitmişler. Oradan da 2. Dünya Savaşı yıllarında Osmanlı hanedanının önemli bir bölümünün yaşadığı Beyrut’a geçmiş ve bugüne kadar hayatını orada geçirmiş.
2015 Ağustos’unda, danışmanımız Orhan Osmanoğlu ile ön araştırma için Beyrut’a gittiğimde konuya mesafeli bakıyordu. Hatta tanışmış ve çalışmış olmamıza rağmen pek de istekli değildi. Halife Abdülmecid sürgünün ilk yıllarında para sıkıntısı çekmesine rağmen Amerika, İngiliz, Fransız basınından ülkesi ve Cumhuriyet aleyhine para karşılığı röportaj vermesi için yaptıkları teklifleri kabul etmemiştir. Hanedan üyeleri uzun ve zor sürgün yıllarında ülkeleri aleyhine tek laf etmemişlerdir. Bilûn Hanım Sultan’ı, kızı Nahide ve kardeşi Yavuz Alpan’ı belgeselim için ikna etme konusunda yeğeni Cynthia Alpan’ın çok büyük yardımı oldu. Belgeselin de danışmanı olan Cynthia, yavaş yavaş belgesel çalışmasını kabullenmelerini sağladı.
Bilûn Hanım Sultan’da büyük bir vatanseverlik ve vatanına kırgınlık duygusu yan yana yaşıyor. 6 yaşında ülkeyi terk ettiği halde düzgün bir İstanbul Türkçesiyle konuşuyor. Hayatının 80 yılı Arapça konuşulan bir ülkede geçtiği halde kırık dökük, günlük konuşmaya yetecek bir Arapça bilgisi var. Bu arada 1952’de hanedanın kadın üyelerine af çıkınca İstanbul’u ziyaret etmiş ama yerleşme ve vatandaşlık alma çabaları uzun, engelli ve yorucu olmuş. Bu çabalar sürerken iç savaşların sürdüğü Lübnan’da evi ve eşyaları yağmalanmış. Bu yüzden kendisine “Siz aslında bir vatanseversiniz” dediğimde, “Vatandan ne anladım ki? Ne gördüm ki?” şeklindeki cevabı hissiyatının bir özeti bence.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.