ABD’nin yeni stratejisini anlamak

Adem Bilal
10:00, 03/02/2026, SalıG: Güncelleme: 11:07, 03/02/2026, Salı
CategoryGerçek Hayat
Gerçek Hayat Dergi
ABD’nin yeni stratejisini anlamak
ABD’nin yeni stratejisini anlamak

Filistin örneği başta olmak üzere USAID yardımlarını bloke edip kurumu işlevsiz bırakan, fakat israil ve SDG gibi “makbul adresler”i her türlü kısıntıdan muaf tutan bir zihniyetin arka planını iyi okumak lazım. ABD içine doğru büzülmüyor aslında. Öyle bir görüntü vermeye çalışması kimseyi yanıltmasın. “Önce Amerika” sloganıyla, beraber yürüdüğü müttefiklerin ağır yükünden kurtulup tamamen kendi menfaatlerine odaklı “maksimum fayda” çevikliğine kavuşmaya çalışıyor.

Washington yönetimi Kasım 2025 tarihli ABD Millî Güvenlik Stratejisi’ni 5 Aralık’ta kamuoyuna duyurdu. Bu yeni strateji belgesine Trump’ın “Önce Amerika” sloganının damgasını vurduğunu pekâlâ söyleyebiliriz. Nitekim AB cephesinden yeni belgeye gelen tepkinin “geçmiş millî strateji belgelerinden bir sapma” tespitiyle ortaya konulması da bunu teyit ediyor.

Birinci Trump dönemindeki 55 sayfalık strateji belgesi dikkate alındığında 29 sayfalık yeni belgenin hayli kısa olduğu göze çarpıyor. Belgenin muhtevasıysa İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ABD önderliğindeki dünya tasavvurundan tamamen kendi çıkarlarına odaklı ve dar kapsamlı bir millî stratejik plana dönüşümü yansıtıyor. Trump’ın konuşmalarında sık sık vurguladığı “kendi menfaatlerini unutup küresel yükleri sırtlayan” ABD anlayışından uzaklaşmak adına çıkarılan bir yol haritası var ortada.

Filistin örneği başta olmak üzere USAID yardımlarını bloke edip kurumu işlevsiz bırakan, fakat israil ve SDG gibi “makbul adresler”i her türlü kısıntıdan muaf tutan bir zihniyetin arka planını iyi okumak lazım. ABD içine doğru büzülmüyor aslında. Öyle bir görüntü vermeye çalışması kimseyi yanıltmasın. “Önce Amerika” sloganıyla, beraber yürüdüğü müttefiklerin ağır yükünden kurtulup tamamen kendi menfaatlerine odaklı “maksimum fayda” çevikliğine kavuşmaya çalışıyor.
Filistin örneği başta olmak üzere USAID yardımlarını bloke edip kurumu işlevsiz bırakan, fakat israil ve SDG gibi “makbul adresler”i her türlü kısıntıdan muaf tutan bir zihniyetin arka planını iyi okumak lazım. ABD içine doğru büzülmüyor aslında. Öyle bir görüntü vermeye çalışması kimseyi yanıltmasın. “Önce Amerika” sloganıyla, beraber yürüdüğü müttefiklerin ağır yükünden kurtulup tamamen kendi menfaatlerine odaklı “maksimum fayda” çevikliğine kavuşmaya çalışıyor.

Maksimum fayda çevikliği

Bunu bir izolasyon tercihiyle yorumlamak doğru olmaz elbette. Tam aksine Filistin örneği başta olmak üzere USAID yardımlarını bloke edip kurumu işlevsiz bırakan, fakat israil ve SDG gibi “makbul adresler”i her türlü kısıntıdan muaf tutan bir zihniyetin arka planını iyi okumak lazım. ABD içine doğru büzülmüyor aslında. Öyle bir görüntü vermeye çalışması kimseyi yanıltmasın. “Önce Amerika” sloganıyla, beraber yürüdüğü müttefiklerin ağır yükünden kurtulup tamamen kendi menfaatlerine odaklı “maksimum fayda” çevikliğine kavuşmaya çalışıyor.

Mevcut durumdan en hoşnutsuz kalanın AB olması da gayet doğal bir hâdise. Zira Avrupa ülkeleri Marshall yardımlarından bu yana ABD’ye fena halde yanladılar ve bilhassa savunma gibi maliyetli işleri NATO vasıtasıyla doğrudan ABD’nin sırtına yüklemeye alıştılar. Sonsuza dek dünyanın refah adacığı olarak kalamayacakları Ukrayna kriziyle anlaşıldı, takke düştü ve kel göründü.

Biden yönetiminin Putin’i tahrik ederek Ukrayna işgaline adeta davetiye çıkarmasını bir de buradan okumak lazım. Böylece meselenin Biden-Trump çekişmesini aşıp, ABD menfaatleri açısından bir satranç oyunu olduğunu en başından görmüş olacağız.

Ukrayna meselesinde neredeyse tamamen Putin’in tezlerini masaya süren ABD barış planının, Avrupa’yı nasıl dehşete düşürdüğünü hatırlayalım. Trump, ABD’nin önceliğini Ukrayna’nın nadir elementleri olarak belirledi ve hatta Putin ile bu konuda bir işbirliği bile gündeme geldi. Avrupa’nın sınırlarının nereden başlayacağı, dolayısıyla Kırım ve Donbass gibi son derece stratejik konular ABD açısından bir hiç mesabesinde.
Ukrayna meselesinde neredeyse tamamen Putin’in tezlerini masaya süren ABD barış planının, Avrupa’yı nasıl dehşete düşürdüğünü hatırlayalım. Trump, ABD’nin önceliğini Ukrayna’nın nadir elementleri olarak belirledi ve hatta Putin ile bu konuda bir işbirliği bile gündeme geldi. Avrupa’nın sınırlarının nereden başlayacağı, dolayısıyla Kırım ve Donbass gibi son derece stratejik konular ABD açısından bir hiç mesabesinde.

Avrupa kimin umrunda?

Nitekim 2017 yılındaki Birinci Trump yönetiminin strateji belgesinde Hint-Pasifik bölgesinden sonra en öncelikli ikinci bölge Avrupa iken, 2025 belgesinde gözden düşerek üçüncü sıraya gerilemiş durumda.

Dahası, Avrupa’yı basbayağı aşağılayan ve AB gibi çatı kurumları çileden çıkartan satırlar dikkat çekiyor:

“Amerikalı yetkililer, Avrupa’nın sorunlarını yetersiz askerî harcamalar ve ekonomik durgunluk cihetinden düşünmeye alışmış durumda. Bunda bir doğruluk payı mevcut fakat Avrupa'nın gerçek sorunları daha da derin. Kıta Avrupası, küresel zenginlikteki payını kaybediyor; 1990'da yüzde 25 olan bu pay, bugün yüzde 14'e değin düştü. Bu düşüş, kısmen yaratıcılığı ve çalışkanlığı baltalayan millî ve uluslararası mevzuatlardan kaynaklanıyor.

Fakat bu ekonomik gerileme, medeniyetin yok oluşunun gerçek ve daha çarpıcı ihtimali karşısında ehemmiyetsiz kalıyor. Avrupa'nın karşı karşıya olduğu daha büyük meseleler arasında;

- Siyasi özgürlüğü ve egemenliği baltalayan AB ve diğer uluslararası kuruluşların faaliyetleri,

- Kıtayı dönüştüren ve çatışma yaratan göç politikaları,

- İfade özgürlüğünün sansürlenmesi ve siyasi muhalefetin bastırılması,

- Düşen doğum oranları,

- Millî kimlik ve özgüven kaybı yer alıyor.

Mevcut eğilimler devam ederse, kıta 20 yıl veya daha kısa sürede tanınmaz hâle gelecek. Bu durumda bazı Avrupa ülkelerinin “güvenilir” müttefik olarak kalabilmek için yeterince güçlü ekonomilere ve ordulara sahip olup olmayacakları hiç de net değil. Bu ülkelerin çoğu şu anki mevcut gidişatta ısrar ediyor. Avrupa'nın Avrupa olarak kalmasını, medeniyet özgüvenini yeniden kazanmasını ve mevzuat darboğazına odaklı başarısız yaklaşımı terk etmesini talep ediyoruz.”

Ukrayna meselesinde neredeyse tamamen Putin’in tezlerini masaya süren ABD barış planının Avrupa’yı nasıl dehşete düşürdüğünü hatırlayalım. Trump, ABD’nin önceliğini Ukrayna’nın nadir elementleri olarak belirledi ve hatta Putin ile bu konuda bir işbirliği bile gündeme geldi. Avrupa’nın sınırlarının nereden başlayacağı, dolayısıyla Kırım ve Donbass gibi son derece stratejik konular, ABD açısından bir hiç mesabesinde. Zaten şu satırlar da bunu söylemiyor mu?

“Avrupalı müttefikler, nükleer silahlar haricinde neredeyse her ölçekte Rusya'ya karşı önemli bir sert güç avantajına sahip olsalar da bu özgüven eksikliği, Avrupa'nın Rusya ile ilişkilerinde en bariz şekilde müşahede ediliyor.”

Suudi veliahtı Bin Selman’a yapılan cafcaflı karşılamayı, havada uçuşan trilyon dolarları bir kenara bırakabilirsiniz. Zira hepsi Trump’ın ‘One man show’undan ibaret. Gösteri bitip gerçekler kâğıda dökülünce belgede görüldüğü gibi Ortadoğu’yu kimsenin iplemediği ortaya çıkıyor. “Ortadoğu’nun hem uzun vadeli planlamada hem de günlük uygulamada Amerikan dış politikasını domine ettiği günler şükürler olsun ki sona erdi.” Evet, yanlış okumadınız. Yeni strateji belgesinde aynen böyle yazıyor.
Suudi veliahtı Bin Selman’a yapılan cafcaflı karşılamayı, havada uçuşan trilyon dolarları bir kenara bırakabilirsiniz. Zira hepsi Trump’ın ‘One man show’undan ibaret. Gösteri bitip gerçekler kâğıda dökülünce belgede görüldüğü gibi Ortadoğu’yu kimsenin iplemediği ortaya çıkıyor. “Ortadoğu’nun hem uzun vadeli planlamada hem de günlük uygulamada Amerikan dış politikasını domine ettiği günler şükürler olsun ki sona erdi.” Evet, yanlış okumadınız. Yeni strateji belgesinde aynen böyle yazıyor.

Üç maddede Ortadoğu

Madem hiçlikten bahis geçti, Ortadoğu’yu anmadan olmaz. Ortadoğu, 2025 strateji belgesinde sadece üç paragraftan ibaret Afrika’dan sonra en ehemmiyetsiz bölge olarak işaretlenmiş. Konu başlığı meseleyi özetler mahiyette: “Orta Doğu: Yükleri Paylaşın, Barışı İnşa Edin.” Hemen peşinden bölgenin niçin önceliğini yitirdiği şöyle anlatılıyor:

“En az yarım yüzyıldır Amerikan dış politikası, Ortadoğu'ya diğer tüm bölgelerin üzerinde bir öncelik verdi. Bunun sebepleri açık:

- Ortadoğu on yıllarca dünyanın en önemli enerji tedarikçisiydi.

- Çift kutuplu süper güç rekabetinin başlıca sahnesiydi.

- Daha geniş coğrafyalara, hatta kendi kıyılarımıza sıçrama tehdidi oluşturan çatışmalarla doluydu.

Bugün bu dinamiklerden en az ikisi artık geçerli değil.

- Enerji kaynakları büyük ölçüde çeşitlendi ve ABD bir kez daha enerji ihracatçısı oldu.

- Çift kutuplu süper güç rekabeti, yerini çok kutuplu büyük güçlerin çekişmesine bıraktı.

- ABD, Başkan Trump'ın Körfez'deki Arap ortakları ve israil ile olan ittifaklarımızı başarılı bir şekilde canlandırmasıyla güçlü ve imrenilen bir konumu elinde tutuyor. Çatışma, Ortadoğu'nun en sorunlu dinamiği olmaya devam etse de bugün bu sorun, manşetlere yansıyandan daha az ciddi.”

Suudi veliahtı Bin Selman’a yapılan cafcaflı karşılamayı, havada uçuşan trilyon dolarları bir kenara bırakabilirsiniz. Zira hepsi Trump’ın ‘One man show’undan ibaret. Gösteri bitip gerçekler kâğıda dökülünce belgede görüldüğü gibi Ortadoğu’yu kimsenin iplemediği ortaya çıkıyor.

“Ortadoğu'nun hem uzun vadeli planlamada hem de günlük uygulamada Amerikan dış politikasını domine ettiği günler şükürler olsun ki sona erdi.”

Evet, yanlış okumadınız. Yeni strateji belgesinde aynen böyle yazıyor.

Devamında, “bunun nedeni Ortadoğu'nun artık önemsiz olması değil, bir zamanlar olduğu gibi sürekli bir rahatsızlık odağı ve yakın bir felaketin potansiyel kaynağı olmaması” demelerine bakmayın. Burası, meselenin “çevir kazı yanmasın” kısmı.

ABD açısından Ortadoğu, üç maddelik basit bir formülden ibaret.

- Bölgeyi israilin menfaatlerine sabitle.

- Bölücü aparatları ikinci israil opsiyonu olarak cepte tut.

- İran kozuyla zengin Körfez ülkelerini inek gibi sağ.

Dolayısıyla İran, ABD için Arapları sağmaya yarayan bir aparattan ötesi değil. Zaten kendi varlığını ABD’nin varlığına adayan, ülkesini tepeden tırnağa Ortadoğu’daki CIA karargâhına çeviren İran Şahı’nın nasıl olup da baldırı çıplak Şii mollalar tarafından devrildiği bugün bile bir muamma. O günleri bizzat yaşayanlar da buna bir mânâ verebilmiş değil. Nitekim İran Şahı’nın, son günlerinde kendisini ziyaret eden Kissinger’e “Ben bilirim, bu mollaların böyle bir gücü yok, bunun arkasında CIA var. Peki, beni niçin silip attınız” mealinde konuştuğu ve Kissinger’in tek kelime etmediği rivayet edilir.

Şii yayılmacılığını ve bunun paralelinde Irak, Lübnan, Suriye, Yemen ekseninde yaşananları, bölgedeki Arap devletlerinin bütün bunlara verdiği tepkileri bu bağlamda bir daha düşünmekte fayda var.

Bölgeyi israil menfaatlerine sabitlemek bugünün meselesi değil. 1948’den bu yana devam eden bir Amerikan geleneği bu. Trump da büyük bir iştahla bu geleneği en uç noktalara taşımakta kararlı görünüyor. Kudüs’ü başkent olarak tescilinden tutun Gazze katliamına ortak oluşuna değin pervasız bir siyonist görüntüsü vermekte tereddüt etmiyor. Kendine atfettiği sözde barış planı da aslında Netanyahu imzası taşıyor.

Bölücü aparatlar yahut ikinci israil meselesi mühim, bunu müstakil olarak ele alacağız.

Tipik Trump söylemi bu. Yani diyor ki: “Biz liberal ideolojiyi yayma gibi zırvalar ile uğraşırken Çin geldi, Afrika’da ticareti tamamen ele geçirmek suretiyle içimizden geçti. Artık bizim de aç karına demokrasi havariliğini bırakıp ekmek getiren işlere öncelik vermemiz gerekiyor. Afrika’nın bol doğal kaynaklarını ve gizli ekonomik potansiyelini keşfedip, Çin’i burada sınırlamak lâzım.”
Tipik Trump söylemi bu. Yani diyor ki: “Biz liberal ideolojiyi yayma gibi zırvalar ile uğraşırken Çin geldi, Afrika’da ticareti tamamen ele geçirmek suretiyle içimizden geçti. Artık bizim de aç karına demokrasi havariliğini bırakıp ekmek getiren işlere öncelik vermemiz gerekiyor. Afrika’nın bol doğal kaynaklarını ve gizli ekonomik potansiyelini keşfedip, Çin’i burada sınırlamak lâzım.”

Çin korkusu bitmedi

Asya-Pasifik hattına gelince, Trump’ın ilk döneminde stratejik öncelik bakımından en gözde bölgeydi. Çin korkusunu iliklerine kadar hisseden Trump’ın denediği onca yaptırım ve gümrük vergileri sivrisinek vızıltısından öteye gidemeyince stratejik önemi de Batı Yarımküre’nin yani ABD ve Çevre Ülkeleri’nin ardından ikinci sıraya geriledi. Fakat bu durum, meselenin her şeye rağmen sıcaklığından bir şey kaybetmediğini, rekabetin küresel ölçekte kıran kırana süreceğini de gösteriyor.

Üç paragraflık Afrika bahsindeki şu tespit de bunun işareti:

“Uzun zamandır, Amerika'nın Afrika'daki politikası liberal ideolojiyi sağlamaya ve daha sonra yaymaya odaklanmıştı. ABD bunun yerine, çatışmaları hafifletmek, karşılıklı yarar sağlayan ticaret ilişkilerini geliştirmek ve Afrika'nın bol doğal kaynaklarını ve gizli ekonomik potansiyelini kullanabilecek bir yatırım ve büyüme paradigmasına geçiş yapmak için seçilmiş ülkelerle ortaklık kurmaya yönelmelidir.

Tipik Trump söylemi bu. Yani diyor ki: “Biz liberal ideolojiyi yayma gibi zırvalar ile uğraşırken Çin geldi, Afrika’da ticareti tamamen ele geçirmek suretiyle içimizden geçti. Artık bizim de aç karına demokrasi havariliğini bırakıp ekmek getiren işlere öncelik vermemiz gerekiyor. Afrika’nın bol doğal kaynaklarını ve gizli ekonomik potansiyelini keşfedip, Çin’i burada sınırlamak lâzım.”

Trump’ın Çin korkusunu en iyi yansıtan satırlar ise şöyle:

“Amerika’nın ekonomik bağımsızlığını yeniden tesis etmek için mütekabiliyet ve adalet prensiplerini öncelikli olarak ele alıp, Amerika'nın Çin ile ekonomik ilişkisini yeniden dengeleyeceğiz. Çin ile ticaret dengeli olmalı ve hassas olmayan faktörlere odaklanmalı. Eğer Amerika büyüme yolunda kalırsa ve Pekin ile gerçekten mütekabiliyeti esas alan avantajlı bir ekonomik ilişkiyi sürdürüp bunu başarabilirse, 2025'teki mevcut 30 trilyon dolarlık ekonomimizi 2030'larda 40 trilyon dolara doğru ilerletmiş oluruz; bu da ülkemizi dünyanın önde gelen ekonomisi statüsünü koruma noktasında imrenilecek bir konuma getirecektir.”

Çin’i Hindistan ile çevreleme stratejisini de unutmamak lâzım.

“Hindistan ile ticari (ve diğer) ilişkilerimizi geliştirmeye devam etmeli ve Yeni Delhi'yi, Avustralya, Japonya ve Amerika Birleşik Devletleri ile devam eden dörtlü işbirliği dâhil olmak üzere, Hint-Pasifik güvenliğine katkıda bulunmaya teşvik etmeliyiz. Dahası, müttefiklerimizin ve ortaklarımızın eylemlerini, herhangi bir rakip ülkenin tek başına egemenliğini önleme konusundaki ortak çıkarımızla uyumlu hâle getirmek için de çalışacağız.”

Bölücü aparatlar ve ikinci israil planı

ABD’nin stratejik yaklaşımlarında değişen dünyanın dinamiklerine göre yenilenmeler olması kaçınılmaz bir durum. Kendi tâbirleriyle “yarım yüzyıldır en öncelikli bölge olan Ortadoğu’nun gözden düşmesi” de bu bağlamda anlaşılabilir bir hâdise.

Fakat Ortadoğu konusunda taviz vermeyecekleri hususların altını itinayla çizmeyi de ihmal etmemişler. Neymiş onlar?

- Körfez enerji kaynaklarının açık bir düşmanın eline geçmemesi.

- Hürmüz Boğazı ile Kızıldeniz'in açık tutulması.

- Bölgenin, Amerikan çıkarlarına veya Amerikan topraklarına karşı terörün kuluçka merkezi olmaması veya terör ihraç etmemesi.

- israilin güvenliğinin güvence altına alınması.

- İbrahim Anlaşmaları’nın bölgedeki daha fazla ülkeyi ve İslam âlemindeki diğer ülkeleri içine alacak şekilde genişletilmesi.

Taviz verilmeyecek hususların en başında israilin geldiğini görmemek için kör olmak lâzım. Zaten “ABD açısından Ortadoğu, üç maddelik basit bir formülden ibaret” deyip sıralamıştık.

- Bölgeyi israilin menfaatlerine sabitle.

- Bölücü aparatları ikinci israil opsiyonu olarak cepte tut.

- İran kozuyla zengin Körfez ülkelerini inek gibi sağ.

Yeni strateji belgesinin yayınlanmasının hemen ardından ABD cihetinden gelen yeni bir haber ise ikinci israil opsiyonu için düğmeye basıldığını söylüyor. Zira ABD Kongresi;

- Peşmerge’yi “Millî Güvenlik Ortağı” olarak ilan etmiş.

- Bağdat’a ambargo uygulansa bile Peşmerge’nin bütçesinin kesilmeyeceğini taahhüt etmiş.

- Suriye için de şerh düşerek, SDG’yi ülke geleceğinin bir parçası olarak tayin etmiş.

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026