Amiral Cihat Yaycı tek tek anlattı: ABD - İran anlaşması barış mı, tehdidin yönetilmesi mi?

ABD ile İran arasında gündeme gelen 14 maddelik anlaşma taslağına ilişkin tartışmalar sürerken, Topkapı Üniversitesi Öğretim Üyesi ve GZT YouTube Harita Programı konuğu Müstafi Tümamiral Cihat Yaycı, metne ilişkin kapsamlı bir değerlendirme yaptı. Yaycı, taslağın ilk bakışta savaşın sona erdirilmesi, Hürmüz Boğazı’nın açılması, yaptırımların kaldırılması ve İran’ın nükleer programının sınırlandırılması gibi başlıklar içerdiğini ancak detaylı incelendiğinde bunun “barıştan çok tehdit yönetimi” niteliği taşıdığını ifade etti.
Topkapı Üniversitesi Öğretim Üyesi ve GZT YouTube Harita Programı konuğu Müstafi Tümamiral Cihat Yaycı, ABD ile İran arasında gündeme gelen 14 maddelik anlaşma taslağını masaya yatırdı. İlk bakışta savaşı durdurmayı, Hürmüz Boğazı’nı açmayı, yaptırımları kaldırmayı ve İran’ın nükleer programını sınırlandırmayı hedefleyen bu metnin göründüğü kadar masum olmadığını belirten Yaycı, meselenin yalnızca ABD ile İran arasında olmadığını vurguladı. Müstafi amiral; bu metnin İsrail’in güvenliği, Lübnan’daki işgal, Suriye’deki fiilî durum, Hürmüz Boğazı, Körfez’deki Amerikan askerî varlığı, İsrail’in silahlanma gerekçesi ve Ortadoğu’nun yeniden dizaynı bakımından birlikte değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Anlaşma maddelerinin tek tek değerlendirilmesi
Taslağın ilk maddesinde yer alan savaşın sona erdirilmesi ve güç kullanılmaması taahhüdünün en başta olumlu göründüğünü belirten Yaycı, ancak metindeki "tüm cepheler" ifadesinin büyük bir muğlaklık barındırdığına dikkat çekti. Bu cephelerin içine Lübnan, Suriye, Yemen veya Irak’taki milis yapıların girip girmediğinin belirsiz olduğunu ifade eden Yaycı, eğer sadece doğrudan bir ABD-İran çatışması kastediliyorsa, İsrail'in bölgedeki askerî varlığı sürdükçe gerçek bir bölgesel barıştan söz edilemeyeceğini dile getirdi. Tarafların egemenlik ve toprak bütünlüğüne saygı göstermesini öngören ikinci maddeyi de değerlendiren Yaycı, kâğıt üzerinde önemli olan bu maddenin pratikte ciddi sorunlar doğuracağını, zira İran'ın yaptırımları, ABD'nin ise vekil güçleri egemenlik ihlali olarak göreceğini belirtti. Burada asıl dikkat çekici noktanın, metnin İsrail’in Lübnan ve Suriye’de işgal ettiği alanlardan çekilmesini açıkça düzenlememesi olduğunu söyleyen Yaycı, bunu "büyük bir boşluk" olarak nitelendirdi.
Nihai anlaşma için öngörülen 60 günlük müzakere sürecinin taraflara sadece zaman kazandıracağını ifade eden Yaycı, ABD'nin petrol piyasalarını sakinleştirmek, İran'ın ise nefes alıp iç kamuoyuna "direndik" mesajı vermek istediğini, ancak bu kadar kısa sürede nükleer program, füze kapasitesi ve vekil güçler gibi devasa başlıkların çözülmesinin imkânsız olduğunu aktardı. ABD'nin deniz ablukasını kaldırması ve güçlerini geri çekmesi maddesinin de son derece kritik olduğunu belirten müstafi amiral, bu çekilmenin rasyonel olmadığını, Bahreyn'deki 5. Filo'nun veya Katar, Irak, Kuveyt gibi ülkelerdeki üslerin kapanmayacağını savundu. Washington'ın bölgedeki varlığının sadece İran'a bağlı olmadığını; enerji yolları, Çin’in kontrolü ve Körfez monarşileri üzerindeki güvenlik şemsiyesinin asıl dayanaklar olduğunu hatırlattı.
Hürmüz Boğazı'ndaki ticari trafiğin savaş öncesine döndürülmesi maddesindeki muğlaklıklara da değinen Yaycı, boğazın güvenliğinin kimin tarafından sağlanacağının ve Devrim Muhafızları'na bir sınırlama getirilip getirilmeyeceğinin belirsiz olduğunu söyleyin. İran'ın yeniden imarı için öngörülen 300 milyar dolarlık ekonomik planın parayı kimin finanse edeceği ve bunun nükleerden vazgeçme şartına bağlanıp bağlanmayacağı konusunda açık olmadığını belirten Yaycı, yaptırımların kaldırılması maddesinde de büyük bir tuzak olduğunu, yaptırımların tamamen kaldırılması yerine "askıya alınması" durumunda İran'ın sürekli ABD baskısı ve denetimi altında kalacağını vurguladı.
İran'ın nükleer silah üretmeyeceğini teyit ettiği maddenin tek başına yeterli olmadığını ifade eden Topkapı Üniversitesi Öğretim Üyesi Yaycı, asıl meselenin İran’ın kısa sürede nükleer silah üretebilecek teknik kapasiteye sahip bir "nükleer eşik devlet" olarak kalıp kalmayacağı olduğunu dile getirdi. Uranyum zenginleştirme oranları, mevcut stoklar ve Natanz, Fordo gibi tesislerin geleceği netleşmeden bu maddenin gerçek bir güvenlik sağlamayacağını ekleyen amiral, "mevcut faaliyet seviyesinin korunmesi" maddesindeki "mevcut seviye" ifadesinin de yoruma açık ve belirsiz olduğunu belirtti.

İran petrolü, bankacılık ve taşımacılık faaliyetlerine muafiyet getiren maddenin ekonomi için hayati olduğunu ancak kapsamının belirsizliğini koruduğunu söyleyen Yaycı, dondurulmuş varlıkların "kademeli" olarak serbest bırakılması ifadesinin de paranın kullanım alanına sınır getirilip getirilmeyeceği sorusunu doğurduğunu, bunun tam bir mali serbestlik anlamına gelmeyebileceğini ifade etti. Anlaşmanın kaderini belirleyecek olan ortak denetim mekanizmasının kimlerden oluşacağı ve İsrail'in bu denetimlerden bilgi alıp almayacağı sorusunun uzlaştırılamaması halinde anlaşmanın kâğıt üzerinde kalacağını aktaran Yaycı, İran'ın ABD'ye güvenmediği için önce güvence istediğini, ABD'nin ise önce taviz beklediğini, bunun da sürecin en büyük açmazı olduğunu belirtti. Son olarak nihai anlaşmanın BM Güvenlik Konseyi kararıyla onaylanması maddesinin uluslararası meşruiyet sağlasa da Rusya, Çin ve ABD iç politikası nedeniyle bu sürecin de oldukça zorlu geçeceğini vurguladı.

Metinde olmayan en kritik hususlar
Müstafi Tümamiral Cihat Yaycı’ya göre bu anlaşmanın en önemli tarafı sadece yazılanlar değil, bilinçli olarak yazılmayanlardır. Taslak metinde İsrail’in Lübnan’da işgal ettiği veya fiilen tuttuğu yerlerden çekilmesine dair açık ve bağlayıcı hiçbir hüküm bulunmadığına dikkat çeken Yaycı, eğer bölgede gerçek bir barış isteniyorsa ve İran’a "vekillerini durdur" deniliyorsa, İsrail’in de Lübnan’dan çekilmesinin masaya konulması gerektiğini, aksi takdirde bu anlaşmanın bir barış metni değil, tek taraflı bir dengeleme metni olacağını belirtti.
Aynı durumun Suriye için de geçerli olduğunu ifade eden Yaycı, İsrail'in Golan tepeleri çevresi ve tampon bölge hattında oluşturduğu fiilî durumun metinde ele alınmadığını hatırlattı. İran'ın bölgesel etkisi sınırlandırılırken İsrail'in bölgesel genişlemesinin neden sınırlandırılmadığı sorusunu yönelten müstafi amiral, taslakta İsrail’in silahlanmasını sınırlayan hiçbir maddenin de bulunmadığının altını çizdi. İran’ın nükleer programı ve füzeleri tartışılırken; İsrail’in nükleer kapasitesi, gelişmiş hava gücü ve ABD’den aldığı devasa askerî desteğin tartışılmamasının, anlaşmanın simetrik değil asimetrik olduğunu ve tamamen ABD-İsrail güvenlik mimarisinin temelini korumayı amaçladığını kanıtladığını söyledi.
Muğlak noktalara dikkat çekti
Cihat Yaycı, bu taslağın en büyük probleminin baştan aşağı bir muğlaklık sarmalı olması şeklinde özetledi. Nükleer programın, füze programının, vekil güçlerin geleceğinin ve Hürmüz rejiminin net olmadığını belirten Yaycı; yaptırımların tamamen kaldırılması mı yoksa askıya alınması mı sorusunun cevapsız olduğunu ifade etti. ABD’nin geri çekilmesinin taktiksel mi stratejik mi olduğunun açık olmadığını, İsrail'in Lübnan ve Suriye'den çekilmesine ya da silahlanmasını sınırlamaya dair hiçbir maddenin bulunmadığını vurgulayan amiral, bu durumun anlaşmanın gerçek amacının sorgulanmasını zorunlu kıldığını dile getirdi.

ABD’nin tutumu ne olur?
ABD’nin hedefinin İran’ı tamamen yok etmek olmadığını açıkça belirten Yaycı, Washington'ın asıl amacının İran’ı kontrol edilebilir seviyede tutmak olduğunu ileri sürdü. Çünkü tamamen çöken bir İran'ın da kaos, göç dalgaları, enerji krizleri ve radikal örgütlerin türemesi gibi nedenlerle ABD için büyük bir risk doğuracağını ifade etti. ABD açısından en uygun tablonun; İran’ın nükleer silaha sahip olmaması, Hürmüz’ü kapatamaması, İsrail’e doğrudan varoluşsal bir tehdit oluşturamaması ancak tehdidin tamamen de bitmemesi olduğunu söyleyen Yaycı, çünkü tehdit tamamen biterse ABD’nin Körfez’deki varlık gerekçesinin zayıflayacağına dikkat çekti.
İsrail’in tutumu ne olur?
İsrail’in, İran’ın yalnızca nükleer silah üretmemesini asla yeterli görmeyeceğini belirten Cihat Yaycı, Tel Aviv'in asıl taleplerini sıraladı. İsrail'in; İran'ın nükleer eşiğe yaklaşmamasını, zenginleştirilmiş uranyum stoklarının tasfiyesini, altyapının sökülmesini, füze kapasitesinin sınırlandırılmasını ve Hizbullah dahil tüm vekil güçlere desteğin kesilmesini istediğini aktardı. Buna karşın, İsrail’in Lübnan’dan ve Suriye’den çekilmesi konusunda metinde hiçbir sert hükmün yer almamasının İsrail açısından muazzam bir avantaj olduğunu, böylece İran sınırlanırken İsrail’in mevcut askerî kazanımlarının ve hareket serbestisinin tamamen korunduğunu vurguladı.

ABD–İsrail ilişkisi çerçevesinde durum
ABD’de Kongre, savunma sanayii, medya, düşünce kuruluşları ve güvenlik bürokrasisi içinde İsrail yanlısı lobinin son derece güçlü olduğunu hatırlatan Yaycı, ABD’nin İsrail’in niteliksel askerî üstünlüğünü koruma politikasının yerleşik bir ilke olduğunu ifade etti. Bu nedenle Washington'ın, İsrail’in temel güvenlik çıkarlarını açıkça zedeleyen bir anlaşmayı kolay kolay imzalamayacağını belirtti. Ancak ABD ile İsrail’in yöntemlerinin her zaman aynı olmayabileceğine de değinen müstafi amiral, hedef aynı olsa bile İsrail'in İran'ın tamamen etkisizleşmesi için askerî baskıyı, ABD’nin ise onun yönetilebilir seviyede kalması için kontrollü anlaşmayı tercih edebileceğini söyledi.
ABD’nin Körfez’de kalma nedeni
İran tehdidi tamamen ortadan kalksa bile ABD’nin Körfez’den hemen çekilmeyeceğini, bölgede kalmak için hızla yeni güvenlik başlıkları ve gerekçeler üreteceğini belirten Cihat Yaycı; küresel enerji güvenliği, Hürmüz Boğazı’nın korunması, Çin’in enerji damarlarının kontrol altında tutulması, Körfez ülkelerinin bağımlılığı, terörle mücadele, deniz ticaret yolları, siber tehditler ve kritik altyapı güvenliği gibi başlıkların ABD tarafından bölgede kalıcı olmak adına ileri sürüleceğini aktardı.
İsrail’in silahlanma gerekçesi
İran tehdidinin tamamen ortadan kalkması durumunda İsrail’in olağanüstü silahlanma söyleminin kısmen zayıflayacağını kabul eden Yaycı, ancak İsrail güvenlik doktrininin sürekli bir tehdit algısına dayandığını ve bunu kolay kolay bırakmayacağını ifade etti. İsrail'in böyle bir durumda Hizbullah ve Hamas tehdidini, Suriye sahasını, Kızıldeniz güvenliğini, bölgesel istikrarsızlığı ve stratejik derinlik eksikliğini bahane ederek silahlanmayı sürdüreceğini belirten amiral, mevcut taslağın da zaten İsrail’in nükleer kapasitesini tartışmadığını ve işgallerini sonlandırmadığını, dolayısıyla metnin dengeli değil, İsrail'in üstünlüğünü koruyan bir yapıda olduğunu yineledi.

Gerçekten uygulanabilir mi?
Mevcut şartlar altında bu anlaşmanın uygulanabilirliğinin son derece zayıf olduğunu vurgulayan Cihat Yaycı, metnin sadece İran’ın yükümlülüklerini öne çıkarırken İsrail’in fiilî askerî durumuna hiçbir şekilde dokunmadığını belirtti. Lübnan’daki işgal, Suriye’deki tampon bölge, İsrail’in silahlanma ve nükleer kapasitesi masaya konulmadan bölgesel barıştan söz etmenin eksik olacağını söyleyen Yaycı; İsrail'in çekilip çekilmeyeceği, saldırı kabiliyetlerinin sınırlandırılıp sınırlandırılmayacağı, vekil güçlerin nasıl denetleneceği ve ABD'nin gerçekten çekilip çekilmeyeceği soruları cevapsız kaldığı müddetçe bu anlaşmanın kalıcı barış değil, sadece geçici bir düzenleme olacağını ifade etti.
İran tehdidi ortadan kaldırılmak mı isteniyor?
Analizinin can alıcı noktasında "Kanaatimce İran tehdidi tamamen ortadan kaldırılmak istenmiyor" diyen Müstafi Tümamiral Cihat Yaycı, bunun gerekçelerini açıkladı. İran tehdidinin tamamen bitmesi halinde ABD’nin Körfez’deki varlık gerekçesinin, İsrail’in olağanüstü silahlanma söyleminin ve Körfez ülkelerinin Amerikan güvenlik şemsiyesine olan bağımlılığının azalacağını belirten Yaycı, asıl gerçekçi hedefin tehdidi yok etmek değil, yönetilebilir seviyede tutmak olduğunu yazdı. Yani İran’ın nükleer silah sahibi olmaması, Hürmüz’ü kapatamaması ve İsrail’i doğrudan vuramaması ama tehdit algısının tamamen de bitmemesi üzerine kurulu bir modelin hedeflendiğini aktardı.
Topkapı Üniversitesi Öğretim Üyesi Müstafi Tümamiral Cihat Yaycı, analizini çarpıcı bir uyarıyla noktaladı. Bu anlaşma taslağının ilk bakışta bir barış metni gibi görünse de dikkatle incelendiğinde barıştan çok bir "kontrol mantığı" taşıdığının görüldüğünü belirten Yaycı, İran’ın her alanda sınırlandırılmak istenirken İsrail’in işgallerinin, silahlanmasının ve nükleer kapasitesinin kapsam dışı bırakılmasının Ortadoğu’da meselenin tehdidi bitirmek değil, yönetmek olduğunu açıkça kanıtladığını söyledi. Yaycı, "Eğer gerçekten barış isteniyorsa, neden sadece İran’ın yükümlülükleri konuşuluyor da İsrail’in Lübnan’dan ve Suriye’den çekilmesi, silahlanmasının sınırlandırılması açıkça masaya konulmuyor? Bu soruya cevap verilmeden bu metne gerçek bir barış anlaşması demek mümkün değildir" diyerek sözlerini tamamladı.

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.