İran’da kökler sarsılıyor: Bölge güçleri ve Türk etkisi

Taha Kermanî
14:00, 21/03/2026, CumartesiG: Güncelleme: 15:22, 21/03/2026, Cumartesi
CategoryGerçek Hayat
Gerçek Hayat Dergi
İran’da kökler sarsılıyor: Bölge güçleri ve Türk etkisi
İran

İran’da rejim değişikliği ihtimalinin geçmişi, bizzat rejimin ömrü kadar eskidir. Kısacası iktidarların ve siyasi cenahların değişimi yahut dönüşümü yerine İran’da her zaman rejim değişikliği tartışılmıştır. Dışarıdan bakıldığında bu durum ilk etapta garipsenebilir; ancak İran’ın kendi iç siyasetindeki hâkim anlayış bundan farklı değildir. Vatandaşın gözünde bütün icraatların sorumlusu halkın iradesiyle değiştirilebilen kabineler değil, doğrudan siyasi rejimin kendisidir.

Gelinen noktada, sokakta kanla bastırılan protestoların akabinde esas tartışma konusu rejimin meşruiyeti değil, varlığını ne kadar sürdürebileceğidir. Yani temel soru “Rejim devrilir mi?” değil; “Nasıl devrilir ve sonrasında ne olur?” sorusudur.

Söze girmeden net olarak söyleyelim. Hamaney hayatta iken bir reform umudu yoktur. Normal şartlarda bu denli karmaşık bir meselenin bu kadar net bir cevabı olmaması gerekir. Fakat İran söz konusu olduğunda durum böyledir. Zira Türkiye’deki yaygın kanaatin aksine Hamaney sadece İran’ın dini lideri değildir. Siyasetten ekonomiye, yargıdan askeriyeye hemen her alanın başındaki bir numaralı ve mutlak güçtür.

Bu mutlak güç, halkın tabii taleplerini hiçbir zaman anlamaya çalışmamış, aksine onları sürekli bir tehdit olarak görmüştür. Yaşanan her krizde sorumluluğu dış güçlere, özellikle de ABD ve israile yükleyerek meseleyi kabullenmemiş, dolayısıyla çözme yoluna da gitmemiştir. Üstelik bu tablo son üç-beş yılda ortaya çıkmış değildir; rejimin karakteri başından itibaren böyledir.

Bu noktada, en azından rejimi koruma refleksiyle asgari düzeyde reformların kaçınılmaz olduğu düşünülebilir. Ancak bunun önünde ciddi ve yapısal engeller bulunmaktadır.

Dananın kuyruğu, oligarşi ve çöküş

Birincisi, mesele rejimin bekâsı seviyesine ulaşmışsa, radikal reform adımları gerekecektir. Ne var ki sistem bu adımları atabilecek asgârî toplum desteğinden dahi mahrumdur ve “dananın kuyruğunun kopması”ndan endişe etmektedir.

İkincisi ve daha da mühimi ise rejimin tıpkı her otoriter rejimde olduğu gibi sistemin ayakta kalabilmesi için giderek daralan, kendisine sadık bir çıkar grubu peydahlamış olmasıdır. Bu azınlık kesim, çoğunluğun kaynaklarını gasbettiği için ideolojik bağlılıktan ziyade pragmatik bir kâr-zarar ilişkisi üzerinden rejimin yanında saf tutmaktadır. İran gibi dünyanın önde gelen petrol ve doğalgaz zengini bir ülkeye ait kaynakların nereye ve nasıl aktarıldığı hiçbir zaman şeffaf olmamıştır. Dolayısıyla beslendikleri ekosistemi korumaya çalışan bu oligarşik yapı, rejimin bekâsını kendi varlığıyla özdeşleştirerek düzenin bozulmasına izin vermemektedir.

Üçüncüsü, rejim çoktandır söylem üretmekte acizdir, çünkü halkın aklında ve kalbinde ölmüştür. Mevcut durumuyla bırakın halka, en sadık taraftarlarına bile umut vaat etmiyor. Tam aksine her alanda başarısızlığı ve çöküş halindeki bir yapıyı çağrıştırıyor.

Din üzerinden sorgusuz ve denetimsiz bir yetki alanı

Dahası, Hamaney meseleyi yalnızca gücünü korumak ve iktidarının sürdürülebilirliğini sağlamak isteyen klasik bir diktatör mantığıyla ele almıyor, çünkü buna ihtiyacı yok. Bir inanç sisteminin karar alma süreçlerinin hepsinde ve tam merkezinde yer alıyor.
Hamaney’in mensup olduğu Şii inanç geleneğinde zafer ve yenilgi kavramları bambaşka. Ülkedeki tüm kurumlar, onu Şii inancına göre 12. İmam olan Hz. Mehdi’nin yeryüzündeki tek yetkili temsilcisi olarak görüyor. Dolayısıyla yaptığı her şeyi bu metafizik motivasyonla meşru biliyor.

İşte tam da bu nedenle, rejim değişikliği senaryosunun son derece sarsıcı ve öngörülmesi güç sonuçlar doğurabileceği ihtimali üzerinde ciddiyetle durmak zorundayız.

Muhalefet ne durumda?

Parti kurup, legal siyaset meydanında iktidar yolculuğu yapmaktan bahsetmeyi geçtik, İran’da halkı tek amaç etrafında örgütleyip bir dernek hatta sendika gibi imkânlardan bile söz etmek zordur. Dolayısıyla gerçek mânâda muhalefet edebilenler yurt dışındadır. Bunun da en olumsuz yanı, hedef kitleden yani toplumdan kopuk bir muhalefet mantığıyla başarıya ulaşmaya çalışmaktır.

İşte bu olumsuzluk yüzünden bugünkü
muhalefetin en popüler iktidar adayı, fasit bir dairede döne dolaşa yine devrik kralın oğlu Rıza Pehlevi
’dir. Molla rejiminin kötü yönetim haricinde bir de şahsi hürriyetler konusunda halkı sıkboğaz edip bazı dayatmalarda bulunması,
düzgün bir alternatif çıkmadığı için bir kısım halkı bir önceki Pehlevi rejimine yöneltmiş durumdadır. Molla rejimi gibi Pehlevi rejimi de kötü yönetimiyle meşhur diktatör bir yönetim
dir. Fakat halk, “Hiç değilse ne giydiğimize karışmıyorlardı” diyecek noktaya gelmiş görünüyor.
Diğer yandan kahir ekseriyeti yurt dışında bulunan aklıselim muhalefet odaklarının Mahsa Emini hâdisesinden sonra doyurucu bir performans sergileme noktasında yetersiz kaldığını da zikretmek durumundayız. Halkın taleplerini net ve gür bir sesle formülize edemeyenlerin siyaset sahnesinde yeri olabilmesi mümkün değildir. İşte bu muhalefet yokluğunda
akla-mantığa sığan bir yol haritası olmayan Pehlevi, insanların başvuracağı birinci adres hâline gelmiştir. Şehzade hazretlerinin elle tutulur bir stratejisi olmadığı için sokağa çağırdığı halkı ölüme sürüklemekten başka bir icraatı görülmemiştir. Bu sokak çağrısı diğer muhalif odaklarca eleştirilmiş, muhalefetin birbirini yemesi de rejimin ekmeğine yağ sürmüştür.

Dış güçler bu işin neresinde?

Sağ siyasetin küresel boyutta hızla ivmelenmesiyle bir anda kendisini siyaset podyumunda bulan Pehlevi, böylece Tahran rejiminin aradığı her bahaneyi vermiş durumda. israile yakınlık göstermesi, üstelik bunu gözlere sokarcasına yapması, hatta alenen Amerikalılara İran’ı vurma çağrısında bulunması, gözünü bürüyen iktidar hırsını ve bu konuda ne denli pervasız olabileceğini açıkça göstermiştir.

Dış güçler derken, özellikle son hadiselerde Trump’ın bir muhalif siyasi lider gibi halkı sokağa çağırması ve onun adına “800 idamın iptal edildiği” yönündeki yalan bilgi, ABD’nin müdahale edebileceği düşüncesini akıllara getirse de bunun tam tersini düşünenlerin de yeterli gerekçeleri vardır.
Bu satırları okuduğunuz sırada ABD’nin İran’a saldırı düzenliyor olması kimseyi şaşırtmaz. Fakat geçmişte olduğu gibi danışıklı bir dövüş ihtimali de yabana atılamaz.
Nitekim İran Gazeteciler Birliği Başkanı Maşallah Şemsülvaizin, Lübnan Hizbullahı’nın yayın organı Al Mayadeen TV kanalına buna dair bir şeyler söyledi. Dediğine göre,
Washington üçüncü bir ülke aracılığıyla Tahran yönetimine, İran’daki bazı tesislere saldırı planladığını ve buna ses çıkarmamasını istemiş.
İran halkının bir dış müdahaleyle ilgili bilgi sahibi olması mümkün olmadığı gibi ABD’nin saldırması hâlinde sonrasına dair planın ne olduğunu anlaması da güç. Ancak
rejimden bıkmış muhaliflerin bir kısmı, dış müdahale olmadan Tahran rejimini devirmeye kadir olmadıklarına inanmış durumda.
Tahran yönetiminin içerden gelen herhangi bir müdahaleyi bastırma gücü dikkate alındığında, bu mantığı tamamen yabana atmak da mümkün değil. Fakat bu denli ağır bir baskının daha ne kadar sürdürülebilir olacağı da kocaman bir soru işareti.

Rejimin devrilmesi nelere yol açar?

Tahran, ülkedeki interneti haftalarca keserek sadece protestocuların eylemlerini sekteye uğratmadı; aynı zamanda kendi ürettiği söylemin sorgulanmasını da zorlaştırmayı hedefledi. Üstelik bu söylemin, mesela israile duyulan haklı öfkeden dolayı Türkiye gibi ülkelerde ne denli kolayca kabul gördüğünü de dikkatle not aldı. Hele en meşhur muhalif lider Pehlevi’nin alenen israil yanlısı bir tutum sergilediği bir vasatta, kendi söyleminin ciddi bir kitleyi konsolide edeceğini elbette biliyordu.

Her ne olursa olsun, ister ABD/İsrail müdahalesiyle hızlandırılsın, isterse yönetimin içten dağılmasıyla gerçekleşsin, rejimin devrilmesi tüm bölgeyi derinden sarsacak. İçerde buna dair bir ajanda oluşuyor mu, tam olarak bilemiyoruz ancak internette nispi hürriyet ortamı oluşur oluşmaz kamuoyuna seslenen, resmi söylemi reddedip halkın yanında duran önemli reformist cenahlar mevcuttur.

Mesela Reformist Cephe Sözcüsü Cevad İmam, Tahran’ın “israil fitnesi” söylemine itiraz ederek, işlenen cinayetlerin kabul edilemez olduğunu vurgulamıştır. Bu da Hamaney sonrası bir geçiş projesinin reformcuların ajandasında yer aldığını akla getiriyor. Belki de bu nedenle Reform Cephesi Başkanı Azer Mansuri’ye yönelik başarısız suikast girişiminin ortaya çıkması, radikal tasfiyelerin devrede olduğunu gösteriyor.

Tahmin etmek zor ancak netice itibarıyla Hamaney’in ortadan kalkması durumunda rejimin bizzat kendi içindeki bir fraksiyonunun geçiş sürecini minimum kayıpla yönetebileceği ihtimali de masada. Buna mukabil reformistlerin, ABD başta olmak üzere uluslararası aktörlerle kurduğu temasların geçiş sürecini kolaylaştırabilecek bir unsur olduğu da dikkate alınmalı.

Bütün bu çetrefilli başlıklar, İran’da artık kaçınılmaz görünen rejim değişikliğinin yıkıcı neticeler doğurabileceği endişesiyle bölge ülkelerinin ajandasında yer almakta, hatta mümkünse ertelenmek istenmekte.
Temel endişe, molla rejiminin gitmesi hâlinde yerine geçebilecek kapsayıcı bir güç ve yapının uzun bir süre ortaya çıkmaması halinde doğacak kaos ortamı. Düzensiz göçten en fazla etkilenen ülkelerden biri olan Türkiye’nin, sırf bu yüzden Tahran kadar rejimin ömrüne dua eder hâle geldiği söylenebilir.

Türkiye dikkatli ve hazırlıklı olmalı

Kendi içinde tutarlı olsa da bu tutumun sakıncaları da mevcut. Zira halkın kin ve nefretini bu denli kazanmış bir rejimle aynı dili kullanmak, hangi sebeple olursa olsun doğru değil. Gelecekte İran’da bir rol üstlenmenin temel yolu, canı pahasına direnenlerin meşru taleplerine destek verilmese de en azından olumsuz bakmamak ve Tahran ile aynı söylemi tekrarlamaktan kaçınmak.
Türkiye’nin, İran halkının taleplerini gözeten ve insânî hassasiyetleri merkeze alan bir söylem benimsemesi en mâkul ve muhtemel yol olarak görünüyor.

Görünen o ki, İran’da köklü bir değişimin, ister dış müdahale ile hızlandırılsın, isterse esaslı bir yapı değişikliğiyle gerçekleşsin, ayak sesleri artık duyuluyor. ABD başta olmak üzere bölge dışı aktörlerin önceliği istikrarı sağlamak değil, kara mizah niteliğindeki stratejilerle kendi çıkarlarını korumak. Ancak İran kendi kendine yeten bir ülkedir ve günün sonunda başkasının müdahelesine gerek kalmadan kendi göbeğini kendisi kesecektir.

İran Türklerinin rolü

İşte bu yüzden İran’da istikrar ve adâletin inşası için önemli katalizörler değerlendirilmelidir. Mesela İran Türkleri, elini silaha sürmemiş yegâne etnik gruplardan biridir. İran Türklerinin Pehlevi dönemine mesafeli olmaları ve PKK’nın silahsızlandırma döneminde İran-Türkiye sınır hattında yoğun bir şekilde bulunmaları muhtemel taşkınlıkların önündeki ciddi bir engel.

Dolayısıyla Türkiye, Tahran’ın üslubunu benimsemek yerine, rasyonel bir dil kullanarak Güney Azerbaycan gibi stratejik ehemmiyete hâiz yer ve grupları sürecin içine dâhil etmeli ve gerçekleşmesi muhtemel senaryolara hazırlıklı olma bâbında ciddi temaslar kurmalı.
Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026