İran’da kökler sarsılıyor: Bölge güçleri ve Türk etkisi

İran’da rejim değişikliği ihtimalinin geçmişi, bizzat rejimin ömrü kadar eskidir. Kısacası iktidarların ve siyasi cenahların değişimi yahut dönüşümü yerine İran’da her zaman rejim değişikliği tartışılmıştır. Dışarıdan bakıldığında bu durum ilk etapta garipsenebilir; ancak İran’ın kendi iç siyasetindeki hâkim anlayış bundan farklı değildir. Vatandaşın gözünde bütün icraatların sorumlusu halkın iradesiyle değiştirilebilen kabineler değil, doğrudan siyasi rejimin kendisidir.
Gelinen noktada, sokakta kanla bastırılan protestoların akabinde esas tartışma konusu rejimin meşruiyeti değil, varlığını ne kadar sürdürebileceğidir. Yani temel soru “Rejim devrilir mi?” değil; “Nasıl devrilir ve sonrasında ne olur?” sorusudur.
Söze girmeden net olarak söyleyelim. Hamaney hayatta iken bir reform umudu yoktur. Normal şartlarda bu denli karmaşık bir meselenin bu kadar net bir cevabı olmaması gerekir. Fakat İran söz konusu olduğunda durum böyledir. Zira Türkiye’deki yaygın kanaatin aksine Hamaney sadece İran’ın dini lideri değildir. Siyasetten ekonomiye, yargıdan askeriyeye hemen her alanın başındaki bir numaralı ve mutlak güçtür.
Bu noktada, en azından rejimi koruma refleksiyle asgari düzeyde reformların kaçınılmaz olduğu düşünülebilir. Ancak bunun önünde ciddi ve yapısal engeller bulunmaktadır.
Dananın kuyruğu, oligarşi ve çöküş
Birincisi, mesele rejimin bekâsı seviyesine ulaşmışsa, radikal reform adımları gerekecektir. Ne var ki sistem bu adımları atabilecek asgârî toplum desteğinden dahi mahrumdur ve “dananın kuyruğunun kopması”ndan endişe etmektedir.
İkincisi ve daha da mühimi ise rejimin tıpkı her otoriter rejimde olduğu gibi sistemin ayakta kalabilmesi için giderek daralan, kendisine sadık bir çıkar grubu peydahlamış olmasıdır. Bu azınlık kesim, çoğunluğun kaynaklarını gasbettiği için ideolojik bağlılıktan ziyade pragmatik bir kâr-zarar ilişkisi üzerinden rejimin yanında saf tutmaktadır. İran gibi dünyanın önde gelen petrol ve doğalgaz zengini bir ülkeye ait kaynakların nereye ve nasıl aktarıldığı hiçbir zaman şeffaf olmamıştır. Dolayısıyla beslendikleri ekosistemi korumaya çalışan bu oligarşik yapı, rejimin bekâsını kendi varlığıyla özdeşleştirerek düzenin bozulmasına izin vermemektedir.
Üçüncüsü, rejim çoktandır söylem üretmekte acizdir, çünkü halkın aklında ve kalbinde ölmüştür. Mevcut durumuyla bırakın halka, en sadık taraftarlarına bile umut vaat etmiyor. Tam aksine her alanda başarısızlığı ve çöküş halindeki bir yapıyı çağrıştırıyor.

Din üzerinden sorgusuz ve denetimsiz bir yetki alanı
İşte tam da bu nedenle, rejim değişikliği senaryosunun son derece sarsıcı ve öngörülmesi güç sonuçlar doğurabileceği ihtimali üzerinde ciddiyetle durmak zorundayız.
Muhalefet ne durumda?
Parti kurup, legal siyaset meydanında iktidar yolculuğu yapmaktan bahsetmeyi geçtik, İran’da halkı tek amaç etrafında örgütleyip bir dernek hatta sendika gibi imkânlardan bile söz etmek zordur. Dolayısıyla gerçek mânâda muhalefet edebilenler yurt dışındadır. Bunun da en olumsuz yanı, hedef kitleden yani toplumdan kopuk bir muhalefet mantığıyla başarıya ulaşmaya çalışmaktır.

Dış güçler bu işin neresinde?
Sağ siyasetin küresel boyutta hızla ivmelenmesiyle bir anda kendisini siyaset podyumunda bulan Pehlevi, böylece Tahran rejiminin aradığı her bahaneyi vermiş durumda. israile yakınlık göstermesi, üstelik bunu gözlere sokarcasına yapması, hatta alenen Amerikalılara İran’ı vurma çağrısında bulunması, gözünü bürüyen iktidar hırsını ve bu konuda ne denli pervasız olabileceğini açıkça göstermiştir.

Rejimin devrilmesi nelere yol açar?
Tahran, ülkedeki interneti haftalarca keserek sadece protestocuların eylemlerini sekteye uğratmadı; aynı zamanda kendi ürettiği söylemin sorgulanmasını da zorlaştırmayı hedefledi. Üstelik bu söylemin, mesela israile duyulan haklı öfkeden dolayı Türkiye gibi ülkelerde ne denli kolayca kabul gördüğünü de dikkatle not aldı. Hele en meşhur muhalif lider Pehlevi’nin alenen israil yanlısı bir tutum sergilediği bir vasatta, kendi söyleminin ciddi bir kitleyi konsolide edeceğini elbette biliyordu.
Her ne olursa olsun, ister ABD/İsrail müdahalesiyle hızlandırılsın, isterse yönetimin içten dağılmasıyla gerçekleşsin, rejimin devrilmesi tüm bölgeyi derinden sarsacak. İçerde buna dair bir ajanda oluşuyor mu, tam olarak bilemiyoruz ancak internette nispi hürriyet ortamı oluşur oluşmaz kamuoyuna seslenen, resmi söylemi reddedip halkın yanında duran önemli reformist cenahlar mevcuttur.
Tahmin etmek zor ancak netice itibarıyla Hamaney’in ortadan kalkması durumunda rejimin bizzat kendi içindeki bir fraksiyonunun geçiş sürecini minimum kayıpla yönetebileceği ihtimali de masada. Buna mukabil reformistlerin, ABD başta olmak üzere uluslararası aktörlerle kurduğu temasların geçiş sürecini kolaylaştırabilecek bir unsur olduğu da dikkate alınmalı.

Türkiye dikkatli ve hazırlıklı olmalı
Görünen o ki, İran’da köklü bir değişimin, ister dış müdahale ile hızlandırılsın, isterse esaslı bir yapı değişikliğiyle gerçekleşsin, ayak sesleri artık duyuluyor. ABD başta olmak üzere bölge dışı aktörlerin önceliği istikrarı sağlamak değil, kara mizah niteliğindeki stratejilerle kendi çıkarlarını korumak. Ancak İran kendi kendine yeten bir ülkedir ve günün sonunda başkasının müdahelesine gerek kalmadan kendi göbeğini kendisi kesecektir.
İran Türklerinin rolü
İşte bu yüzden İran’da istikrar ve adâletin inşası için önemli katalizörler değerlendirilmelidir. Mesela İran Türkleri, elini silaha sürmemiş yegâne etnik gruplardan biridir. İran Türklerinin Pehlevi dönemine mesafeli olmaları ve PKK’nın silahsızlandırma döneminde İran-Türkiye sınır hattında yoğun bir şekilde bulunmaları muhtemel taşkınlıkların önündeki ciddi bir engel.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.