Hizmet mi içerik mi? Belediyelerde sosyal medya tartışması

Konvansiyonel medyanın tüm algıyı yönettiği zamanları geride bırakarak, artık dijitalin tüm hayatımızı sardığı zamanları yaşıyoruz. Hâliyle toplumun gündemi de, algısı da, öfkesi de, sevgisi de büyük ölçüde sosyal medyada şekilleniyor. Sosyal medya sadece bir “iletişim mecrası” değil; aynı zamanda yeni bir kültür, yeni bir ekonomi ve yeni bir iktidar alanı. Bu kültürün en görünür aktörleri ise dijital içerik üreticileri; yani fenomenler, influencer’lar. Otelden restorana, makyaj malzemesinden kitaba kadar her şey bu yeni kanaat önderleri üzerinden tanıtılıyor. Yüksek takipçi sayısı artık yalnızca popülerlik değil; doğrudan gelir, güç ve etki anlamına geliyor. Öyle ki sosyal medyada meşhur olan bazı isimler bugün dizilerde oynuyor, reklam yüzü oluyor, hatta yazar olup kitap çıkardıklarına bile şahit oluyoruz. Ve bu dönüşüm, kaçınılmaz olarak siyaseti ve yerel yönetimleri de içine çekti...
İnsanlar logolardan çok yüzleri görmek, basın bültenlerinden çok hikâyeleri duymak isterler. Bu yüzden kurumların resmi hesapları çoğu zaman “monolog”, “soğuk” ve “sıkıcı” bulunurken; o kurumun liderleri veya en üst düzey yöneticilerinin kişisel hesapları çok daha fazla ilgi görür. Çünkü orada insan var, duygu var, doğallık var, hayatın içinden kareler var. Sosyal medyada en kıymetli şeyin artık prodüksiyon değil, doğallık olduğunu söyleyebiliriz. En pahalı kamera ve ekipmanlara yönelmek değil, samimiyet ve sıcaklığa erişmek mühim diyebiliriz.
Belediye ekipleri fenomen olunca
Ancak işin bir de zayıf tarafı var. Son dönemde birçok belediyede “akım video” üretme telaşı görüyoruz. Belediye ekiplerinin zorla kamera karşısına geçirildiği, espri yapmaya çalıştığı, trend kovalanan ama günün sonunda ruhu olmayan içerikler… Hatta kimi zaman yanlış danışmanlıklarla, yapay senaryolarla Belediye Başkanı’nın ciddiyetini zedeleyen kurgu videolar söz konusu.
Burada sorun video çekmek değil. Sorun, hikâye olmadan gösteri yapmak; hizmet üretmeden içerik üretmek. Bu durum kısa vadede izlenme getirebilir; ancak uzun vadede güven kaybettirir. Çünkü Belediye Başkanlığı influencer’lık değildir. Belediye Başkanı’nın en temel görevi halkla eğlenmek değil, halka hizmet etmektir.
Reklam

Önce hizmet, sonra hikâye
Biz daha önceki makalelerimizde ve kitabımız Prestij 2.0’da, marka pazarlamasında iletişimden önce marka vaadinin, yani ürünün iyi olması gerektiğini söyledik. Ürün iyi olmadıkça ne kadar reklam ve iletişim yapsanız da sürdürülebilir bir başarıyı yakalayamazsınız. Belediye başkanları için iletişimde de toplumun çok net bir terazisinin olduğunu söyleyebiliriz. Ne anlattığınızdan çok, ne yaptığınıza bakılarak değerlendirilecektir. Hizmet üretmeyip video ile takipçi artırmaya odaklanan bir belediye başkanı, ne kadar sempatik olursa olsun bir süre sonra eleştiri almaya mahkûmdur. Ama gerçekten çalışan, sahada olan, dokunan, çözen bir başkan; bunu sosyal medyada doğal, samimi ve sıcak bir dille paylaştığında halkın gönlünü kazanacaktır.
İyi sosyal medya, kötü hizmeti parlatamaz. Ama iyi hizmet, doğru anlatılırsa karşılığını mutlaka bulur. Bu noktada sosyal medyayı diğer mecralardan ayıran temel etken, hizmetin sadece vitrini olması değil; insan tarafını göstermesidir. Bir açılış kürsüsünden çok, bir çocuğun göz hizası; bir brifing masasından çok, bir esnaf çay ocağı; bir reklam filminden çok, bir annenin duasıdır. Bugün sosyal medyada karşılık bulan da tam olarak budur.
Hizmet iletişimin kodları
Hizmet iletişimi üç sacayağı üzerinde yürümektedir. Bunlar:
Türkiye’de başarılı bulunan belediye başkanlarının sosyal medya hesaplarına baktığımızda; yüksek bütçeli prodüksiyonlardan çok, yüksek temas görüyoruz. Yani halka temas, duyguya temas, hayata temas. Çünkü sosyal medya artık bir duyuru panosu değil; bir ilişki alanıdır.
Filtrelerin ötesindeki gerçek
Sosyal medya belediye başkanlarını popüler yapabilir. Ama sevilir kılan şey popülerlik değil, hizmettir. Takipçi kazandıran şey video olabilir; ama güven kazandıran şey emektir.
Bugünün belediye başkanı, hem iyi bir yönetici hem de iyi bir hikâye anlatıcısı olmak zorunda. Ama hikâye, senaryodan değil; sokaktan, sahadan ve insandan çıkmak zorunda. Çünkü halk artık şunu çok iyi biliyor: Filtreyle yüz güzelleşir ama şehri sadece hizmet güzelleştirir.
Reklam
*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.