Kimya sektörü Orta Doğu gerilimine direniyor

Orta Doğu’daki jeopolitik gerilim, enerji, lojistik ve hammadde tedariki üzerinden kimya sektörünü doğrudan etkileyerek küresel ticaret dengelerini sarsıyor. Artan maliyetler ve arz daralması, özellikle petrokimya ürünlerinde ciddi fiyat yükselişlerine yol açarken sanayicinin üretim giderlerini artırıyor. Türkiye kimya sektörü ise güçlü üretim altyapısı ve esnek ihracat kabiliyeti sayesinde bu zorlu süreçte dirençli bir performans sergiliyor. Sektör temsilcileri, tedarik zincirinde süreklilik sağlanması, alternatif pazarların devreye alınması ve yabancı yatırımların artırılmasının kritik önem taşıdığını vurguluyor. Uzun vadede ise yerli üretimin güçlendirilmesi, katma değerli üretime geçiş ve küresel rekabet gücünün artırılması sektörün temel hedefleri arasında yer alıyor.
Orta Doğu’da artan jeopolitik gerilim, yalnızca bölgesel değil, küresel ölçekte ticaret dengelerini etkileyen bir sürece işaret ediyor. Kimya sektörü, hammadde tedariki ve lojistik hatlara olan bağımlılığı nedeniyle bu gelişmelerden doğrudan etkilenen stratejik sektörlerin başında geliyor. Özellikle enerji maliyetleri, hammadde temini ve lojistik süreçlerde yaşanabilecek aksaklıklar, sektör açısından yakından takip edilen kritik başlıklar arasında yer alıyor.
Buna karşın Türkiye kimya sektörü, güçlü üretim altyapısı ve esnek ihracat kabiliyeti sayesinde bu dalgalı süreçlerde dahi dirençli bir performans sergilemeyi sürdürüyor. Nitekim son yıllarda elde edilen ihracat verileri, sektörün Türkiye ekonomisinin en önemli taşıyıcı güçlerinden biri olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Öyle ki kimya sektörü, mart ayında 3 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirerek Türkiye’nin toplam ihracatından yüzde 15,2 pay aldı. Sektör, yılın ilk çeyreğini 7,5 milyar dolarlık ihracatla kapatırken geçen yılın aynı dönemine göre 2,7 milyar dolar olan ihracatını yüzde 8,7 artırdı ve Türkiye’nin en çok ihracat yapan ikinci sektörü olma unvanını sürdürdü.
Hedef: yüksek teknoloji ve küresel güç
Kimya sektörü, Türkiye’nin üretim ve ihracat gücünün temel yapı taşlarından biri. Önümüzdeki dönemde en büyük hedeflerimizden biri; mevcut ihracat gücümüzü daha da ileri taşıyarak sektörümüzü teknoloji üreten, inovasyon odaklı ve küresel ölçekte söz sahibi bir yapıyla güçlendirmek. Bu süreçte en kıymetli unsurun; sektör paydaşlarımızla birlikte hareket etmek, ortak akıl etrafında kenetlenmek ve birlikte güçlenerek büyümek olduğuna inanıyoruz. Bu anlayışla, iş birliklerini artırarak ve sinerji oluşturarak sektörümüzü daha ileriye taşımaya kararlıyız.

“Yabancı yatırımcıları ülkemize kazandırmalıyız”
2026 yılını küresel belirsizliklerin arttığı ancak aynı zamanda yeni fırsatların da oluştuğu bir dönem olarak değerlendiren İKMİB Başkanı Vefa İbrahim Aracı, kimya sektörünü hem içeride hem de uluslararası alanda daha ileriye taşımak için Türkiye’nin lojistik avantajını en iyi şekilde değerlendireceklerini belirtiyor. Aracı, bu doğrultuda öncelikli hedefin tedarik zincirinde sürekliliği sağlamak, alternatif pazar ve kaynakları devreye almak ve sektörün küresel rekabet gücünü koruyarak daha da güçlendirmek olduğunun altını çiziyor.
Kimya sektörünün 2026 beklentileri neler?
Kimya sektörünün içinde yakıtlar, mineral yağlar ve plastikler gibi savaştan en çok etkilenen alt sektörler var. Özellikle bu ürünlerin fiyatı çok arttığı için bu sene rakamların artması bekleniyor. Lakin fiyatlar düşmeye başlayınca da tam tersi bir etki oluşacağını göz ardı etmemek gerekiyor.

Kritik eşik: Arz güvenliği ve yerli üretim
Kimya sektörünün diğer tüm sektörlere hammadde sağlayan yapısı nedeniyle bir ülkenin sanayisini doğrudan etkilediğinin altını çizen MÜSİAD Kimya Sektör Kurulu Başkanı Emre Baş, ABD’de yaklaşık 50 bin farklı kimyasal hammaddenin üretim, ithalat, ihracat ve kullanımının söz konusu olduğunu, Türkiye’de ise kullanılan endüstriyel kimyasal hammadde sayısının yaklaşık 23 bin seviyesinde kaldığını belirtiyor. Bu hammaddelerin yüzde 90’ından fazlasında Türkiye’nin ithalata bağımlı olduğuna dikkat çeken Baş, söz konusu çeşitliliğin ülkelerin sanayileşme düzeyiyle doğrudan ilişkili olduğunu ifade ediyor. Baş, Türkiye sanayisi geliştikçe kullanılan kimyasal hammadde çeşitliliğinin de artacağını vurguluyor.
Orta Doğu’daki gelişmeler, navlun ve enerji maliyetlerindeki artışın da etkisiyle neredeyse tüm kimyasal hammaddelerin fiyatlarını yukarı çekmiş durumda. Petrol coğrafyasında yaşanan savaşta petrokimyasal üretim tesislerinin hedef alınması ve faaliyetlerin durması, arz tarafında ciddi daralmaya yol açarken bu durum özellikle petrokimyasal hammaddelerde daha belirgin hissediliyor. Bazı ürünlerde fiyat artışları yüzde 100’ün üzerine çıkarken oluşan maliyet baskısı da doğrudan sanayicinin üretim giderlerine yansıyor.
Savaşın yerli ve millî kimya sanayisinin oluşturulmasının önemini bir kez daha ortaya koyduğunun altını çizen Baş, Türkiye’nin sahip olduğu yerli kaynaklara göre üretim planlaması yapılması, eksik olan kaynakların ise yurt dışından ham olarak temin edilip ülke içinde işlenmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Baş, aksi durumda kriz dönemlerinde yalnızca kimya sektörünün değil, diğer tüm sanayi kollarının da olumsuz etkileneceği kaçınılmaz bir süreçle karşı karşıya kalınacağını kaydetti.
Bu yazının başlığı, yazardan bağımsız olarak editoryal şekilde hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.