GZT ÖZEL | Amiral Cihat Yaycı harita başında anlattı: Yunan’la savaşırsak ne olur?

GZT YouTube Harita program konuğu, Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, Ege (Adalar) Denizi ve Doğu Akdeniz’de Ankara-Atina hattında tırmanan askeri hareketliliği masaya yatırdı. Yunanistan’ın uluslararası hukuku çiğneyerek Gayri Askeri Statüdeki Adalar'ı (GASA) ağır silahlarla donattığını belirten Yaycı, olası bir çatışma senaryosunda sahadaki askeri dengelerin nasıl şekilleneceğini ilk kez bu kadar net ve sert ifadelerle açıkladı.
GZT Yayın Yönetmeni Doğukan Gezer’e konuşan GZT YouTube Harita program konuğu Topkapı Üniversitesi Öğretim Üyesi Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, Ege (Adalar) Denizi’ndeki son gelişmeleri stratejik ve hukuki boyutlarıyla masaya yatırdı. Yunanistan’ın Doğu Akdeniz ve Ege’de tırmandırdığı askeri yığınakların, basit bir komşuluk gerginliği değil, küresel güçlerin de ortak olduğu çok daha büyük bir jeopolitik oyunun parçası olduğunu belirten Yaycı, harita başında çarpıcı açıklamalarda bulundu.
İşte programda öne çıkan başlıklar, stratejik analizler ve merak edilen hayati soruların detaylı yanıtları:
Gasa (Gayri askeri statüdeki adalar) nedir ve bölge için neden hayatidir?
Ege Denizi'nin güvenliğini kilitleyen en kritik hukuki terim GASA, yani Gayri Askeri Statüdeki Adalar'dır. Ege Denizi'nde bu statüye sahip toplam 23 ada bulunmaktadır. Bu adaların silahsızlandırılması tek bir metne değil, tarihsel süreçte uluslararası hukukun temelini oluşturan üç ana antlaşmaya dayanmaktadır:
Limni ve Semadirek gibi Boğaz Önü Adaları, 1914 Altı Büyük Devlet Kararı ve 1923 Lozan Antlaşması'nın 12. maddesi uyarınca tamamen askersizleştirme şartıyla bırakılmıştır. Midilli, Sakız, Sisam ve İkarya’dan oluşan Saruhan Adaları, 1923 Lozan Barış Antlaşması'nın 13. maddesine göre askeri üs ve tahkimat yasağı ile korunmaktadır; buralarda sadece sınırlı emniyet gücü bulunabilir. Rodos, İstanköy, Kerpe ve Meis gibi Oniki Adalar ise 1947 Paris Barış Antlaşması'nın 14. maddesi gereğince, İtalya'dan Yunanistan'a sadece ve sadece gayri askeri kalma şartıyla devredilmiştir.
Yunanistan’ın adaları silahlandırma gerekçesi ve arkasındaki "Megali İdea"
Yunanistan, adalara yaptığı yığınakları "Türkiye’den kendilerine yönelik bir tehdit olduğu" iddiasıyla ve "meşru müdafaa" teziyle uluslararası kamuoyuna pazarlamaya çalışmaktadır. Ancak rasyonel veriler, durumun bir savunma ihtiyacından çok daha fazlası olduğunu gösteriyor: Rasyonel olmayan askeri bütçe: Yunanistan, nüfus ve coğrafi yüzölçümü bakımından Türkiye’nin 8'de 1'i kadardır. Buna karşın, vatandaş başına düşen savunma harcaması miktarı Türkiye'nin tam 3 katıdır.

Küresel destek ve hibeler: ABD, Türkiye sınırının hemen dibindeki Dedeağaç başta olmak üzere bölgeye "NATO tatbikatları" ve "Rusya tehdidi" maskesiyle devasa bir askeri teçhizat (tanklar, zırhlı personel taşıyıcılar, taarruz helikopterleri) yığmıştır. Bu silahlar daha sonra "geri nakliye maliyeti" bahane edilerek Yunanistan’a hibe edilmiş, Atina yönetimi de bunları doğrudan Türkiye'yi çevreleyecek şekilde Midilli, Sakız, Sisam, Rodos ve Kerpe gibi adalara konuşlandırmıştır. Ayrıca İsrail ile yapılan stratejik ortaklıklar neticesinde alınan füze ve hava savunma sistemleri de bu adalara yerleştirilmiştir.
Günümüz siyasetindeki yansıma: Megali İdea ve "Siyanistan" projesi
Yaycı'ya göre bu adımların temel motivasyonu, uyduruk bir tarih anlayışına dayanan ve 1791'de (Yunanistan kurulmadan 39 yıl önce) haritası çizilen Megali İdea (Büyük Ülkü) hedefidir. Trakya'yı, İstanbul'u, Batı ve Kuzey Anadolu'yu içine alan bu büyük Helen devleti hayali, günümüz jeopolitiğinde İsrail'in "Vaat Edilmiş Topraklar" (Arz-ı Mevud) stratejisiyle bir puzzle gibi örtüşmektedir. Türkiye'nin etrafında eş zamanlı olarak Suriye'nin Hatay iddiaları, Ermenistan'ın batı toprakları talebi ve Irak'ın kuzeyindeki sözde Kürdistan (özde Siyanistan) hamleleri, Türkiye'den toprak koparmaya dayalı çok odaklı bir kuşatma stratejisinin yansımasıdır.

Statü ihlallerine karşı Türkiye’nin uluslararası hukuktan doğan hakları
Yunanistan 1952'den beri bu adaların statüsünü akademik ve askeri olarak sistematik biçimde bozmaktadır. Günümüzde adaların tamamında askeri havaalanları, tugaylar, ağır zırhlı araçlar ve taarruz füzeleri yer almaktadır. Anlaşma maddelerine göre adalardaki polis ve jandarma sayısı anakaradaki orandan fazla olamaz ve sadece hafif silahlar taşıyabilir. Bu sınır çoktan aşılmıştır. Müstafi Tümamiral Cihat Yaycı, uluslararası hukukun (özellikle Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin) Türkiye'ye tanıdığı iki büyük kozu açıklıyor:

Zor kullanarak antlaşma şartlarına döndürme hakkı: Türkiye, adaların şartlı egemenlik devrine dayanarak Yunanistan'ı önce diplomatik olarak ikaz eder. Bu ihlaller son bulmazsa, uluslararası hukuktan doğan hakkıyla askeri güç ve zor kullanarak adaları tekrar silahsız statüye getirme meşruiyetine sahiptir.
Antlaşmanın feshi ve egemenliğin tartışmaya açılması (Mutlan): Adalar Yunanistan'a "silahsızlandırma şartıyla" devredilmiştir. Şartın inatla yerine getirilmemesi, devir sözleşmesini hukuken sakatlar. Türkiye, Lozan ve Paris Antlaşmaları'nın ilgili maddelerinin mutlan (yok hükmünde) olduğunu ilan ederek, şartı çiğneyen Yunanistan'ın bu adalar üzerindeki egemenlik hakkını tamamen tartışmaya açabilir.
Sahadaki savaş senaryosu: 'Tek bir mermi atmadan diz çöktürürüz'
Harp Akademisi'ni açık ara birincilikle bitiren, Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanlığı ve Fırkateyn Komutanlığı gibi sahada ve karargahta en kritik görevleri yürüten bir kurmay amiral olarak Cihat Yaycı, olası bir askeri karşı karşıya geliş senaryosunun askeri şifrelerini net bir dille çiziyor. Yunanistan her ne kadar modern silahlara ve küresel ittifaklara güvense de, coğrafi ve stratejik gerçekler Türkiye'nin mutlak üstünlüğünü ortaya koymaktadır:


"Yunanistan bu adalara istediği kadar yığınak yapsın, buradaki adalar Atina'dan yüzlerce mil uzakta ama bizim anakaramızın burnunun dibinde. Ağır silahlara, füzelere bile gerek yok; kıyılarımızdan sapanla taş atsanız Midilli'ye, Sakız'a, Sisam'a, Meis'e düşer. Türkiye, Doğu Akdeniz ve Mavi Vatan kararlılığı çerçevesinde, İsrail'in Gazze'ye uyguladığı askeri ablukanın bir benzerini bu adalara uygulasın; kuzeyde Midilli'yi, ortada Sisam'ı, güneyde Meis'i denizden ve havadan kuşatsın. Tek bir mermi dahi atmasına gerek yoktur. Atina buralara uzaktan lojistik destek ve kuvvet aktaramaz. Bir hafta sonra adalardaki askeri unsurlar ve halk lojistik yetersizlikten teslim olur. Biz silah kullanmadan, sadece coğrafi avantajımız ve abluka stratejimizle Yunanistan'ı sahada dize getiririz."

Askeri tabirle Türkiye kendi anakarasından beslenerek Ege'de aynı anda 5-10 farklı noktada askeri "siklet merkezi" (güç odağı) oluşturabilirken; Yunanistan, lojistik hatlarının uzaklığı nedeniyle Türkiye karşısında tek bir adada bile sürdürülebilir bir güç odağı kuramaz.
Toplumsal yapı ve gelecek projeksiyonu
Yaycı, askeri sayıların ötesinde "insan gücü ve askeri motivasyon" parametresinin de savaşın kaderini belirleyeceğini vurguluyor. Türk milletinin tarih boyunca süregelen "asker millet" yapısı ve şehadet bilinci ile Yunanistan'ın toplumsal motivasyonunu şu sözlerle kıyaslıyor:
"Türkiye'de sözleşmeli er alımı için 1.500 kişilik kadro açıldığında 100 bin gencimiz müracaat ediyor. Yunanistan ise 2019 yılında acil ordu çağrısı yaptı; 3 bin kişilik kontenjana koskoca ülkede askere gitmek isteyecek 300 kişi bulamadılar. Yunanistan tarihi boyunca hiçbir zaman mindere tek başına çıkamamıştır; her zaman arkasındaki küresel güçlerin (İngiltere, Fransa, ABD, İsrail) eteğine yapışarak yürümüştür. Unutulmamalıdır ki Yunanistan'ı Yunanlılar kurmadı; 1830'da büyük devletler kurup tepelerine Alman Bavyera Prensi Otto'yu kral yaptılar. Bugün kullandıkları bayrağın renkleri bile Bavyera'dan çalıntıdır. Bayrağı ithal, kralı ithal olan bir devletin yüzyıllardır aşamadığı bir aşağılık kompleksiyle karşı karşıyayız."

Yunanistan'ın adaları silahlandırma hamlesi, Türkiye'nin haklı ve kararlı duruşu karşısında sahadaki askeri dengeyi değiştirmeye yetmeyecektir. Cihat Yaycı'nın deyimiyle: "Yunanistan bir mahalle takımıdır, Türkiye ise uluslararası arenada devasa bir Süper Lig takımıdır." Türkiye komşuluk ilişkileri adına barıştan yana olsa da, Mavi Vatan'daki haklarından asla taviz vermeyecek ve sınırlarının dibindeki bu şımarıklık haddini aşarsa, diplomatik ve askeri tokatla yanıt vermekten çekinmeyecektir.

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.