ÖZEL | Trump-Netanyahu gerilimi gerçek mi, tiyatro mu? GZT'nin uzman yorumcuları perde arkasını anlattı

ABD ile İran arasında uzun süredir devam eden savaşta müzakere sinyali verildi. Ancak arka planda hala çekişmeler devam ediyor. Son olarak İsrail'in Beyrut saldırısına ABD Başkanı Donald Trump'ın sert tepki göstermesi, Washington ile Tel Aviv arasında kriz iddialarını yeniden gündeme taşıdı. Trump'ın Netanyahu'ya yönelik açıklamaları "stratejik ayrışma mı, kontrollü gerilim mi?" sorusunu doğurdu. GZT'nin uzman isimleri Trump ve Netanyahu arasındaki geriliminin detaylarını tüm yönleriyle değerlendi. Uzmanlar, İran dosyasının nasıl yönetileceği konusunda önemli bir taktik uygulandığını vurguladı.
ABD Başkanı Donald Trump'ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu Beyrut saldırısı nedeniyle eleştirmesi, uluslararası kamuoyunda yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. Trump'ın, İran ile yürütülen anlaşma sürecinin İsrail'in saldırıları nedeniyle sekteye uğradığını söylemesi ve Netanyahu'ya yönelik sert ifadeler kullanması, iki lider arasında uzun süredir konuşulan görüş ayrılıklarını yeniden gündeme taşıdı.

Peki yaşananlar ABD ile İsrail arasında gerçek bir görüş ayrılığı mı? Yoksa tarafların yıllardır sürdürdüğü kontrollü bir stratejinin yeni perdesi mi?
GZT'nin uzman isimleri GZT Harita Programı konuğu Müstafi Tümamiral Cihat Yaycı, GZT Afrika Uzmanı ve SETA Dış Politika Araştırmacısı Tunç Demirtaş, Doç. Dr. Furkan Kaya, GZT İran Uzmanı ve İRAM Araştırmacısı Oral Toğa, Prof. Dr. Çağla Gül Yesevi, GZT Özel İçerik Editörü Salih Cuma Aydın ve GZT Özel İçerik Editörü Sinan Bakioğlu Trump-Netanyahu hattındaki son gelişmeleri farklı boyutlarıyla değerlendirdi.

‘ABD, İsrail'i terk etmiyor; hizaya çekmeye çalışıyor’
Benim kanaatim şudur: Bu gerilim tamamen “göstermelik” değildir; fakat ABD–İsrail stratejik ortaklığını bozacak mahiyette de değildir. Burada esas mesele, Netanyahu’nun İsrail’in askerî hedeflerini genişletmek istemesi; Trump’ın ise enerji fiyatları, Hürmüz Boğazı, seçim dengeleri ve ABD’nin küresel imajı sebebiyle kontrollü bir anlaşma zemini aramasıdır.
Nitekim son gelişmelerde Trump’ın İsrail’in Beyrut saldırısından rahatsız olduğu, İran’la anlaşmanın Hürmüz’ün açılması ve ateşkesin uzatılması üzerine kurulduğu belirtiliyor. İsrail içinde de bu anlaşmaya “kötü anlaşma” diyen ciddi bir kesim var.
Ancak mesele kişisel Trump–Netanyahu kavgası olarak okunursa yanılırız. Bu, ABD’nin İsrail’i terk etmesi değil; İsrail’i kendi bölgesel planına göre hizaya çekme teşebbüsüdür. ABD, bölgede kalmak için gerekçe ister; enerji yollarını, üsleri, Hürmüz’ü, Hark Adası’nı, Doğu Akdeniz’i ve Kıbrıs’ı birlikte düşünür. GZT’de de vurguladığım gibi bu savaş yalnızca İran–İsrail savaşı değildir; enerji hatları, deniz ticareti ve bölgesel güç dengeleri savaşıdır.
Eğer Trump gerçekten Netanyahu’yu istemiyorsa, bundan sonra İsrail içinde Netanyahu sonrası daha “uyumlu” ama aynı güvenlik çizgisini sürdürecek bir yönetim arayışı hızlanır. Bu durumda İsrail’in hedefleri değişmez; sadece yöntem, tempo ve diplomatik ambalaj değişir.
Eğer bu gerilim göstermelikse, o zaman tablo daha da nettir: ABD diplomasi rolünü, İsrail askerî baskı rolünü oynar. Biri “barış” der, diğeri sahada alan açar. Sonuçta İran sıkıştırılır, Lübnan–Suriye hattı şekillendirilir, Gazze arka plana itilir, Hürmüz ve enerji geçişleri pazarlık konusu yapılır.
Türkiye açısından çıkarım şudur: Kişilere değil, haritaya bakacağız. Trump gider, Netanyahu gider; fakat Doğu Akdeniz, Kıbrıs, Hürmüz, Hark Adası, enerji koridorları ve askerî konuşlanmalar kalır. Bu nedenle Türkiye gelişmeleri parça parça değil, bütüncül bir jeopolitik tablo içinde takip etmelidir.”

‘Perde arkasında ciddi bir ayrışma var’
Joe Biden'ın seçimi kazanmasının ardından Netanyahu'nun Biden'ı ilk tebrik eden isimlerden biri olması Trump'ın tepkisini çekmişti. Trump bu konuda Netanyahu'yu sert şekilde eleştirmişti.
Trump'ın ikinci başkanlık döneminde de iki lider arasındaki mesafenin devam ettiği değerlendiriliyor. Ancak Netanyahu'nun Siyonist ve Evangelik çevrelerin desteğini arkasına alarak Trump üzerinde baskı kurduğu öne sürülüyor. Özellikle Epstein dosyasının yeniden gündeme gelmesi, Trump'ın siyasi açıdan zorlanmasına neden oldu. Bunun yanında Trump'ın çeşitli suikast girişimlerine maruz kalması ve siyasi baskılarla karşı karşıya kalması da bu dönemin dikkat çeken gelişmeleri arasında yer aldı.
İran ile yaşanan gerilim de bu sürecin son halkası olarak değerlendiriliyor. Netanyahu'nun Beyaz Saray'a yaptığı ziyaretlerin sonuncusunda Trump ile oldukça sert bir görüşme gerçekleştirdiği iddia ediliyor. Bu görüşmede Netanyahu'nun İran konusunda daha sert bir tutum alınması yönünde baskı yaptığı öne sürülüyor.
‘Netanyahu’yu rahatsız eden adımlar’
Ateşkes süreci, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması ve abluka uygulamalarının kaldırılması gibi gelişmeler ise Netanyahu'yu rahatsız eden adımlar olarak yorumlanıyor. Çünkü İran gündemi üzerinden dikkatlerin başka alanlara kaydığı dönemde İsrail'in Lübnan ve Suriye hattında daha rahat hareket ettiği, operasyon alanını genişlettiği ifade ediliyor.
Bu çerçevede İsrail'in yalnızca güvenlik eksenli değil, aynı zamanda enerji ve ticaret koridorlarını merkezine alan daha geniş bir bölgesel strateji yürüttüğü belirtiliyor. Birleşik Arap Emirlikleri'nin Ürdün'deki liman yatırımları, Ürdün'den Hayfa'ya uzanacak demiryolu projeleri ve Doğu Akdeniz merkezli enerji hatları bu stratejinin parçaları olarak gösteriliyor. Hedefin İsrail merkezli yeni bir Orta Doğu ekonomik düzeni oluşturmak olduğu ileri sürülüyor.
Öte yandan Donald Trump'ın yaklaşımının daha farklı olduğu savunuluyor. Kasım ayında yapılacak seçimler öncesinde İran savaşı nedeniyle kamuoyu desteğinde düşüş yaşadığı belirtilen Trump'ın, savaş yerine ticaret ve ekonomik iş birliği odaklı bir politika izlemeye çalıştığı değerlendiriliyor. Hürmüz Boğazı'nın açılması ve ateşkes sürecinin başlaması da Trump açısından bir başarı hikayesi olarak görülüyor.
Netanyahu'nun ise bu gelişmelerden tam anlamıyla memnun olmadığı ifade ediliyor. İki lider arasındaki görüş ayrılıklarının özellikle Suriye ve İran politikalarında daha görünür hale geldiği belirtiliyor. Trump'ın, İsrail'in desteklediği bazı yapılara mesafeli yaklaşması ve Türkiye'nin bölgedeki hamlelerinin de bu süreçte etkili olduğu yorumları yapılıyor.
Sonuç olarak Trump ile Netanyahu arasında kamuoyuna yansıyan görüntünün ötesinde ciddi görüş ayrılıkları bulunduğu değerlendiriliyor. Trump'ın iş insanı kimliğinin etkisiyle daha az savaş, daha fazla ticaret ve iş birliği anlayışını benimsediği; Netanyahu'nun ise güvenlik ve askeri güç eksenli bir yaklaşım izlediği öne sürülüyor. Bu nedenle iki liderin özellikle askeri ve bölgesel stratejiler konusunda önemli ölçüde ayrıştığı görüşü dile getiriliyor.”

‘Soğuma var ama kopuş yok’
Nitekim Trump’ın temel önceliklerinden biri İran dosyasını kontrol altına almaktır. Ancak Netanyahu’nun özellikle Lübnan sahasında izlediği politikalar, bu stratejik hedefi sekteye uğratacak bir zemin oluşturuyor.
Sonuç olarak Trump, Netanyahu’nun tüm hamlelerini koşulsuz desteklemekten ziyade, mevcut bölgesel stratejilerin kendi küresel hedefleriyle örtüşmediği kanaatinde görünüyor. Bu durum, ikili ilişkilerde ciddi bir soğumaya yol açsa da henüz stratejik bir kopuşun gerçekleşmediğini gösteriyor.”

‘Stratejik kopuş değil, taktik ayrışma’
Eğer gerçekten bir gerilim varsa bunun daha çok yöntem, zamanlama ve bölgesel öncelikler üzerinden şekillenen taktiksel bir anlaşmazlık olması muhtemeldir. Trump, İran’la varılan anlaşmayı savaşı durduran, enerji piyasalarını rahatlatan ve ABD’ye diplomatik manevra alanı açan bir başarı olarak sunmak isterken, Netanyahu aynı çerçeveyi İran’ın nükleer kapasitesi, vekil ağları ve İsrail’in bölgesel güvenliği açısından eksik veya riskli görebilir. Bu durumda mesele Trump’ın İsrail’i terk etmesi değil, Netanyahu’nun ABD’nin İran merkezli kriz yönetimini zorlaştırmasını sınırlama arayışıdır. Dolayısıyla mevcut tabloyu “stratejik kopuş”tan ziyade “sert ama yönetilebilir taktik ayrışma” olarak okumak daha doğru olur.”
‘Destek devam edecektir’
‘Seçimler iki lideri de baskı altına aldı’
Seçim süreçleri hem Netanyahu hem de Trump üzerinde baskıya sebep oldu. Ben bu yüzden seçimler tamamlanana kadar ve yeni mevcut durum oluşuncaya kadar bu sürecin dondurulacağını düşünüyorum. Ancak, iki liderde koltuklarını daha fazla güçlendirme imkanına erişirse 2027'den itibaren daha ofansif politikalar izleyebilirler.”
‘Çıkar çatışması var, ittifak sürüyor’
Anlaşmanın genel çerçevesi ve küresel enerji akışı bozulmadığı sürece ABD, taraflar arasında sahada yaşanacak taktiksel saldırıları bir süre görmezden gelmesi yüksek ihtimal. Yaşananları müttefikler arasında temelli bir çöküş olarak görmemek lazım. İki tarafın önceliklerin yüzde yüz örtüşmemesinden doğan ciddi sürtüşmeler var. Perde arkasında derin iş birliği sürerken yüzeydeki bu gerilimin ne kadar uzayacağını İsrail'in savaşı geri getirmek için atacağı adımlar belirleyecek.”

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.