İnsan neslini yok etmeye çalışan soykırım silahı: Kod adı TFA

TFA, günümüzde ‘gezegenimizi kurtarmak’ için ortaya çıkan tüm ‘çevreci’ şirketlerce ‘sihirli iksir’ olarak görülüyor. Mesela dünyamızı petrol bağımlılığından kurtarmayı amaçlayan elektrikli otomobil üreticileri için o bulunmaz bir nimet.
Çünkü lityum pillerdeki değerli madenleri tereyağından kıl çeker gibi geri dönüştürebiliyor. Atık yağların %98 verimlilikle biyodizele dönüşmesini sağlıyor. Uğruna gizli savaşlar verilen ‘yarı iletkenler’ onun sayesinde yapılıyor. Yani pek çok alanda dünyayı ‘daha yaşanabilir’ bir hâle getirmek için kullanılan sihirli bir madde. Ama geçtiğimiz ay sonuçları açıklanan bir araştırma, TFA’nın gezegenimizi kurtarmaya yönelik çok daha büyük ve ‘korkunç’ bir özelliğini daha ortaya çıkardı: Gezegenimize bütün organizmaların toplamından daha fazla zarar veren canlının, yani insanın soyunu yavaş yavaş kurutuyor. Dahası Türkiye’de de serbest…
Buzdolabı dediğimiz mucize aygıtın icadı, İskoç bir araştırmacının 1755'te küçük bir soğutma makinesi tasarlamasıyla başladı. Prensip çok basitti. Bildiğimiz ‘eter’ dolu bir kabın üzerine pompa vasıtasıyla bir vakum konuluyor, vakumun basıncı azaltmasıyla kaynayan eter etrafından ısı çekiyor ve izole bir ortamda ısısı çekilen bölge otomatik olarak soğuyordu. Bu işleyiş, bugünkü soğutma cihazlarında da temel prensip olarak devam ediyor. Sadece zaman içinde teknikler ve kullanılan kimyasallar değişti. 1820'de meşhur bilim adamı Michael Faraday bu denklemden eteri çıkardı ve yüksek basınç ve düşük sıcaklıkta daha iyi çalışan ‘amonyak’ı ekledi. Bu adım devrim oldu ve sonraki yüz yıl boyunca amonyak temelli ve daha kullanışlı buzdolapları yapmak için çalışmalar devam etti. 1913 yılına gelindiğinde ilk ev tipi elektrikli buzdolapları ABD’de piyasaya girdi. Ama bunlar o kadar büyüktü ki motor kısmını koymak için ayrı bir oda gerekiyordu. 10 yıl içinde ise modeller gelişti ve mutfağın bir köşesine konulabilecek mâkul büyüklükte buzdolapları üretilmeye başlandı. Elbette ilk çıktığında buzdolabı da bir statü sembolüydü. O kadar ki 1922’de ev tipi bir buzdolabına 700 dolardan fazla ödemeniz gerekiyordu. Aynı yıl üretilen Ford’un Model-T otomobilinin fiyatı ise 500 doların altındaydı.

Bu dolaplarının tek sorunu pahalı olmaları değildi. Aynı zamanda yüksek risk de taşıyorlardı. 1920'lerin sonlarında tüm dolaplarda amonyak, klorometan, propan, kükürt dioksit gibi zehirli, yanıcı veya patlayıcı kimyevî maddeler kullanılıyordu. Hatta evlerde ve üretim sırasında fabrikalarda onlarca ölüm yaşanmıştı. O zamanlar buzdolaplarının en büyük üreticilerinden olan General Motors, bu soğutuculara zehirli ve yanıcı olmayan bir kimyevî madde alternatifi aramaya başladı. Ev tipi buzdolabı sektörünü kurtaran isim ise mucit Thomas Midgley oldu.
‘Kurşunlu Benzin’in mucidi
Aslında kimya ve makine mühendisi olan Thomas Midgley hayatı boyunca 100’den fazla icat yaptı. Fakat bu icatlarının dünyayı kökten değiştirecek kadar ‘büyük’ olduğu, ölümünden yıllar sonra anlaşılabildi.
İlk büyük icadı ‘kurşunlu benzin’di. 1920’lerde benzinli motorlar otomobil başta olmak üzere pek çok alanda kullanılıyordu. Ama benzin eldeki hâliyle verimsizdi ve motora zarar veriyordu. Verimini artıracak ve motoru da koruyacak formüller aranırken, General Motors’ta çalışan Thomas Midgley, 1921’de benzine tetra-etil-kurşun (TEL) eklemeyi akıl etti. Böylece ‘kurşunlu benzin’ icat edildi. Kurşun, benzinin oktan derecesini artırıyor, zorlu durumlardaki dayanma gücünü ve yanma kalitesini yükseltiyordu.

Midgley’in bu buluşu sanayi dünyasında büyük heyecana neden oldu. Ellerinde yeni ve sihirli bir formül vardı. Tek sorun, kurşun zehirlenmesinin insan için ölümcül olduğu 1200 yıldır biliniyordu ve bu konuda bir takım çevrelerden itiraz sesleri yükseliyordu. New Jersey eyalet yönetimi hemen harekete geçerek kurşunlu benzin üretimini durdurdu. Ama bu durum, Midgley’i durdurmadı. Çünkü arkasında General Motors ve kapısında da sıraya girmiş sanayi devi firmalar vardı.
1924'te bir basın toplantısı düzenleyen Midgley, benzine eklediği TEL'in (tetra-etil-kurşun) çok sağlıklı ve güvenilir olduğunu göstermek için bir şov yaptı. Gazeteciler ve meraklı kalabalık önünde önce ellerini TEL ile yıkadı. Daha sonra da TEL dolu şişeyi burnuna dayayarak tam bir dakika boyunca derin nefesler aldı. Ve kalabalığa ‘bunu her gün yapsam bile hiçbir sorunla karşılaşmam’ diyerek herkesin içini rahatlattı.
Daha sonra ortaya çıktı ki Midgley bu şovdan sonra ağır bir zehirlenme geçirmiş ve General Motors tarafından gizlice izne gönderilmişti. Bir dakikalık kurşun solumanın bedelini 1 yıllık tedaviyle ödeyen Midgley, neticede istediğini aldı. 1926'da kurşunla sağlanan yüksek oktanlı yakıtın ordu için önemli olduğunu anlayan ABD hükümeti kurşunlu benzini serbest bıraktı.
Peki, kurşunlu benzine neden ihtiyaç duyulmuştu? Tıpkı ilk üretilen ampulün 100 yılı aşkın bir zamandır patlamadan yanmaya devam etmesi gibi ilk üretilen otomobillerin motorları da hiç arıza vermiyordu ve bu durum rahatsız ediciydi. ‘Motor ömrünü uzatıyor’ diye pazarlanan kurşunlu benzin gerçekte motorların daha çabuk aşınmasını sağlıyor ve ömrünü 5 kata yakın azaltıyordu. Nörolojik rahatsızlıklar, böbrek hastalıkları, engelli doğumlar, kanser ve ölümlere neden olduğu için ABD, kurşunlu benzini 1996’da yasaklamak zorunda kaldı. Türkiye ise yasaklamayı ancak 2004’de başarabildi. Birleşmiş Milletler Çevre Programı ise 2011’de tüm dünyada yasaklanmasına karar verdi.

Ozon tabakasını delen adam!
1916’da 27 yaşında General Motors şirketinde çalışmaya başlayan Thomas Midgley ‘kurşunlu benzin’i icat edip, kurşun zehirlenmesi yüzünden ölümden döndüğü ünlü şovundan 4 yıl sonra en büyük ikinci buluşunu gerçekleştirdi. Belki de en büyük buluşunu!
Bu maddenin adını, milenyum öncesi nesil gayet iyi hatırlar. CFC, temelde ozon tabakasını delen ve dünyanın düzenini alt üst eden gaz olarak tarihe geçti. Ama o günlerde bu tehlike tam olarak bilinmiyordu.
Çünkü 1920’ler ve 30’larda sanayinin gelişimi her şeyden daha önemli olduğu için insan hayatı çok geri plandaydı. Gezegenimizin sağlığı ise ‘önemli işler’ listesinde bile bulunmuyordu. Bilim adamlarının tek derdi, kendilerini finanse eden şirketlerin kârlılığını yükseltmek ve bir şeylerin daha çok satılmasını sağlamaktı. Elbette Midgley de onlardan biriydi. Hatta onların en önemlilerinden biriydi.

‘Bakın, zararlı değil’ deneyi
Freon ismiyle de bilinen CFC kimyasalı, o dönem gerçek bir ‘sihirli iksir’ olarak kabul edildi. Ama onun hakkında da zararlı olabileceği konusunda tartışmalar başlamıştı. Midgley, bu iddiaları bastırmak için çok iyi bildiği eski bir yönteme başvurdu. 1930’da Amerikan Kimya Derneği için bir gösteri düzenledi. Kalabalık bir bilim adamı ve gazeteci heyetinin önünde CFC gazından derin bir nefes aldı. Ve ölmedi. Bu durum “bilim çevreleri” için yeterince “ikna” ediciydi. Takip eden onlarca yıl boyunca kimse CFC gazının zararları konusunda araştırma yapma ihtiyacı bile hissetmedi.
1930'da General Motors ve Du Pont, Freon üretmek için Kinetic Chemical Company'yi kurdu ve 1935'e kadar Frigidaire ve rakipleri tarafından 8 milyondan fazla buzdolabı satıldı. CFC'nin insan için sözde toksik olmaması nedeniyle kullanım alanları hızla yayıldı. Büyük klima sistemlerinde tercih edilen soğutucu haline geldi. Hatta ABD’de halk sağlığı yönetmelikleri, CFC’yi soğutucu olarak kullanılabilecek tek gaz olarak belirledi.
CFC güya “mucizevî” bir gazdı. Sadece soğutucularda değil, yangın söndürme tüplerinde, aerosol ürünlerinde (yani bildiğimiz deodorant ve tüm gazlı tüplerde) ve astım cihazlarında da kullanılıyordu.

Kendi icadı tarafından öldürüldü
Midgley, bu mucizevi buluşu nedeniyle çok büyük bir şöhret ve para kazandı. Kimya Endüstrisi Derneği, CFC nedeniyle Midgley'e 1937'de Perkin Madalyası verdi. 1941'de Amerikan Kimya Derneği, Midgley'e en yüksek ödülü olan Priestley Madalyası'nı takdim etti. Bunu 1942'de Willard Gibbs Ödülü ve üniversitelerden verilen fahri doktora unvanları izledi. ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçildi. Hatta 1944'te Amerikan Kimya Derneği'nin yönetim kurulu başkanı seçildi.
Midgley 1940 yılında çocuk felci geçirdi ve engelli kaldı. 1944'te yatağından yardımsız kalkmasına imkân sağlayan bir cihaz tasarladı. Bu icat, onun son icadı oldu. Halat ve çarklardan oluşan bu icadının boğazına dolanması nedeniyle aynı yıl öldü.
‘En fazla insan öldüren organizma’
Midgley kendi icadı tarafından öldürülmüştü ama ölümünden yıllar sonra anlaşıldı ki kendisi, icatları yüzünden ölen milyonlarca kişiden sadece biriydi. Sözde “mucizevî” CFC'lerin ölümcül etkileri, Midgley'in ölümünden 30 yıl sonra ancak anlaşılabildi. Daha doğrusu CFC’nin zararlarını araştırmaya bile gerek görmeyen bilim adamları, 70’li yıllarda ‘çevrecilik’ daha geçer akçe olunca gerçeği görmeye başlamıştı. Yaşarken dünyanın en büyük mucitlerinden sayılan Midgley, ölümünden 30 yıl sonra gerçek “değerine” kavuştu.
Önce ‘kurşunlu benzin’ ile dünyaya geri dönülmez zararlar verdiği ve milyonlarca insanın ölümünden sorumlu olduğu kabul edildi. Keşfettiği CFC ise ozon tabakasını delerek gezegenimizin atmosferinde dev bir yırtık oluşturmuştu. Bu felaketin neden olduğu çevre katliamları ise hiçbir zaman tam olarak ölçülemedi.
Bu kez sahneye TFA çıkıyor
Elbette CFC’ler hemen piyasadan silinmedi ama yerine ikâme edilecek yeni ‘iksir’ çoktan bulunmuştu. Montreal Protokolü ile soğutma, klima ve köpük üfleme uygulamalarında CFC’lerin yerine HFC (hidro-floro-karbon) ve HCFC'lerin (hidro-kloro-floro-karbon) kullanılmasına karar verildi.
Bu iki kimyevî maddenin ortak özelliği ise formüllerinin TFA adı verilen çok güçlü bir asitle sentezlenmiş olmasıydı. HFC ve HCFC’nin bileşenleri atmosfere karışıp ‘güvenli bir şekilde’ yok olduktan sonra bile içindeki TFA hiç değişmeden toprağa ve suya karışıyordu.

Teflonu ona borçluyuz!
TFA yani “Tri-floro-asetik asit” aslında ozonu delen CFC’den bile önce keşfedilmişti. Belçikalı kimyager Frédéric Swarts tarafından 1922 yılında bulunan TFA, o zamanlar çok da itibar görmedi. Ama ne kadar işe yarar olduğuna dair ipuçları vardı. Öncelikle TFA inert bir maddeydi. Yani kimyevî tepkimelere giriyor, hatta bu tepkimelerde mükemmel bir çözücü olarak iş görüyor ama reaksiyon sonrası hiç bozulmadan aynı şekilde geri çıkabiliyordu. Düşük yüzey enerjisi sayesinde yapışmaz bir yüzey oluşturuyordu. TFA’nın bu özelliğini keşfeden siyonist DuPont firması, 1946'da ilk teflon ürününü piyasaya sürdüğünde TFA’nın şöhreti de artmıştı.
Fakat bu şöhret bile TFA’yı, endüstrinin maşası sözde bilim adamları için ‘olağan şüpheli’ haline getirmedi. Yani TFA’nın insan salığına etkisi üzerine hiçbir araştırma yapılmadı. Yapıldıysa da kamuya açıklanmadı. 1960'lardan önceki literatürde TFA hakkında çok az bilgi vardı çünkü bilim adamları TFA gibi basit asitler yerine daha karmaşık asitleri araştırmaya odaklanmıştı. Zaten kullanım alanları da oldukça dardı. TFA’nın bugünkü formülüyle endüstriyel uygulamalarda kullanımı, 1962'de ABD’de ticârî olarak piyasaya sürülmesinden sonra hızlandı.

‘Gezegeni kurtarmak’ için insan soyunu kurutuyor
TFA, herhangi bir durumda tek başına kullanılan bir madde değil. Özünde, flor içeren ve bu haliyle asetik asitten 35 bin kat daha güçlü basit yapılı bir asit. Onu kullanışlı kılan ise donma ve erime derecesiyle suyla neredeyse mükemmel bir uyum sağlaması. Yani tıp ve kimyanın pek çok alanında, suda çözünmesi gereken binlerce maddeyi çok düşük bir dozla solüsyon haline getirebiliyor. Ve bu kimyasal reaksiyonun ardından, elde edilen solüsyona hiçbir etki yapmadan ve hiçbir değişime uğramadan yine TFA olarak tepkimeden çıkıyor.
Bataryalardaki lityum, kobalt ve nikel gibi değerli madenleri ‘seçici çözünme’ özelliğiyle tereyağından kıl çeker gibi geri dönüştürebiliyor. Üstelik bunu yaparken o kadar az enerji kullanılmasını sağlıyor ki bu da enerji verimliliği açısından onu dünyanın “dostu” yapıyor.
Sadece elektrikli otomobillerde değil, biyoyakıt üretiminde de TFA inanılmaz bir performans sergiliyor. Soya, ayçiçeği ya da kanola gibi bitkisel yağların ve hatta bunlardan elde edilen atıkların çok basit süreçte ve %98 verimlilikle biyodizele dönüşmesini sağlıyor.
Yapay zekâ ve otonom cihazlarla birlikte önemi daha da artan ve dünyada uğruna gizli savaşlar verilen yarı iletken üretiminde de TFA vazgeçilmez bir madde. Silikon dioksit ve silikon nitrür gibi malzemeler için plazma aşındırma işlemlerini yaparken, entegre devre üretiminde de hassas desen aktarımını mümkün kılıyor.

Doğrudan üreme sistemini hedef alıyor
Avrupa Pestisit Eylem Ağı (PAN Europe), geçtiğimiz ay TFA ile ilgili Avrupa’da yapılan en kapsamlı araştırmasının sonuçlarını açıkladı. 2024 yılında TFA’nın içme sularındaki kalıntı oranlarını araştıran kuruluş, bu kez gıda maddelerine ama özellikle tahıllara odaklandı. Raporda Avrupa genelinde endişe verici düzeyde TFA kirlenmesi olduğu vurgulanırken, TFA’nın gıda güvenliğini araştıran hiçbir kuruluş tarafından incelenmediğine dikkat çekildi.
TFA’nın insanlara doğrudan ne gibi zararlar verdiği henüz tam olarak bilinmiyor çünkü bu alanda bugüne kadar hiçbir çalışma yapılmadı. Ancak fare ve tavşanlar üzerinde yapılan deneyler, TFA’nın zararlı etkilerini şu şekilde sıralıyor:
Bu bilimsel neticelere rağmen dünya şimdilik TFA’ya karşı harekete geçme konusunda isteksiz. Temmuz 2024'te ‘Alman Kimyasallar Ajansı’, bu bulgulardan yola çıkarak TFA’nın üremeyi engelleyen ve doğurganlığa zarar verdiğinden şüphelenilen maddeler sınıfına alınması için Avrupa Kimyasallar Ajansı'na (ECHA) bir teklif sundu. Fakat ECHA, o günden beri bu konuda herhangi bir adım atmadı. TFA’nın, Avrupa Kimyasal Yasası kapsamında "üreme için toksik" olarak kabul edilen ‘Kategori 1B’ sınıfına alınması yönündeki girişimler de şimdilik neticesiz kaldı.
Çocuklar için üretilen zehir: Kahvaltılık gevrek
Fare ve tavşan deneylerinin de gösterdiği gibi TFA özellikle ‘yavruları’ yani çocukları hedef alıyor. Düzenli olarak TFA’ya mâruz kalan çocuklarda, diğer pek çok zararlı etkinin yanında üreme fonksiyonları da doğrudan zarar görüyor.
Araştırmanın bir diğer ilginç sonucu ise buğday ürünlerinin, diğer tüm tahıllardan daha fazla TFA ihtiva etmesi. Araştırmacılar, buğday bitkilerinin TFA'yı diğer pek çok kimyasala göre hem köklerde hem de toprak üstü dokularda daha hızlı ve daha yüksek oranda biriktirdiğini buldu. Bu durum, TFA'nın molekül yapısının çok küçük olmasına bağlanıyor. Hatta bu molekül boyutunun, beyin-omurilik sıvısını geçerek doğrudan beyine nüfuz edebilecek seviyelerde olduğu biliniyor. Ancak TFA’nın bu özelliği ile ilgili hiçbir bilimsel çalışma bulunmuyor.

Kahvaltılık gevreklerin yanı sıra makarnalar, tam buğday ekmekleri, kurabiye ve hamur işleri de TFA açısından tam bir zehir kaynağı olarak gösteriliyor.
Sonsuz kimyasallar

Tarım zehirlerinin gizli bileşeni
TFA, tabiata sadece buzdolabı ve klima gazlarından yayılmıyor. Hatta artık tabiata karışma oranının büyük bölümünü tarım zehirleri oluşturuyor.
Avrupa ve ABD’de TFA’ya karşı herhangi bir eylem planı olmadığı için Türkiye’de de nesilleri tehdit eden bu maddenin kullanımı yasak değil. Aksine yasal. Özellikle tarım zehirlerinde o kadar yaygın ki neredeyse uygulanmadığı tarım ürünü yok gibi.

Toprak ve suyumuzu TFA ile zehirliyoruz
DIFLUFENICAN
Tahıl ürünleri, elma, zeytin, üzüm, turunçgiller gibi ürünlerde ruhsatlı. Toplamda 640 farklı çeşitte ‘zararlı bitkiyi’ öldürmek için büyüme dönemlerinde kullanılıyor.
FLUROXYPYR
105 farklı bitkiye karşı kullanılıyor. Tahıl ürünleri, çim alanları ve çeşitli bitkilerde ruhsatlı.
FLONICAMID
Domates, biber, salatalık, pamuk, kabak, şeftali gibi onlarca ürün için 250’den fazla tarım zehri ruhsatlı.
FLUAZINAM
Özellikle patates ve domates tarımında kullanılan bir zehir.
FLUOPYRAM
Tarım ürünlerindeki mantarlara karşı kullanılan bir zehir. 130’dan fazla bitki mantarı çeşidine karşı kullanılıyor.
TRIFLOXYSTROBIN
Buğday, arpa, üzüm, sebzelerde ruhsatlı.
FLUAZIFOP-P
Neredeyse tüm tarım ürünlerinde 300’e yakın yabani ota karşı kullanılıyor.
FLUFENACET
AB, 2025'te bu kimyasalın onayını yenilemedi. Sebebi ise yüksek TFA oranı. Ama Türkiye'de 30 farklı yabani ota karşı kullanılan farklı markalarda tarım zehirleri ruhsatlı olarak satılıyor.
FLUTOLANIL
Benzer PFAS endişeleriyle AB'de inceleme altında, Türkiye'de ise ruhsatlı ve kullanılıyor.
Nasıl kurtulabiliriz?
PAN Europe'un raporuna göre TFA tehdidinden kurtulmanın tek yolu, bu maddeyi derhal ve çok katı bir şekilde bütün kullanım alanlarında yasaklamak. Çünkü insan neslini açıkça tehdit eden ve ‘üreme için toksik’ olan bu madde, doğada yok olmadığı gibi kullanımının artması nedeniyle her gün artan dozlarda insanları zehirlemeye devam ediyor.
Ancak bu raporu hazırlayan bilim adamlarının karşısındaki en büyük engel, yine bilim adamları. Dünyada 30 milyar dolardan fazla bir ticari hacmi olan PFAS üreticisi şirketler, kendi bilim adamlarına yaptırdıkları sözde araştırmalarla devletleri ve insanları aldatıyor. ‘Seçici veri sunumu’ yaparak yani gerçekleri saklayarak TFA’nın zararlarının ‘abartıldığını’ savunuyor. Bu sözde bilim adamlarına göre ‘insan üzerinde kanıtlanmış zararları çok sınırlı olan bu mucizevi kimyasal’, dünyanın daha yaşanabilir bir yer olması için vazgeçilmez bir madde.
Elbette bu görüşler de bir gün değişecek. Kurşunlu benzini bulduklarında, itiraz edenleri susturdular. CFC’yi keşfettiklerinde onu sorgulayanları deli ilan ettiler. Pandemi için ‘bilimsel bir komplo’ diyenler olmuştu. Onlara ‘komplo teorisyeni’ yaftası yapıştırdılar. TFA konusunda da şüphelerini dillendirenler olacak. Onlara da yaftalar yapıştırılacak. Onlarla da ‘bilimsel olarak’ dalga geçilecek. Hatta devletler aracılığıyla üzerlerinde baskı kurulacak. Bu süreç de diğer süreçler gibi devam edecek. Ta ki gerçekler kullanışsız ve kabul edilebilir hâle gelene kadar.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.