Mustafa Kemal ve Kemalistlerin Sultan Vahideddin itirafları

Sabetaycı ve masonların Vahideddin Han hakkındaki kini, aradan bir asır geçmesine rağmen bitmedi, bitmeyecek de. Dün yâhut bugün kendi yaptıklarını meşru göstermek isteyenler, çoğu mason ve Sabetaycılardan oluşan İttihat ve Terakki’nin koca cihan imparatorluğunu sadece 6 yılda paramparça etmesine ses çıkarmak şöyle dursun, bütün faturayı son Sultan Vahideddin Han’a kesmektedir.
Bu faturanın kesilmesindeki murad vatan davası olmayıp, Osmanlı’ya kinlerini kusabilecekleri bir şahsiyet olarak seçmiş olmalarıdır. Talat ve Cemal gibi mason Sabetaycılara ses çıkarmayanlar, Türk ama ahmaklığı ile şöhret bulan haris bir beyinsiz olan Enver Paşa’yı da es geçiyorlar. Hain olmasa da Enver’in savunulacak hiçbir yanı yok. Çünkü Osmanlı’nın 1. Cihan Harbine girmesinin en büyük fâili bizatihi kendisi.
Bir mazlumu savunmak insan olan herkesin görevi. Bu hususta ne kadar delil ortaya koyarsanız koyun, vicdanını Kemalizm dinine kiraya vermiş veya kurban etmişleri ikna etmek güç. Ancak mütedeyyin çevrelerde bile Sultan Hazretleri hakkında, Kemalizm’in sık sık tekrarladığı ve mekteplerde zoraki öğrettiği yalanlar yüzünden kötü zanda bulunuluyor.
O halde gelin, biz fikrimizi söylemeden önce Vahideddin Han’ı düşmanlarından dinleyelim:
‘Dünyanın en namuslusu idi’
‘Vahideddin Han M. Kemal’e 40 bin altın verdi’
Kemalist tarihçi İsmet Bozdağ da M. Kemal'e 40 bin altın değerinde para verildiğini, Abdülhamit'in kızı Şadiye Sultan'dan dinlediğini belirtir. Üstelik bu 40 bin altını, Vahideddin'in çiftliğini ve atlarını satarak temin ettiğini söyler. İki Kemalist "para verildiğinde" birleşirler.
‘M. Kemal tarihi doğru anlatmıyor’
Mustafa Kemal imzalı bildiri
25 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi’nde M. Kemal imzalı “düşman propagandalarına inanılmaması üzerine bir beyanname” adlı metin yayınlanır ve orada şöyle denilir:
“İngilizler tarafından satın alınan ve milleti birbirine düşürmek maksadını güden bazı hâinler, sizi aldatmak için her türlü yalanı söylüyorlar. Ankara’da toplanan Meclis, Padişah ve Halife’yi düşman baskısından kurtarmak ve vatanın parçalanmasına engel olmak ve İstanbul’u yeniden ele geçirmek için uğraşıyor. Biz vekilleriniz (Allah ve Peygamber adına yemin ederiz ki) Padişah’a ve Halife’ye isyan sözü yalandır. İstediğimiz tek şey, Hindistan ve Mısır’ın başına gelen halden vatanımızı kurtarmaktır. Onun için İngiliz casuslarının uydurduklarına inanmayın. Allah’ın laneti düşmana yardım eden hâinlerin üzerine olsun ve Rahmet de Tevfiki de Halife ve Padişahımızın, millet ve vatanımızı kurtarmak için çalışanların üzerinden eksik olmasın.”
TBMM’nin 23 Nisan 1920’deki açılışından sadece 5 gün sonra ise 27 Nisan 1920’de Sultan Vahideddin’e bir “Sadâkat yazısı” gönderilir. Mustafa Kemal Paşa imzalı yazıda şunlar yazılıdır:
“Büyük Padişahımız, Halife ve en mukaddes Hakanımız, Efendimiz, İstanbul’un işgali ve bunu izleyen facialar üzerine durumu incelemek, Saltanatımızın hukukunu ve Millî istiklâlimizi savunmak ve sağlamak maksadıyla bu defa Ankara’da Büyük Millet Meclisi halinde toplandık. Anadolu’nun düşman işgali altında olmayan her köşesinden gelen ve millet tarafından olağanüstü yetkilerle izinli kılınan milletvekilleri, oy birliği ile aldıkları karar sonunda bazı gerçekleri yüce kapınıza arz etmeyi, kendileri için bir sadâkat ve kulluk görevi bilirler. Padişahımız, kalbimiz size karşı sadâkat ve bağlılık duygusu ile dolu olarak, tahtınızın etrafında her zamankinden daha sıkı bir sadâkatle bağlanmış bulunuyoruz. Toplantısının ilk sözü padişahına bağlılık olan bu Meclis’in son sözünün de bundan ibaret olacağını yüce kapılarına en büyük ve alçak gönüllükle arz eder.”
Harbiye Naziri Fevzi paşa Ankara'da
Arkadaşlar! İngilizler bizden ve Padişahımız efendimizden Anadolu harekâtını ve Kuvayı Milliye’yi inkâr ve reddetmemizi istediler. Biz bunu kabul etmedik… Çünkü Kuvayı Milliye’yi reddetmek, doğrudan doğruya halkı reddetmek demektir. Biz bunun farkındaydık. Sonra dediler ki, ‘siz ve Padişahınız Kuvayı Milliye’yi reddetmezseniz bütün yolları keseceğiz. Anadolu’ya giden tüm buğdaylara el koyup yalnızca bize yakın olan Ermeni ve Rum halkına buğday veririz. Türk halkını açlığa terk ederiz.’ Hükümet olarak biz ve Padişahımız buna rağmen Anadolu Harekâtı ve Kuvayı Milliye aleyhinde en küçük bir söz söylemedik. Zinhar söyleyemezdik…”
‘Fetva süngü ile yazdırıldı’
‘Vahideddin Han kendini feda etti̇’
İşgal sırasında başta Topkapı Sarayı olmak üzere pek çok mekân kapatılmış, içeride gizli yürütülen hummalı çalışmalarla maddî veya mânevî bakımdan hazine mahiyetindeki büyük kıymete hâiz eşyalar saklanmış ve düşman eline geçmesine mâni olunmuştur. Allah’ın muhafazasıyla başta Mukaddes Emanetler ile İslam Eserleri Müzesindeki Hz. Peygamber (a.s.v.)’dan Osmanlı’ya dek yüzbinlerce İslam eserleri arşivi düşmanın aklına gelmemiş, gelse de erişememişlerdir.
‘Beni̇ seçip Anadolu'ya gönderen Sultan Vahideddin’dir’
https://image.piri.net/resim/imagecrop/2022/11/10/11/28/resized_4909c-79e7f6a9m.webp- İzmir’in mason ve sabetaycı belediye başkanının sözde İzmir’in kurtuluşu etkinliğinde Nutuk’tan aldığı sözlerin sahibi M. Kemal, Uşağı Cemal Granda’nın da olduğu bir ortamda, gerçekleri Yazı İşleri Müdürü Mehmet Tevfik Bilge’ye şu cümlelerle itiraf eder: “Beni, Millî Mücadeleyi başlatmak üzere bunca paşa arasından seçip Anadolu’ya gönderen Sultan Vahideddin’dir!”
- Cemal Granda “Atatürk’ün Uşağı” adlı kitabının “Rifat Hocanın Bağışı” başlıklı bölümünde şunları yazar: “Vahideddin'in kendisine vermiş olduğu yollukların da sonu gelmişti…”
- “Kazım Karabekir sinirleniyor” başlıklı bölümde ise şunları yazıyor Granda:
- Atatürk, son Padişah Vahideddin tarafından Saraya çağırılmıştı. Kabul sırasında Vahideddin ilk olarak ona şu soruyu sormuştu:
- - Şu gördüğünüz düşman gemilerini buradan nasıl çıkarabilirsiniz?
- - O gördüğünüz zırhlılar karada yürümez.
- - Peki bu işi nasıl yapabilirsiniz?
- - Emredersiniz.
- - Ne yaparsanız yapın, fakat bunları buradan kovun...
- Ve kendisine şu görevi veriyor: “Yanınıza çalışabileceğiniz mâiyetinizi alınız. Samsun'a hareket ediniz. Yarın Bandırma vapuru hareketinize hazırdır. Şark vilâyetleri askerî müfettişi olarak yola çıkın. Allah yardımcınız olsun...”
- Padişah, Atatürk'ün elini sıkıyor. O da Saraydan ayrılıyor.
- M. Kemal Paşa, ülkeyi Kazım Karabekir ve Mustafa Kemal’in kurtardığı yönünde yazılanlara sinirlenip: “Eğer bu memleketi bir Karabekir'le bir Mustafa Kemal kurtardıysa çok yazık... Oturup ağlamak lâzım!”
https://image.piri.net/resim/imagecrop/2022/11/10/11/32/resized_fee01-8d4b7669mini_magick20190224189611mrnswa_waifu2x_art_noise2_scale_tta_1.jpgMustafa Kemal: En namuslu adam öldü
Vahideddin Han 16 Mayıs 1926 günü İtalya’nın San Remo şehrinde Hakk’a yürür. Türkiye’nin Roma Büyükelçisi Suat Bey gelişmeyi bir telgrafla o sırada Adana’da bulunan Kemal Paşa’ya “Sultan Vahideddin’in füc’eten (ansızın) vefat ettiği şimdi haber alınmıştır” ifadeleriyle iletir. Kemal Paşa o sıralarda Hamdullah Suphi Tanrıöver, Hasan Rıza Soyak gibi isimlerin de aralarında olan ekiple beraber sofradadır. Haber üzerine Paşa “Vah vah! Allah rahmet eylesin. Bir tarih kapandı. Kim isterdi ki böyle olmasını. Çok namuslu bir adam öldü... isteseydi Topkapı Sarayı’nın bütün hazinesini götürür ve öyle bir ordu kurup, geri dönerdi ki...” demiştir.Bu gecenin şahitlerinden Soyak, o gece Mustafa Kemal’in gözlerinden ince ince yaşlar süzüldüğünü ve kendisini Millî Mücadele için Sultan Vahideddin’in görevlendirdiğini söylediğini anlatmıştır.
Ecevit ne diyordu?
https://image.piri.net/resim/imagecrop/2022/11/10/11/33/resized_aa04b-cdb9b2b2hurriyet.jpg- Bugün AK Parti gibi bir partide milletvekilliği yapan Bülent Arınç’ın oğlu Mücahit Arınç gibi tipler “Sultan Vahideddin karşı koyamamıştır. Millî Mücadele’yi başlatamamıştır, bu anlamda aciz kalmıştır…” gibi rezilâne sözler söyleye dursun, bakın sabetaycı ve mason Ecevit neler diyor: “Vahideddin hâin değildi. Israrlıyım hâin değildi. Vahideddin devleti soymadı. Biraz insaflı olmalıyız. Kurtuluş Savaşı’na belirgin şekilde destek oldu. Dileseydi devletin her şeyini götürür, refah içinde bir hayat sürerdi. Ders kitaplarında artık gerçekleri anlatmak gerekir…”
Sultan'ı öldürme planı
V’akıa, o sofrada hazır bulunan üç vekil (Bakan) ve bir çok mebus, bu linç (Ali Kemal’in linçi) vak’asını tasvip etmiyor, hatta içlerinden Nureddin Paşa’yı takbih ediyorlardır. İzmit, İstanbul’a hücum edecek ordunun merkeziydi. Yemek sırasında Nureddin Paşa (Sakallı Nurettin olarak bilinir, mason ve sabetaycıdır) bahse devam eder:
Başkan Vekili Musa Kazım Efendi bu takriri “Padişah hakkında muameleyi kanuniye yapmayı kabul edenler lütfen ellerini kaldırsın, kabul edilmiştir” diyerek oylamaya sunar ve ne yazık ki hani ‘çoğunluğu hoca’ diye övünülen o Meclis’te kabul edilir.

Sultan'ı infaz için sarayı yaktılar
Hem Sultan Mehmed Reşad Han hem de Sultan Vahideddin Han döneminin Mâbeyn Başkatibi olan Ali Fuat Türkgeldi devrin en mühim şahitlerinden biridir. Türk Tarih Kurumu “Görüp İşittiklerim” adıyla hatıratını sansürlü bir şekilde neşretmiştir. Tarih Kurumu’ndan bedelini ödeyerek sansürsüz halinin bir suretini talep etmemize rağmen sadece ilk 2 sayfasını vermiş, devamını vermeye yanaşmamıştır.
Sarayın yakılması hâdisesinin bizatihi şahidi olan Ali Fuat Türkgeldi’den dinleyelim: “Sarayda bir facia zuhur etti. Ramazan ayı içinde bir sabah Nişantaşı’ndaki kâim ikametgahımda henüz yatakta iken uykudan uyandırıldım. Yıldız Sarayı’nın yanmakta olduğu haberini verdiler… Harem-i Humayun’da Sultan Reşad merhumun vefat ettiği ahşap dairede sabaha karşı yangın zuhur ederek, Hünkar’ın (Vahideddin Han’ın) beytûtet eylediği (gecelediği) alt kattaki daireye de sirayet ederek az zamanda yanıp kül olmuştu…
Vahideddin Han'dan İzmir mevlidi
- İzmir’in kurtuluş haberinİ alan Sultan Vahideddin Han, Ayasofya’da Mevlid-i Şerif okutup dua ettirir. Olup biteni Sinyor Piyetro Quaroni’den dinleyelim: “Türk ordusu, bir semti alevler içinde yanan İzmir’e girmiş, Yunan’la yapılan harb sona ermişti. Sultan Vahideddin’in Türk kuvvetlerinin zaferini kutlamak için teberrüken bir mevlid okutacağını duydum. Bu cidden düşündürücü bir haberdi. Zîra Ankara Hükümeti, Sultan hakkındaki fikrini, ona karşı neler düşündüğünü artık gizlememekte idi. Ve Sultan, kendisini devirecek olan kuvveti zafere ulaştırdığından ötürü Cenâb-ı Hakk’a hamd edilmesini istiyordu… Ayasofya Mü’minlerle dolup taşmakta idi. Büyük kapıdan girince hemen loş bir yer seçip, bir halı üstüne bağdaş kurdum… Hafızlar sıra ile Kur’an okuyordu. Sultanlar sultanı, krallara taç dağıtan Sultan… Vahideddin Han mihrabın yanı başında tek başına oturuyordu… Hutbe biter bitmez halk korkunç bir haykırışla “Kahrolsun gâvurlar” diyordu. İtiraf etmeliyim ki (bir gâvur olarak) ben de gırtlağım yırtıla yırtıla haykırdım: “Kahrolsun gâvurlar!”
- Jandarma, Sultan’a yol açıyordu. Sultan Ayasofya’dan ayrılıyordu. Başını biraz sağına eğmiş, gözleri hafifçe yummuş, duâ okur gibi bir hâli vardı. Dirsekleri hâlâ bükülmüş, avuçları kıbleye doğru açıktı. Yüzü sararmıştı. İstanbul hâlâ işgal altındaydı…”
- Bu yabancı gâvurda ki hissiyat ve samimiyetin zerresi ne eski yerli gâvurlarda ne de şimdikilerde olmadı ve olmayacak. Çünkü onların hepsi bu millet ve inancına öyle kindardırlar ki o gayz yani düşmanlıkları cehennem ateşiyle buluşuncaya dek dinmeyecek.

Karanlık soruların gerçek cevapları
Sultan neden İstanbul’u terk etti?
Sultan Hazretleri, saltanatın Ankara hükümetince 1 Kasım 1922’de ilgasından 19 gün sonra İstanbul’dan ayrıldı. Yukarıda görüldüğü üzere terk etmezse tutuklanıp ya yolda linç edilecek, yâhut da Ankara’ya götürülüp sözde bir yargılamayla idama mahkûm edilip alçakça taşlanacaktı.
İstanbul’u terk etmek tek seçenek miydi?
Elbette kalıp Ankara ile savaşırdı. Galip ve mağlup olacağını elbette bugünden bakarak bilemeyiz. Ancak kalıp savaşsa idi, Müslüman Türk birbirini kırar ve her iki devlet de yok olabilirdi. O terk ederek kendini feda edip, devleti kurtarmıştır.
Çünkü İstanbul, Ankara’ya ait bir toprak değildi ve Sultan ilgayı tanımayıp Osmanlı’nın daha küçük bir alanda kalmasını sağlayabilirdi, hatta işgalciler de bundan büyük memnuniyet duyabilirdi. Veya işgalciler İstanbul’u hiçbir zaman terk etmeyebilir, burada Vatikan benzeri bir devlet bile kurabilirlerdi.
İstanbul ve diğer toprakların işgalinde kusurlu olan kim?
Mustafa Kemal’in yıkılıştaki rolü nedir?
M. Kemal 31 Mart ayaklanmasına katılmış bir subaydır. Osmanlı’nın son döneminin en güçlü ordusu olan Yıldırım Ordularının komutanıdır ki, bu ordu yenik bir ordudur ve Mondros bu yenilgilerin bir neticesidir.
Sultan’ın hiç mi kabahati yok?
Sultan, işgal edilmiş İstanbul’da âdeta esirdir. Sultan’ın ailesi ile bile irtibatı sınırlandırılmıştır. Bankadaki parasına erişimi dahi yasaktır. Ankara ise hürdür. Buna rağmen Sultan bir yolunu bulup, Ankara’ya maddî ve mânevî destek ulaştırmıştır. Bu şartlarda bu mazlum Sultan’ı suçlu îlân etmek vicdansızlık ve nankörlüktür.
Vahideddin Han’a neden yükleniyorlar?
Vahideddin’e yüklenmelerini iki döneme ayırmak gerekiyor. İlki, Millî Mücadele dönemi ve İstanbul’da bulunduğu yıllar. İkincisi ise İstanbul’u terkinden günümüze uzanan zaman. Aslında her ikisinin temelinde;
- Saltanat ve Hilafetin ilgasını meşru göstermek,
- Yeni rejimi kabul ettirmek,
- Yapılan sözde devrimleri haklı çıkarmak,
- Osmanlı ve İslam’a düşmanlık,
- Vahideddin Han üzerinden Kemalizm dinini muhafaza,
- Müslümanlar ve Türkleri baskı altında tutarak sindirmek,
- Millî mücadeleyi Vahideddin Han’ın başlattığını milletimizden gizlemek…
Aslında olup biten kurt-kuzu hikayesi ki üstelik Mustafa Kemal ve Ecevit gibi şahsiyetlerin itiraflarına rağmen son 20 yılda, hassaten de 15 Temmuz sonrasında bile ders kitaplarında bu zulme son verilmemiştir ne yazık ki.
Sultan Damat Ferid’i neden istifa ettirdi?
Sultan Vahideddin tarihte eşi görülmemiş bir ferman vererek Mustafa Kemal’i Anadolu’ya göndermiş, Sivas kararlarını kabul etmeyen Damat Ferit Hükümetini istifa ettirmiştir.
Sultan İngilizlere sığındı mı?
Bu külliyen yalandır. İstanbul işgal altındadır ve İngilizlerin izni olmadan Sultan’ın şehri terki imkansızdır. Çıkış talebi İngilizlere bildirilmiştir o kadar. Sığınacak olsa Millî Mücadele’den önce sığınırdı.
Neden İngiliz gemisiyle çıktı?
Osmanlı’nın tüm gemileri müsadere edilmiş, askerleri silahsızlandırılmıştır. İngiliz’in gemisi veya diğer işgalcilerin gemileri olmaksızın terk mümkün değildir. Ayrıca Ankara hükümeti, Sultan’ı yakalayıp infaz etmek istemektedir ve bu bilgilerin hepsi Sultan ve İngilizlerce bilinmektedir. Sultan bu yolla kendi hakkında bir şaibeyi göze almış, ancak Osmanlı’nın izzet ve şerefinin düzmece bir mahkeme veya linçle lekelenmesini engellemiştir.
Mustafa Kemal’i kim görevlendirdi?
Millî Mücadeleyi başlatması için Mustafa Kemal Paşa’yı bizatihi Sultan Vahideddin Han görevlendirmiştir. Ona ve faaliyetlerine muhalifmiş gibi yaparak hem İngilizlere karşı zaman kazanmış hem de Ankara’nın elini güçlendirmiştir. Bu aslında İngilizlere karşı oynanmış bir oyundur ve İngiliz bunu fark ettiğinde tabiri caizse Sultan’ın ipini çekerek, Ankara’yı destekleme kararı almıştır. Bunun farkında olan Sultan, Lozan’da Tevfik Paşa ile Ankara hükümetine destek sağlamıştır.
İzmir neyle takas edildi?
Yunan, Osmanlı topraklarını işgal edebilecek bir güç değildir. İtilaf devletlerinin ortak kararı ile Yunan’ın İzmir’e çıkışı sağlanmıştır. İngiliz bu sayede birden çok kuş avlamıştır. İlki, Anadolu bununla meşgul edilerek, Musul Kerkük gibi petrol havzaları ele geçirilmiş, İzmir ile hilafet takas edilmiştir. Batı Trakya ve Selanik bölgesi, Lozan’da Yunan’a işgalin ödülü olarak verilmiştir. Edirne ise sigorta olarak tutulmuş, Türk askeri 19 Ağustos 1938’e kadar Edirne’de bulunamamıştır.
Millî Mücadele’yi kim başlattı?

Millî Mücadele’yi bizatihi Sultan Vahideddin planlamış, şahsi mallarını satıp, büyük serveti Mustafa Kemal’e sunmuş, mahiyetine 50’ye yakın kişi ve araç vermiş, sonuna dek desteklemiş, “mecelle-i musibet” diye adlandırdığı Sevr’i imzalamayarak Anadolu’ya zaman kazandırmış, Rauf Orbay gibi isimleri daha sonra destek için Ankara’ya görevlendirmiş, saltanatını ilga ve kendisini öldürmeye çalışmalarına rağmen onlar hakkında hiçbir kem söz söylememiştir. Mustafa Kemal’i görevlendirirken İngiliz’e de tuzak kurup, Mustafa Kemal’in gidiş amacını gizlemiştir.
Mustafa Kemal gökten zembille mi indi?
Öte yandan memleketin ahvalinden mesul olmayan tek bir kişi varsa o da Sultan Vahideddin idi. Bunca şeye rağmen cennet mekân Sultan Vahideddin Han’a “vatan hâini” demek sadece bir iftira değil aynı zamanda emperyalizmin suç ortaklığı ve de Müslüman Türk’e düşmanlıktır!
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.