Ekran zorbalığını önlemede ailenin rolü neden önemli?

Bir gence değerli olduğunu hissettiren akranı değil, ailesinin erkanı olabilir. Yani usul ve adap silsilesini takip eden bir eğitim, insanı zorba olmaktan korur. Bir kişiye değerli olduğunu doğru usulle hissettirmek, onu hem sorumlu hem de mutlu bir vatandaş yapacaktır.
İngiliz filozof Thomas Hobbes, “İnsan insanın kurdudur,” demişti. Hobbes, bu ifadeyi devlet otoritesi ve toplumsal kuralların olmadığı düzlem için kullanmıştı. Bu düzlem, Hobbes için “Doğa Durumu”dur. Ona göre insanlar, varoluşları gereği zaten sürekli bir çatışma hâlindedirler ve birbirlerinin kurdu olmak, fıtratlarının gereğidir. Biz, bu kadar kasvetli bir dünyaya, bu kadar zalimce yaratılmış insanlığa inanmasak da Hobbes’un teorisini anlamak zorundayız bence. Çünkü ortaya koyduğu gerekçeler, bugün bizim gerçekliğimiz konumunda yer alıyor belki de.
Felaket tellallığını “habercilik” sananlar bir yana; akran zorbalığı, ülkemizin gerçekliklerinden biri. Ama tanımları, baştan inşa etmemiz gerekiyor. Akran zorbalığını, okullarda bir çocuğun öbüründe bıraktığı travmatik izler mi tanımlar? Günümüz dünyasında akran kimdir? Zorbalığın çeşitleri, sadece uzun dönemli travmalarla mı ölçülür? Derine indikçe, mevzuda derinleşmeye çalıştıkça sorular artıyor. Bu soruların sorunlar hâline gelmemesi için cevapları bizim değil, otorite sahiplerinin sağlam temellere dayanarak vermeleri gerekiyor. Yine de biz, bir deneyelim.
Thomas Hobbes’a göre insanların birbiriyle çatışmalarının altında üç temel dürtü var:
1. Rekabet
2. Güvensizlik
3. Şan/Şeref
Ona göre insanlar, rekabet içerisindedir; bundan dolayı kendi kazançları için birbirlerine saldırırlar. Başkalarının ve mallarının efendisi olmak için birbirlerinin kurdu olurlar. Ona göre insanlar, güvensizlik içerisindedir; dolayısıyla güvenlikleri için saldırırlar. Kendilerini ve eşyalarını savunmak için şiddet kullanırlar. Ona göre insanlar, itibar için birbirlerine saldırırlar. Şan ve şeref bakımından üstün olduklarını göstermek için bir kelime, bir gülümseme ya da farklı bir görüş gibi “önemsiz şeyler” (trifles) üzerinden birbirlerine saldırırlar.
Evet, Thomas Hobbes; bizim için bir mihenk taşı değil, kerteriz noktamız olamaz. Güçlü olanın gücünü korumak için yaptığı her şeyin meşru olduğuna inanan bu adam, bizim düşünce dünyamızı şekillendirmeyecek tabii ki. Ama 1600’lü yıllarda yaşamış bir filozofun toplumsal çatışmayı açıklarken kullandığı bu üç madde de 2026 yılında geçerliliğini koruyorsa şapkayı önümüze almalıyız. İnsanlık geride kalan bu 426 yılda, toplumsal olarak hiç mi ilerlemedi? Öz güveni eksik olduğu için akranını zorbalayan bir genç, hâlâ 1600’lü yılların insanı olmaktan ileri gidemedi mi?
İnsan, aslında hiçbir yere gitmez. Yaratıldığı fıtrat üzere, içine doğduğu dünya şartlarıyla kendine bir varoluş amacı yükler, yaşar ve ölür. Teknolojinin gelişim içinde olması, hayat şartlarımızın bundan 400 yıl öncesine nazaran daha müreffeh olması, bizleri kandırmasın. İnsan; tertemiz bir fıtrat üzere, her biri diğerinden farklı bir cevher olarak dünyaya gelir. Bu tertemiz sayfaya sıçrayan çamur ya da kıymet mesabesinde gelişimini sürdürür. Şimdi oturup düşünelim. Okulda arkadaşına hakaret eden, öğretmenini saygısızca aşağılayan çocuk, fıtrat olarak “şeytani” mi yaratılmıştır? Elbette hayır. Çünkü “zorba” dediğimiz o çocuk, kötülüğün estetize edildiği bu çağda, “karizmatik” bir iş yaptığını düşünür. Ünlü halk ozanı Lvbel C5’in de dediği gibi; akranını zorbalığa maruz bırakan çocuk, “doğuştan beri haklıdır.”.
Hâl böyle olunca dinlediğimiz müzikten kaydırdığımız reelse, toplumun meylettiği popüler şahsiyetlerden eğlence biçimlerimize kadar her şey gün geçtikçe daha da çirkinleşirken, insanın doğduğu temiz fıtrat üzere yaşamasını beklemek, belki hiç gelmez denilen kara trene bilet almak gibi bir şey. “Şartlar böyle olduğu için akran zorbalığı normaldir,” deyip geçecek miyiz? Elbette hayır.
Öncelikle akranın ne olduğunu tekrar tanımlamamız gerekiyor. Herkesin sosyal medyada var olduğu, söz hakkının herkese “özgürce” dağıtıldığı bu çağda; akranlığın, sadece aynı yaş ve aynı ortam skalasında belirlenemeyeceğini idrak etmeliyiz. Benim 72 yaşındaki dedemin ekran süresi, günlük beş saatten aşağıda değildir. Dolayısıyla dedemin gündemi, kullandığı kelimeler, güldüğü videolar bir noktada benimkilerle kesişmeye başlıyor. Bu durum, beni dedemle eş tutar mı? Bu soruya verilecek cevap, zorbalığın var olup olmayacağını da belirliyor. Değil dedem, ben 10 yıllık arkadaşlarımla bile eş değilim.
Her biri diğerinden daha kıymetli olan iki yaratılmışın özgürlük kisvesi altında birbirine güç göstermesi, bizim kültürümüzde yeri olmayan bir şeydir. İnsanın haddini bilmesi kadar engin bir özgürlük yoktur. Ama had bilmek, kendine değer vermekle olur. Değerli olduğunu hissetmemiş bir insan, bunu başkalarına güç göstererek zorbalık yoluyla devşirir kendine.
Ailelerin bu ince çizgide çocuklarını eğitebilmesi çok önemli. Çocuğu olduğundan daha yüksek bir konuma getirip ilahlaştırmak da hak ettiği değeri vermemek de geleceğin zorbalarını yetiştirmek anlamına gelebilir. Şeyh Galib, bu dengeyi muazzam bir şekilde açıklamıştı:
“Kendine bir hoşça bak, âlemin özüsün sen,
Varlıkların gözbebeği olan insansın sen.
Mertebeni adlarla sanma; adların sahibindedir.
Dönüp varacağın yer, her şeyi Yaratan'dır; eşyaya gideceğini zannetme.
Gördüğün gerçekleri rüya sanma, sen başka bir varlıksın;
Kendini her sureti kabul eden heyulanın büründüğü suret zannetme.”
Keşifle gerçekliği, meydana çıkan manayı dava sanma,
Hakkında söylenen vasıfları, gözüne girmek için söylenmiş sözler zannetme.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.