Gelecekte doğasız bir dünya yaşanmaması için bugünden hangi adımlar atılmalı

Bu yüzyılın gençleri, teknolojiyle doğayı uzlaştıran bir medeniyetin mimarı olabilir. Bugün alınan her çevreci karar, yarının çocuklarına gösterilecek bir gökyüzü, anlatılacak gerçek bir doğa hikâyesi olabilir. Yeşilin son günü olmaması için, bugün harekete geçmek zorundayız.
2125 yılı. Gök, maviliğini çoktan unutmuştu. Gökyüzü, artık yalnızca grinin tonları arasında can çekişen bir tül perdesi gibi durmaktaydı. Güneş hâlâ oradaydı belki ama insanlar, onu en son ne zaman doğrudan gördüğünü hatırlamıyordu. Mega şehirler, göğe uzanan çelik devleriyle doğayı tamamen ezip geçmiş, betonun içinde doğmuş, büyümüş ve yok olmuş zavallı nesiller meydana getirmişti.
Atmosferin yüzde 38’i toksik gazlardan oluşuyordu. Ozon tabakası, ancak tarih kitaplarında yer bulabiliyordu kendisine artık. Hayvanlar, birer efsane olmuştu. Çocuklar; ayıların, balinaların, hatta karıncaların bile gerçek olduğuna inanmıyordu. Ormanlar, insanlık için yalnızca büyük dedelerin ve ninelerin destansı masallarda anlattığı fantastik yerlerdi.
Toprak, artık verimsizdi. Tarım, sadece yapay güneş altında son teknoloji laboratuvarlarda yapılabiliyordu. Su ise altınla takas ediliyordu. Kutuplar erimiş, kıtalar sınırlarını kaybetmişti. İklim diye bir şey zaten kalmamıştı. Termal fırtınalar, asit yağmurları, aniden bastıran buz devri benzeri soğuklar, rastgele felaketler olarak yeryüzünü kasıp kavuruyordu.
İnsanlar hâlâ yaşıyordu ama yaşamaktan çok hayatta kalmaya çalışıyorlardı. Vücuduna entegre edilmiş hava filtreleri, sentetik gıdalar ve dijital doğa simülasyonlarıyla yapay bir “normal” vardı artık, hiç de normal olmayan bir normal. Ama gözler... Gözler ağlıyordu. Çünkü insan, içten içe biliyordu: Her şey, “çok geçmeden önce” değişebilirdi.
Bu geleceği değiştirmek mümkün mü?
Ne yazık ki teknoloji, kontrolsüz hırslarımızla birleştiğinde medeniyeti yüceltmek yerine çöküşünü hızlandırabiliyor. 22. yüzyılda insanlık, ilerlemeyi yalnızca daha yüksek binalar, daha hızlı araçlar ve daha karmaşık makineler yapmakla sağlamaya çalıştı. Ancak hiçbir yapay zekâ, ormanda esen rüzgârın serinliğini, bir sincabın masum bakışını ya da toprağın yağmur sonrası kokusunu taklit edemedi. Doğayı unuttukça kendimizi de unuttuk. Çünkü insan, doğadan koptuğu an, aslında kendisinden de uzaklaşır.
Oysa doğayla kurduğumuz her bağ, geleceğe atılmış bir kurtuluş ipi gibidir. Bir fidan dikmek, bir damla suyu boşa harcamamak, plastik poşet yerine bez torba kullanmak gibi küçük görünen adımlar, aslında geleceğin kaderini belirleyen dev hareketlerdir. Bu yüzyılın gençleri, teknolojiyle doğayı uzlaştıran bir medeniyetin mimarı olabilir. Çünkü her tohumda bir orman gizlidir, yeter ki onu sulayacak iradeyi gösterelim. Bugün alınan her çevreci karar, yarının çocuklarına gösterilecek bir gökyüzü, anlatılacak gerçek bir doğa hikâyesi olabilir. Yeşilin son günü olmaması için, bugün harekete geçmek zorundayız.
Henüz çok geç değil. Bugünden başlayarak bireysel ve toplumsal adımlar atmamız, son derece karanlık bir geleceği önleyebilir. Fosil yakıtları terk edip yenilenebilir enerjiye geçmek, doğayı tahrip eden tüketim alışkanlıklarımızı değiştirmek, yeşil alanları korumak ve çoğaltmak, çevre dostu şehir planlamaları yapmak gibi eylemlerle bu distopik geleceği önlemek mümkün. Aynı zamanda sürdürülebilir tarım uygulamaları, bilinçli su tüketimi ve geri dönüşüm sistemlerinin güçlendirilmesi gerekiyor. En önemlisi ise doğayla uyum içinde yaşamanın teknolojik gelişmenin önünde bir engel değil, tam aksine onun bir parçası olduğunu anlamak. Çünkü doğa olmadan ne teknoloji, ne gelecek, ne de insan kalır. Doğa olmadan her şey yarım, her insan noksan kalır.
- Hiçbir yapay zekâ, ormanda esen rüzgârın serinliğini, bir sincabın masum bakışını ya da toprağın yağmur sonrası kokusunu taklit edemedi. Doğayı unuttukça kendimizi de unuttuk. Çünkü insan, doğadan koptuğu an, aslında kendisinden de uzaklaşır.
*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.