Akademisyen kütüphanesi nasıl oluşur ve büyür?

İnsanı anlatan, araştıran her kitap bizi ilgilendirmek durumundadır.
Okumaya herkes gibi küçük yaşlarda başladım. İlkokulda öğretmenimizin tavsiye ettiği az sayfalı Ömer Seyfettin ve Kemalettin Tuğcu kitapları Türkçe dersi haricinde okuduğumuz ilk kitaplardı. Sınıfımızın küçük bir dolap büyüklüğünde kütüphanesi vardı, orayı da kullanırdık. Ayrıca arkadaşlarla kitap değiş tokuşu yaptığımız olurdu. Ev hâli ve yer değiştirme dolayısıyla uzun süre kendi kütüphanemi oluşturma şansım olmadı. Bunu yapmak için açıkçası üniversiteyi beklemem gerekti. Edebiyat Bölümünü okurken ister istemez alanınızla ilgili pek çok kitabı edinmeniz ve küçük çapta bir kütüphane oluşturmanız gerekiyor. Yurt odasında yatağımızın başucunda kalan boşluklar ve dolap üstleri kitaplarımızı koyduğumuz yerler olurdu. Erken dönemde bir kütüphanenizin olmayışı bu dönemde yaşadığınız taşınmalar sırasında ayrıca işinize de yarıyor (!) Çünkü eşyalarınızın çoğunu ve ağır olanı kitaplar teşkil ediyor. Hakikaten taşınma sırasında kitapları kolilemek, araçtan indirmek, tekrar raflara yerleştirmek büyük mesele.

Üniversite sonrasında başlayan lisansüstü süreci ve akademisyenlikle birlikte aldığınız kitap sayısında müthiş bir artış oluyor. Çünkü kitap almak bir boş vakitte okumanın yanında kendinizi geliştirmenin, akademik araştırmalar yapmanın olmazsa olmaz bir parçası hâline geliyor. Bu yüzden de kütüphaneniz devamlı büyümek zorunda. Tek rafla başlayan süreç eğer böyle bir şansınız varsa evin geniş odasının bütün duvarlarına raflar yaptırmakla neticeleniyor. Bu herkes için geçerli değil tabii. Nihayetinde bir aile ortamında diğer fertlerin de yaşamasına imkân tanımanız gerekiyor.
Elbette aldığım kitapların çoğu işim gereği edebî eserler ve edebiyatla ilgili araştırma, inceleme kitapları. Bunun yanında tarih, hatırat, İstanbul kitapları, biraz sosyoloji ve psikoloji kütüphanemdeki kitap yelpazesini oluşturuyor. Sonuçta insan üzerinde çalışıyoruz. İnsanı anlatan, araştıran her kitap bizi ilgilendirmek durumunda.
Kütüphanenin büyümesi yer sorununu da beraberinde getiriyor. Böyle bir durumla karşılaşınca zaman zaman kütüphanenizi ayıklamak durumunda kalıyorsunuz. Benim bu noktada bulduğum çare, fazlalık veya sonrasında ilgilenmeyeceğimi düşündüğüm kitapları öğrencilerime vermek.
Bu soruya tebessüm ederek cevap vermem gerekecek. Elbette okumadım. Eve gelen bir tamirci, bir misafir öncelikle bu soruyu soruyor. Sanırım gelenler kütüphaneyi görünce bütün kitapları okuduğumuzu düşünüyorlar. İstisnasız evinize ilk defa gelen birisi muhakkak bu soruyu soruyor. Siz de cevap verme durumunda kalıyorsunuz. Çoğu kere aldıklarımız şimdi yahut daha sonra işimize yarayacağını düşündüğümüz kitaplar. Bunlar arasında kapağını açmadıklarımız bile oluyor yahut “iyi ki zamanında almışım” diyoruz. Bazen de yakınlarımızın, arkadaşlarımızın, öğrencilerimizin işine yarıyor. Yani kütüphanenizdeki kitapların hepsini okumaya kalksanız başka hiçbir iş yapmamanız gerekecek. Bu da mümkün değil. Zaman ilerledikçe işin ilginç tarafı aldığınız kitap sayısı da azalıyor. Bundan yaptığım çalışmaların da aynı oranda azaldığı anlaşılmasın. Tam tersine artış söz konusu…
Her okuduğumda yeni şeyler öğrendiğim usta yazarların sanat değeri yüksek eserleri kütüphanemin vazgeçilmezleri. Bazıları kızıyor ama ben kitapları satırların altını çizerek, sayfaların arasına kâğıt parçaları koyarak okuyorum. Bu yüzden bir kitaptan birkaç nüsha aldığım oluyor. Kitapları çizerek okumak daha verimli oluyor benim için.
James Joyce’un Ulysses’i, Tanpınar’ın Huzur’u ve Oğuz Atay’ın Tehlikeli Oyunlar’ı bir hırsızı bile korkutacak ve huzurunu kaçıracak kitaplar olsa gerek.
Açıkçası böyle bir niyetim yok. İşin ilginç yanı, bu soruları kütüphanemde zaman içinde kitap dışında biriktirdiğim, pek çoğu fotokopi olan kâğıtları ayıkladıktan sonra cevaplandırıyorum. Sonrasında ne olur bilemem ama kütüphaneyi yavaş yavaş tasfiye etmek, ihtiyacı olan kişilere vermek en iyisi. Hatırası, hikâyesi olan, bin bir zorlukla aldığınız kitaplar bunun dışında tabii.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.