Özgürlüğü belirleyen şey ihtiyaçlar mı otorite mi?

Bizim dışımızdaki bir otorite tarafından belirlenen özgürlük, yalnızca referansı dünya sistemi olan bir tüketim biçimidir. Bir insan bunu kabul edebilir ama buna özgürlük değil de bir yaşam formu tercihi diyebilir. Hatta genişletilmiş bir cemaat yaşantısı bile diyebiliriz buna. İmamı Amerika olan bir cemaat.
Tanrı dışında her şey duygudur. Ve henüz erişemediğimiz her şey özgürlüğün fake bir tanımıdır. Kimimiz için bir kitap, kimimiz için bir ev alma fikri, kimimiz için bir dünya seyahati. Bu yüzden insan, özgürlüğü sürekli yeniden tanımlayan, bununla birlikte özgür olmama halini de yeniden icat eden bir canlıdır.
Özgür olmayı istemek için önce mahkûm olmak, mahkûm olmak içinse bir suç bulmamız gerekir. Eğer bir insan özgür olmayı istiyorsa, önce suçlu olmayı bilmesi gerekir. Hatta suçlu olmayı öğrenmesi. Tam da burda özgürlükler ve suçlar ortaya çıkar. Bir ev alıp özgür olmayı, istediğini yapıp özgür olmayı düşünen bir insanın bunları yapamadığında neden suçlu olduğunu bilmesi gerekir. Yani istediğimiz kazağı alamadığımızda özgür olamıyorsak, demek ki o kazağı alamamak da bir suç haline geliyor.
Suçu, cezayı ve özgür olmayı belirleyen kim peki? Kim düşündü bunları? Kim tanımladı? 16. yüzyılda özgür olmak kendi toprağında, kendin için çalışıyor olmaktı. Bunu belirleyense dönemin ekonomi koşullarıydı. Buradaki ekonomik koşulları belirleyen otorite ise Osmanlıydı. O zaman önce şunu anlamamız gerekiyor, özgürlükten bahsediyorsak konu ne olursa olsun ilk temel dayanak ekonomidir. Ekonomiyi belirleyen iktidar, ekonomik kazanımın nasıl harcanacağını da belirler. Bi dakka bi dakka yani. Senin dünyayı gezmek istemen, o kafeye gitmek istemen daha önce tasarlandı mı yoksa?
Bizim dışımızdaki bir otorite tarafından belirlenen özgürlük, yalnızca referansı dünya sistemi olan bir tüketim biçimidir. Bir insan bunu kabul edebilir ama buna özgürlük değil de bir yaşam formu tercihi diyebilir. Hatta genişletilmiş bir cemaat yaşantısı bile diyebiliriz buna. İmamı Amerika olan bir cemaat.
Peki biyolojik olarak özgürlüğe nasıl karar veriyoruz? Alnımızda bulunan ön frontal korteks, yani insanın karar verme mekanizması, tıpkı telefonların modeme bağlanması gibi bağ oluşturarak karar veriyor. Yani siz bir karar alacağınız zaman, bir düşünceyi tercih edeceğiniz zaman, ön frontal korteks güvenli olanı, yani içinde bulunduğunuz arkadaş grubunun yahut da ailenizin düşünce dairesine bağlanıp bir düşünce sentezi ortaya çıkarıyor ve karar veriyor. İnsanoğlunun gündelik hayatı sürekli bu bağlantı haliyle devam ediyor. Hatta birçoğumuz artık bu karar mekanizmasını bazı sosyal medya hesaplarıyla yapıyor. Korkunç. Tarihte dünyadaki genel işleyiş bağlantısından çıkabilen iki grup var birisi mutasavvıflar diğerleri de mistikler. Mutasavvıflar bunu dinin yüksek bir yorumuyla (içinde kuralların artık kural olmaktan çıktığı bir sevgi hali) doğrudan Allah’la kendilerini ilişkilendirerek yapıyorlar. Mistikler ise dünyadaki işleyişi tabiatın sınırlarıyla eritiyorlar. Yani bu şu demek: Otoritesiz bir yaşantı imkânsız. Ama bizim özgürlüğümüzü genişletebilmemiz için en güçlü olanın otoritesi seçiyor olmamız lazım ki dünyadaki işleyişi aşmak mümkün olsun.
Yemek yemek, kıyafet almak, cinsellik... Özgürlük bu üçüyle tanımlandığında çok primitif bir yere varıyoruz. Aslında mağarada yaşayan bir insanla medeniyetle yaşayan bir insanın arasındaki bütün farkların eridiği bir eşik oluyor. Hâlbuki yemek yemek, barınma, cinsellik bunlar zaten temel ihtiyaçlar. Özellikle cinsellik, doğu toplumlarında evliliğin ertelenmesiyle bir kriz haline gelmiş ve özgürlüğün gizli bir tanımı olmuştur. Peki cinselliğin özgürce yaşandığı Batı’ya baktığımızda fotoğraf ne? Batılılar akın akın Orta Doğu, Afrika ve Asya seyahatleri yapıyor. Cinsellik, alkol, satın alma özgürlüğü onları tatmin etmiyor. Onları tatmin eden yeni şeyse insanların aile bağları. Toplumsal sevgi. Bozulmuş bir versiyonunu yaşıyor olsak da bizde hâlâ nefes alıp veren o şeyi arıyorlar. İnsan özgürlük olarak tanımladığı şeyleri gerçekleştirdiğinde geriye iki konu kalıyor: Sevgi ve yalnızlık. Demek ki sevgi ve yalnızlık meselesi çözüldüğünde özgürlük iddiasının arkasındaki işleyiş mekanizması da bozuluyor.
Sevgili okuyucu, “Dünya bir vesvesedir.” diyor Gazzâlî. Yaratıcı dışındaki her şey bir vesvese. Bir şeyin vesvese olduğunu ise onu geride bıraktığımızda anlayabiliyoruz. Bunun yanı sıra gündelik özgürlük hâllerinin çoğunluğu ajanslar tarafından planlanıyor. Temel ihtiyaçlar karşılandıktan sonra özgürlük adına insanın kendi derisi dışında hiçbir şey yok aslında. Her şey içerde başlayıp bitiyor. O zaman özgürlük için bir “içimizin” olması gerekiyor.
Özgürlüğün bireylerde henüz bir özgürlük olması dediğim gibi henüz onu gerçekleştirememe hatta ona izin verilmeme direnci. Bir şeyden direnci aldığınızda o şey aslına rücu eder. O zaman özgürlük başlığı altındaki bütün ihtiyaçları, henüz ihtiyaç haline gelmeyecek bir evrede, sağlıklı koşullar altında gerçekleştirildiğinde özgürlük bir anda içe bakan bir yola dönüşüyor. Özgürlük, yetişkinliktir. Yetişkin olmak için mesuliyeti almak, suçu bulmak gerekir. Yan sokaktaki yetimin neden aç olduğuyla başlayan bir soru hepimizi özgür kılmaya yetebilir.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.