Dindar çevrelerde sanat ve yazara değer sorunu

Savaş Ş. Barkçin
17:00, 07/04/2026, SalıG: Güncelleme: 18:44, 07/04/2026, Salı
CategoryCins
Cins Dergi
Dindar çevrelerde sanat ve yazara değer sorunu
SANAT KAÇ PARA EDER?

Sanatın ve yazarlığın bizde kendi başına bir “meslek” ve maişet alanı hâline gelmesi çok yenidir. Ehl-i hıref ve Enderûn hariç hünerli insanların çoğu zaten ya medresede müderristir ya bürokrattır ya da kendi geçimi vardır. Mesela, Osmanlı’nın son zamanlarına kadar sadece müzik yaparak geçimini sağlayan azdır.

Herkesin çok düşünmeden tekrar edip durduğu eski bir beyit vardır: “Mârifet iltifâta tâbidir / Müşterîsiz metâ zâyidir.” Bu beyit para etmeyen, maddi karşılığı olmayan sanat ve fikir işlerinin kıymeti olmayacağını ima eder. Onun için pek sevmem. Ama aynı zamanda yazarlara ve sanatçılara en az başka meslek erbabı kadar değer verilmesi için söylenir. O açıdan elbette doğrudur. Sanatkârlara ve yazarlara tüccarlar veya bürokratlar gibi bakılıyorsa hapı yutmuşlar demektir. Çünkü düşünce ve sanat ile diğer meslekler arasında fark olduğu gibi, diğer mesleklerden para kazananlar ile sanatından veya yazısından para kazananlar arasında da bir fark vardır.

Bizde özellikle dindar geçinenlerde ilim, düşünce ve sanat erbabını aşağı görmek hastalığı yaygındır. Bana da bürokraside bir yandan akademik çalışmalar ve sanat faaliyetleri yaptığım için bugün meşhur olan bazı “dindar” abiler “Havadan işlerle uğraşıyor.” derlerdi. Öyle ya, onların havasız işleri önlerine gelen her şeyi bir rant, makam ve şöhret fırsatı olarak görmek ve saldırmaktı. Hepsi yüksek makamlara geldiler, para babası oldular ama “havadan işler” ile ilgileri olmadığı için odun kaldılar. Bizim cenahın nazarında kültür beş para etmez bir şeydir. Başka her şeye para verebilen para babaları, devlet adamları iş; ilim, düşünce, yazı ve sanat olunca pek bedavacı olurlar. Bunlar her şeye para verirler ama iş dindar yazar veya sanatçıya gelince “Allah rızası için yapacaksın canım!” derler. Behey nadan, zaten Allah rızası olmasa o adam size niye iş yapsın ki? Hayatım böyleleriyle mücadele etmekle geçti.

Bizim camiadaki kapitalistler diğerlerine benzemez. Daha vahşi ve duyarsız adamlardır. Bir örnek vereyim. 90’lı yılların sonunda bir dergi çıkarmaya başladık. Her dindar grup gibi derginin başına paragöz bir müdürü atamışlardı. Adamın kültürle, yazıyla, fikirle bir ilgisi yoktu. Ama patronlara şirinlik yapmada ileriydi. Böyle tipleri başka yerlerde de gördüm. Güya kültür faaliyeti yapan yerlerin başına da nedense hep böyle cahil mutemetler konur. Gerçi her işimiz de öyle değil mi?

İnsanın sevdiği ve hüneri olduğu bir işten geçimini sağlaması çok güzeldir fakat maişetini sadece sanatından sağlamasının bazı sakıncaları vardır.

Neyse, biz dergiyi tasarlayanlar işimize büyük emek veriyoruz. Yazarlar, yazılarını gönderiyorlar. Biz de hem içerik hem de görsel kaliteyi yükseltmeye çabalıyoruz. Ayda bir yazarlar kurulu toplamayı kararlaştırdık. Müdür efendi de bizimle oturuyor. Ben, “Erzurum’dan, İstanbul’dan Ankara’ya uzak yerden gelecek yazarlar var. Onların uçak biletini almalıyız. Ayrıca her yazara adam gibi telif vermeliyiz.” dedim. Müdürün gözleri açıldı: “Sen ne diyorsun Savaş? Müesseseyi mi batıracaksın? O kadar parayı nereden bulacağız?” Adama masada duran çay bardaklarını gösterdim: “Bu çaya ve şekere para veriyor musun?” Garipsedi, “Eee, tabii.” dedi. Ben de “Bak, bu çay ve şeker olmasa da dergi çıkar. Ama yazarlar ve yazıları olmadan çıkmaz. Madem paran yok, şu çayı ve şekeri azcık kes, ordan tasarruf ettiğin parayla yazarlara layık oldukları parayı verirsin.” dedim. Adam itiraz etti ama onunla didişmeye devam ettim ve sonunda hamdolsun uçak bileti meselesini kazandım. Ama yazarlara düzgün bir ücret verilmesini sağlayamadım.

Hayatımın ilerleyen dönemlerinde kitap teliflerini ve yazı ücretlerini düşük tutmaya çalışan, yazarların alacaklarını geciktirmeyi marifet sayan yayınevi sahipleriyle de karşılaştım. Para sıkışıklığı var diyerek milletin alacağını öteliyorlardı. Bu dindar kapitalistlere göre zaten bir yazar ne iş yapardı ki? Oturup kafadan bir şeyler uyduruyorlardı. Buna iş mi denirdi? Aslında böyle boş iş yapanların yazdıklarından para kazanması bile neredeyse ayıptı. Bu kapitalistlere göre göre elektrik, su faturaları bekleyemezdi, çay-şeker parası, kendi bindikleri arabaların yakıt masrafları bekleyemezdi ama yayınevinin asıl omurgası olan yazarların alacakları bekleyebilirdi. Ama eminim, bu tiplere sorsanız size şu hadisi ezbere okurlar: “Çalışana ücretini teri kurumadan veriniz.” (İbn Mâce). Kendi alacakları için şahin kesilenler nedense sıra yazarlara veya sanatçılara gelince onu hemencecik unutuveriyorlar. Galiba bu hadis onların güdük muhayyilelerinde şu manzarayı canlandırıyor: Bir amele elinde kürek kazmayla yol inşaatında çalışıyor. Tepesinde kızgın bir güneş... Adam kan-ter içinde... Arada bir duruyor, eliyle alnında biriken terleri siliyor. İşte ona yevmiyesini akşam vermek lazım. Bu tiplere göre sanatçılar ve yazarlar ameleler gibi kazma-kürek sallamadıkları için bu hadisin kapsama alanı dışındaydılar. Şarkı çalarken, söylerken, yazı yazarken veya resim çizerken alınları terlemediği için ücretlerini hemen vermek de gerekmezdi. Zaten sanatçılara gelene kadar bir sürü masraf vardı. Mesela makam sahibi veya zengin birilerine poz atmak için en kral sofraları, ikramları yapmak, hediyeler almak, kendi altlarına lüks arabalar çekmek, kafası basmayan akraba-taallukatlarını işe almak... Say sayabildiğince...

Sanatın ve yazarlığın bizde kendi başına bir “meslek” ve maişet alanı hâline gelmesi çok yenidir. Ehl-i hıref ve Enderûn hariç hünerli insanların çoğu zaten ya medresede müderristir ya bürokrattır ya da kendi geçimi vardır. Mesela, Osmanlı’nın son zamanlarına kadar sadece müzik yaparak geçimini sağlayan azdır. Meşhur bestekârların ve müzisyenlerin çoğu memurdur, paşadır, askerdir, âlimdir, bakkaldır, tüccardır... Mesela üstadımız Ahmed Avni Konuk hazretleri PTT’de hukuk müşaviri idi. Böyle olanların sanatlarını, samimiyetlerini muhafaza etmesi daha kolaydır. Başkalarının değil, kendi zevklerine göre sanat yapabildikleri açıktır.

İkinci Mahmud dönemine kadar sultanların kendi müziğimize değer verdiği zamanlarda sarayda bulunan büyük bestecilerin çok iyi maaşları vardı. Ama müzisyenlerin ve müziğin tek barınma yeri orası değildi. Zenginler, paşalar, eşraf da sanatçı ve edibleri himaye ederlerdi. Böyle refahı kim istemez? Bizim Dede Efendi hazretleri istemezmiş mesela... O sarayda uzun süre kaldı ama gönlü hep tekkede idi. Altın kafese konmuş bülbül gibi hep saraydan kaçmaya çalıştı. İkinci Mahmud, dedemizden bir âyin bestelemesini ister. O da muhteşem bir beste olan Ferahfezâ âyin-i şerîfi besteler. Dinleyin, siz de anlayacaksınız. Fakat mübarek dedemiz bestelediği onca âyin-i şerîf bestesi içinde en az bu eserini beğenirmiş. Neden mi? “Çünkü diğer âyinlerimi Hazret-i Pîr Efendimizin (yani Mevlânâ hazretlerinin) himmetiyle besteledim. Fakat bu âyini sultanın isteği ile besteledim. Ondan pek sevmem.” dermiş.

Osmanlı’da Batılılaşma ve dolayısıyla kendini kaybetme döneminde müzik eğlence ile eşdeğer sayıldı. Eğlence para getirdiği için bu alana giren müzisyenler geçimlerini müzikten sağlamaya başladılar. Kahvehaneler, tiyatrolar, kabareler, giderek gazinolar ve pavyonlar müzisyenlerin “işyerleri” oldular. Az sayıdakiler devletin radyo ve televizyonuna, korolarına girip memur oldular. Yazarlar ise gazetelerde düzenli yazmaya başladılar. Ama bu kazanılan paralarla âbâd olanı yine de pek azdı. Abdülhamid karşıtı bazı gazeteciler bir de Abdülhamid’den para yardımı isterlerdi. Alırlardı da...

İnsanın sevdiği ve hüneri olduğu bir işten geçimini sağlaması çok güzeldir. Fakat insanın maişetini sadece sanatından sağlamasının bazı sakıncaları da var. Mesela sanat kalitelerini muhafaza etmekte çok zorluk çekerler. Düşünsenize profesyonel bir sanatçı içi kan ağlasa da, o gün hiç canı istemese de, okuyacağı eserden nefret etse de, bininci kez okumaktan bıkmış olsa da “ekmek parası” deyip halkın karşısına çıkmak zorundadır. İstemediği zamanda, istemediği yerde, sevmediği eserleri, sevmediği tarzda, benimsemediği kıyafette, hoşlanmadığı insanlarla beraber icra etmekten daha büyük bir azap olamaz. Bir konserde çalacak veya söyleyecek olsalar, başkalarının tercihine, zevkine ve çoğu kere yozluğuna mahkûm olacaklar demektir. İnsanın sanatından geçinirken niyetini ve safiyetini koruması bu açıdan çok önemlidir. Sanatı bir mevhibe-i ilâhî, yani Mevlâ’dan gelen bir armağan olarak görenler onun sâfiyetine dikkat ederler. Nitekim Bekir Sıdkı Sezgin merhum öyle diyor: “Mûsikî bir nîmettir, hüsn-i isti’mâl gerektir.” Yani mûsikî nimetini güzel kullanmak gerekir. Bunu bütün sanatlar ve hatta meslekler için söylemek mümkün. Çünkü her nimet bir emanettir. Ve bizler bize tevdi edilen emanetlerden sorumluyuz. Burada da, orada da...

Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026