Stockholm’de karlı sokaklar, tarihi bölgeler ve lezzet duraklarıyla keşif

Yaklaşık dört saate yakın süren uçuş sonrası şehre vardım. Seyahatlerimde bana küçük bir çanta eşlik eder. Böylece bavul bekleme eziyetini atlamış olurum. Yine öyle yaptım. Çantamı aldığım gibi dünyada gördüğüm en kısa pasaport kuyruğunu da atlatıp dışarı çıktım. İlk çıktığım anda yüzüme vuran soğuğa inanamasam da Kuzey, bana “Hoş geldin!” diyordu. Havalimanından şehir merkezine ulaşmak, 40-45 dakika kadar sürüyor. Arlanda Express, en kolay ulaşım aracı olsa da biraz pahalı. Ancak birkaç bilet alınca indirimleri oluyor, unutmayın . Ben üç günlük olanı tercih ettiğim için havalimanından şehir merkezine ulaşımın da dâhil olduğu seçeneği kullandım. Ulaşım için neyi kullanırsanız kullanın Stockholm’de hepsi çok konforlu. Şehrin içindeki kısa mesafelerde Uber ya da Bolt gibi seçenekleri değerlendirebilirsiniz. Mesafeler kısa gözükse de soğuk sert olduğu için sıcak bir ulaşım insana iyi geliyor.
Merkeze vardığımda, otelim merkeze oldukça yakın olduğu için yürümek istedim. Akşamüstü olmasına rağmen hava çoktan kararmıştı ve beni bir sürpriz bekliyordu: kar. Ben gelmeden bir gün önce neredeyse her yeri bembeyaz yapan kar, beni çok heyecanlandırdı. Karanlık havada ışıl ışıl Stockholm’ün karlı sokaklarında yürümek bana iyi gelmişti. Seyahatimden önce Stockholm’de kalacağım oteli, Agoda üzerinden çoktan ayarlamıştım. Booking ya da Agoda gibi sitelerden önceden rezervasyon yaptırmak, seyahat bütçemi ayarlamak için iyi oluyor. Böylece en uygun fırsatları önceden yakalayabiliyorum.
Otele gitmeden önce İstanbul’da yaptığım listeden en yakın kafeyi seçip oraya gitmeye karar verdim. Boş sokaklarda yürüdükten sonra Drop Coffee’ye gittim. Kafe, şehrin Södermalm bölgesinde bulunuyor. Burası, şehrin tarihî bölümü olan Gamla Stan'ın güneyinde kalıyor. Södermalm, daha düzenli ve tarihî bölümün aksine İsveçlileri günlük rutinlerinde görebileceğiniz bir yer. Kafeler, butikler açısından şehrin en hareketli yeri. Konaklamak için burayı tercih edebilirsiniz.
Kafe de bu soğuk İsveç gününde tıka basa doluydu. Gençler, yaşlılar, çocuklar hatta bebekler dahi mekânlarda vakit geçiriyor. Bu kadar geniş yaş skalasını görünce çok şaşırdım. Hemen kendime ısınmak için kahve ve geleneksel İsveç hamur işi olan kardemummabullar, yani kakuleli, tarçınlı çörek söyledim. İkisi de soğuğu unutmamı sağladı. Dünyanın farklı yerlerinde yemiş olsam da en güzellerinin burada olduğunu söyleyebilirim. Biraz yorgunluk attıktan sonra otele doğru yola koyuldum.
Otelim, şehrin tarihî bölgesi Glam Stan’ın tam ortasında, deniz kenarında kalıyordu. Küçük ve tarihî bir butik otel... Check-in yaptırdıktan sonra koşa koşa odama çıkıp, hemen camı açarak denizi görüp görmediğini kontrol ettim. Camdan sarkıp kafamı uzatırsam minik bir mavilik görebiliyordum. Eh, buna da şükür. Eşyalarımı bıraktıktan sonra meşhur İsveç köftesi yemek için yola koyuldum. Rivayet bu ya köftenin İsveç’e Osmanlılardan geldiği söylenir. 18. yüzyılda İsveç Kralı On İkinci Karl, Türkiye’yi ziyaret ettikten sonra ülkesine eli boş dönmez. Çok beğendiği köftenin tarifini de yanında götürür. Zamanla köfte, İsveç mutfağında önemli bir yer edinir. Köftemize özgün soslarla birkaç yenilik katmışlar ve bendeniz de bu gezide bunlardan keyifle yedim.
İsveç usulü köfte yemek için bunun en iyi yapıldığı yer olan Pelikan’dan daha şehre varmadan rezervasyon yaptırdım. Söz konusu yemekse işimi şansa bırakamam. 1733’ten beri varlığını sürdüren Pelikan, İsveç köftesini en iyi yapan yerlerden biriymiş. Alışık olunanların aksine daha büyük olan bu köfteler, özel sosu ve meşhur lingonberry’leri (İsveç mutfağında sık kullanılan bir tür yaban mersini) ve patates püresi ile servis ediliyor. Köftelerin güzelliği bir yana patates püresi de beni mest etti. Pelikan, yazımın girişinde bahsettiğim Södermalm bölgesinde kalıyor. Gamla Stan’a gitmek için metroya binip otelin biraz gerisinde indim. Bu şehri yürüyerek karış karış keşfetmek istiyorum. Tabii soğuk ne kadar izin verirse!

Ertesi güne oteldeki kahvaltıyla başladım. En sevdiğim şeylerden biri, uyanır uyanmaz beni sıcak kruvasanların karşılaması. Kahvaltıyı yaptıktan sonra, günün planını kafamda yaptım. Gamla Stan’i yürümeye karar verdim önce. Bu tarihî bölge, küçük bir turla hemen bitiyor. Şehrin en turistik bölgesi burası, biraz bizim Sultanahmet gibi düşün. Hediyelik eşyalarını buradan alma, çünkü fiyatlar şehrin diğer bölgelerine göre daha yüksek. Seyahatin altın kuralı, turistik bölgelerden ne kadar uzak o kadar ucuz!
Vasterlanggatan ve Österlanggatan, Gamla Stan’ın en işlek iki caddesi. Buradaki en eski ve ikonik yapılar, 1200’lü yıllarda inşa edilmiş. Girişleri ne yazık ki ücretli. Bu tarihî bölgenin sokakları, özellikle havalar sıcakken çok güzel oluyormuş. Benim geldiğim bu soğuk günde pek de işlek olduklarını söyleyemem. Ayrıca bu bölgede Stockholm Katedrali, Kraliyet Sarayı ve kentteki en ünlü yerlerden biri olan Nobel Müzesi de bulunuyor. İlgine göre tercihler yapıp içlerini gezebilirsin. Ben çok az vaktim olduğu için dışarıdan bakmakla yetindim. Eğer fotoğraf meraklısıysan görmeden dönmemen gereken en önemli yer, Fotografiska Müzesi. Eğer Stockholm Pass alırsan hem ulaşım hem de müzeler ücretsiz oluyor, unutma!

Stockholm’ün metro istasyonlarının namını duymuşsundur. Ben de pek çok yerde denk gelip merak ediyordum. Birkaçını da görmek istedim. “Dünyanın en uzun sanat galerisi” olarak da bilinen ve adının hakkını veren bu istasyonlara epey zaman ayırmak gerekiyor. Yapımına 1950’li yılların başında başlanan ve heykelden resme birçok sanat eserini barındırmasıyla meşhur bu istasyonlardaki eserler, pek çok sanatçının imzasını taşıyor. Bütün bu sanatın yer altına inmesinin de önemli bir sebebi var. Sanatın halk için ulaşılabilir olmasını isteyip, böyle bir karar vermişler. Örneğin Makalös Sarayı’dan çıkan kalıntıları, istasyonlardan biri olan Kungstradgarden’de görebilirsin.

Bu renkli istasyonlardaki eserleri kaçırmamak için bir liste çıkarmıştım. Ancak listeden yalnızca birini görmeye vakit ayırabildim: T-Centralen. Burası, Per Olof Ultvedt imzalı masmavi duvar resimlerinin olduğu ana istasyon. İstasyonu gördüğümde, metronun hareketli doğasına karışan mavi, zihnimi rahatlattı. Birkaçını daha görmek isterdim ama bir başka bahara bırakarak yer üstüne çıktım.
Yazarlık yanında çizerlik de yaptığım için sonraki duraklarım, kendi ürettikleri kâğıtlardan defterler yapıp sonra da onları ciltleyen Bookbinders Design ve sanat malzemeleri satan Kreatima oldu. Bookbinders’ta çizimlerim için bir defter aldıktan sonra bir de renklerine bayıldığım bir kalem seti temin ettim. Birbirinden güzel kalemler, çeşit çeşit kâğıtlar, sanat malzemelerinin arasında mutluluktan neredeyse dondum kaldım. Epey büyük Kreatima'nın tamamını gezdim önce. Sonra önceliklerime karar vererek kâğıt ve boya kalemleri almaya koyuldum. Karar vermiştim, yeni aldığım el yapımı kâğıtlarla eve dönünce Stockholm’ü çizecektim.

Kreatima’dan çıktıktan sonra, otobüsle çok merak ettiğim Gast’a gittim. Burası, harika fırın ürünlerinin ve nefis kokulu kahvelerin olduğu şehrin en iyi kafelerinden biri. Gast, İsveççe misafir demek. Onlar da müşterilerine evlerine gelen misafir gibi davranıyor. Filtre kahvesini içtikten sonra masama gelen garson kızın Türk olduğunu fark ettim. Şehre dair biraz konuştuk. Kahvemi satın aldıktan sonra ücret ödemeden bir yenisini içebileceğimi söyledi. Şaşırdım ama bu şehirde şaşırmayı bir kenara bırakmak gerekiyor. Çünkü su, kahve gibi pek çok şey, her zaman ikram ediliyor. Burada olduğu gibi çeşme suyunun içilebilir olması, bir şehir için büyük güzellik. Gezim boyunca suya hiç para vermediğimi söylemem gerek. En büyük şaşkınlıklarımdan biri de dönüş yolunda havalimanında bir şeyler atıştırmak için oturduğum kafede de kahvenin ücretsiz olmasıydı. Güzel, tatlı, keyifli bir jest. Belki de bu soğuk iklimli şehirde böyle sıcak jestlerle ısınıyorlardır. Stockholm, içimi ısıttı çünkü...
*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.